“Bir şey gelmeye başladı mı üst üste
gelir” diye bir söz vardır ya halk arasında; doğrudur. Zafer de o kadar yıllık
deneyimlerinden aynı kanıdadır ama bazen sebep-sonuç ilişkileri kurarak
zincirleme olduğunu düşünür. Kısacası kaynağı insanın kendisidir her şeyin.
Önceleri çok
üzülürdüm memleket meselelerini düşündükçe. Kötü şeyler olmasın, çocuklara iyi
bir memleket ve iyi bir dünya bırakalım diye. Akıllandım sayılır artık
düşünmüyorum. Arada bazen okuduklarım, gördüklerim ve de duyduklarım bu güne
kadar duyup ve gördüklerimin, okuduklarımın binlerce katı kötü olmasına rağmen
önce hafiften bir kızgınlık duygularım kabarıyor sonra da yavaşça sönüyor,
arkasından da gülmek geliyor içimden. Neredeyse gülme krizlerine gireceğim, o
kadar yani. Ne kadar da komik her şey ve bütün olanlar. Olanlar hakkında
söylenilenler.
“Yalana
inanma, yalansız da kalma.” Ya da “siyasete inanma, siyasetsiz de kalma.” Bu
cümleler bir şey ifade etmeye çalışıyor ama ben anlayamıyorum galiba.
Nedense “siyaset” kelimesi beni
yeterince gerdi artık ve duymak istemiyorum adeta. Siyasetin yalandan ibaret,
başkalarını kandırarak peşine takma oyunu olduğunu yarım asırda anlamış oldum
böylece. Buna da şükretmek gerek galiba çünkü hiç anlayamayanlarda var.
Yaşam bir savaştır ve savaşın sonunda
ayakta kalabilmektir. Yaşamın her anı savaşmakla geçiyor aslına bakıldığında.
Her zaman düşman dışarıdan değil bazen de içimizdendir. İçimizdedir. Kendimizle
de savaşırız.
Gelmek
istediğim konu “Doğal Seleksiyon.”
Fazla dallandırıp budaklandırmadan direkt olarak girmek istedim fakat anlatmak
istediğim taraf gözden kaçacaktı. Biliyorsunuz ki doğada daima güçlü olanlar
ayakta kalıp çoğalabiliyorlar. Zayıflar ise yok olmaya mahkûmlar.