Kadın Cinayetleri
Elli yıl -yarım asır- nasıl
anlatılır bir yaşamda! Elbette kişiye göre değişen bir durumdur. Fakir var,
zengin var, yoksul, aç var… Sevgi, saygı var mı? Bu sorunun cevabı başka bende.
Sevgi, saygı, empatiyi –duygudaşlık- gerektiren bir olgudur. Empati yoksa saygı, sevgi de derin değildir. Gösterişten öte geçmez. Neden mi? çok basit. Çünkü hayvanları tanımayan insanlar insanlık farkını bilemezler de ondan.
Elli yıl öncesi toplumun üçte ikisi
köylerde kasabalarda yaşardı. Her evde bir veya birden fazla hayvan bulunurdu.
Bu hayvanların sorumluluğu genellikle çocuklarda olur ve çocuklar hayvanların
beslenmesinden sorumludurlar. İyi doyuracaklar, susuz bırakmayacaklar. Kayıp
olmayacaklar. …
Çocuk ağladığı zaman ağlayan hayvan
gördünüz mü hiç? Ben gördüm. Bizim eşek, namı değer Tülü. İlkokul yıllarımdı.
Bahçeden öküzler için yiyecek çayır, mısır biçtim. Semerin her iki yanına bağ
yaptım. Heybeyi de üzerine astım. Kendimiz için topladığım domates, biber,
patatesleri heybenin gözlerine paylaştırdım.
Öğleyi geçmişti zaman. Tülü de
karnını doyurdu. Bindim semerine, düştük yola. Köy içine gelinceye kadar aheste
aheste geldik. Herkes memnundu hayatından. Çeşmeye yaklaşınca huysuzluğu tuttu.
İllaki su içecek yalaktan. Ben de su içsin istemiyorum, terli, hasta olacak
diye. İki veya üç deneme oldu, ben de yuları sertçe çekerek engel olmaya
çalıştım.
Nihayet bir hoplayışta sırtından
attı beni. Çeşmenin bir ya da iki metre yakınına düştüm sırtüstü. Kalkmak için yüklendiğimde zorlandım,
kalkamadım. Hafif ağrı hissettim. Tülü
su dolu yalağa eğildi eğilmesine de su içmedi. Ben gözüne takıldım. Kafasını
çevirip baktı önce. Bekledi biraz. Gözleri bendeydi sürekli.
Döndü yanıma geldi. Burnuyla
yuvarlamaya çalıştı. Aslında kalkmamı istediğini biliyordum. Kalkamıyordum.
Anladı kalkamadığımı. Gözleri yaşlandı o an. Yalvaran gözler bana bakıyordu.
Adeta yalvarıyordu kalk diye. Zorladım kendimi ama yapamadım.
Anırmaya başladı o zaman. Ses tonu
arabeskti. İlk kez öyle bir ses tonu duyuyordum. Onun da canı yanıyordu,
belliydi davranışından ve sesinden. Yakındaki evlerden dışarıya çıkanlar
görünce yanıma geldiler. Beni kucaklayıp sırtına bindirdiler. Yuları da elime
verdiler. Tülü yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Gelin taşır gibiydi.
Kayıyordu sanki. İleri-geri hareketi olmuyordu semerde.
İki yüz metre kadar öyle götürdü
beni. Eve varınca anırdı, haber verdi geldiğimizi. Babam indi aşağıya. Beni
kucaklayıp indirdi. Soğudukça ağrım artmıştı.
Su vermek için kovayı alıp musluğun altına koydum. Kaldıramadım belimin ağrısı arttı. Babam alıp
Tülü’nün önüne koyuverdi. Su içiyordu ama gözleri bendeydi. Ben gülümseyince
gözlerinin parladığını gördüm. Keyifli keyifli anırmaya başladı.
Hayvanları anlamayan, hayvanları
tanımayan insandan fazla bir şey olmaz. İnsan olamayacağı kesindir de olsa olsa
Azrail, çete, gangster, hırsız vb. gücü kime yeterse türünden bir canlı yaratık
olur.
Köyleri taşındı şehire, karın
tokluğuna amelelik yapmak için. Kendileri hayvanlardan beter, nasıl
ilgilensinler hayvanla. Gördüğün yerde bir tekme patlatılacak şeylerdir. Çünkü
kendilerine de öyle yapılıyor. İş bulursa bile binbir tehdit altında
çalışıyorlar. Her gün kıçlarına tekme yeme tehlikesi yaşayarak günlerini
tüketiyorlar.
Kadın cinayetleri oldukça
sıradanlaştı. Sokak ortasında, evde, bakkalda, manavda, çocuklarının önünde,
insanların önünde. Yani kimse umurunda değil kimsenin. Sadece kafaya koyması
yeterli. Ne başkası ne devlet engel olamaz artık. Çünkü “güç bendeeee!” demenin
yolu kafasına koyduğu şey.
Korumacı yöntemler çareymiş gibi
düşünülse de yeterli olmadığı görünüyor. Diyalog yolu açık tutulmalı taraflar
arasında. Ne zamana kadar? Tarafların içinde bulundukları durumu anlamalarına
kadar. Diyalog aşamasında korunmalı zayıf taraf. Diyalog cezalandırmaya yönelik
değil, aralarındaki geçimsizliğin düşmanlığa dönüşmesini engellemeli. Bu duruma
ulaşabilmeleri için yardım sağlanmalı taraflara. Kim karısını ya da kocasını
öldürmek ister ki? Ama oluyor işte.
Toplum olarak diyaloğumuz pek iyi
değildir. İyi olmadığı için de olumsuzluklar yaşıyoruz. Aslına bakılırsa kadın
cinayetlerinden hiç de farklı değil toplumsal uyuşmazlıklarımız. Sadece devlet,
hâkim güçler yaptığı için sineye çekiliyor, yutuluyor. Hazımsızlık yapmaya
devam ediyor.
Diyalog yolu daima açık tutulmalı.
Sesler duyulmalı, insanlar dinlemesini, konuşmasını öğrenmeli. Ben güçlüyüm,
benim dediğim doğrudur diye bir doğru yok bu dünyada. Bu anlayış güçsüzlüğün
açığa vurumu aslında. Güçlü daima seven, koruyan, kollayandır. Dinleyen ve
duyandır güçlü.
Güçlü gücünü, anlatabilmekten kazanır. Çare olabilmekten kazanır. Zayıfı güçlüye ezdirmemekten kazanır. Güçlü gücünü, olumlu şeyler yapmada kullanmaktan kazanır. Aksi halde o güç güç değildir bir baskı aracıdır, korku yayar, kin yayar, toplumu katmanlaştırır. Toplum katmanlarının savaşmalarını zevkle izlemeye başlar. Böylece toplum toplum olmaktan çıkar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.