AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazar, Ekim 14, 2018

Ah Şu Kadınlar!


Ah Şu Kadınlar
            “Bir şey gelmeye başladı mı üst üste gelir” diye bir söz vardır ya halk arasında; doğrudur. Zafer de o kadar yıllık deneyimlerinden aynı kanıdadır ama bazen sebep-sonuç ilişkileri kurarak zincirleme olduğunu düşünür. Kısacası kaynağı insanın kendisidir her şeyin.
            Çocukluk yıllarındaki bir olayı anımsayınca duraklayıp tam olarak hatırlamaya çalıştı olayları.  Yeni evli bir çifttiler. Civan delikanlı ve nazlı gelin yeni evlilerdi henüz. Haftaya varmadan bir şeyler olmaya başladı iki aile arasında ve iş gitgide çığırından çıkıp ağız dalaşına dönüştü. Dünür değiller sanki iki azılı düşman haline geliverdiler.
            Kasaba gibi küçük yerlerde bu tür işler çok çabuk yayılır ayaklı gazeteler tarafından. Gururlu delikanlı arada gururuna yediremediği durumlara kızgınca müdahale ederse de bir türlü işin önüne geçemez. Aileye bağımlılık pek seçenek bırakmıyor böyle durumlarda. Sineye çekmek gereklidir genellikle.
            Kaynana-gelin sürtüşmesi ve atışması desen alıp başını gitti, tutabilene aşk olsun. Gelini çeşme başında görenler gelini makaraya sarmışlar, gelin de eve gelip kocasına söylemiş denilenleri. Kocası bir baksa ki dedikleri doğru. Karısının yanaklarında diş izleri var.  Morarmışlar yerleri besbelli, neredeyse dişler sayılır haldeymiş. Gelin aslında için için öğünürmüş de durumdan dolayı. Bu ilişkinin bir işareti olarak değerlendirilirmiş.
            Zafer çocuk yaşlarda anlayamamış bu durumları ve zamanında epeyce kafa yorsa da meseleyi çözememiş.  Aradan yıllar geçip gitmiş. Bir arkadaşının sorduğu soru dınklatır kendisini. “Arkadaş, bu karı milleti, hoşuma gidiyor diye kendi omuzlarını hafif dişletir sonra da abasına, anasına gösterir. Gösterir derken: görecekleri şekilde kıyafet giyer gider yanlarına. Beynim yandı ya, ne demek bu durum?” dediğinde bir anda flaş patlar gibi çocukluğu aklına gelivermişti.
            Hadi hoşlanma, uyarılma anlamında yorumlanabilecek bir durum diye düşünülebilir belki ama sergilemek ne anlama geliyor hala aklına takılır arada. Ayrı bir böbürlenme meselesi mi acaba? Arkadaşıyla epeyce kafa yorsalar da bir türlü çıkamazlar işin içinden ve dişlemenin utancıyla uzun süre o kişilerle bir araya gelmemeye özen göstermiş utancından. Utandığı durum ise iz olmuş olması, sanki işkence etmiş gibi hissetmiş. Karısına sormayı denemiş, sorusunu duymazlıktan gelerek, geçiştirmiş. Birkaç kez sorduktan sonra da üstüne düşmemiş. Ama içine dert olmuş, karısının aynı durumu istediğindeyse suçluluk duygusuyla emri yerine getirmeye devam etmiş.
            İşin kötü yanı, epeyce zaman sonra görevini yerine getirmekte zorlanmaya başlamış suçluluk duygusundan dolayı derken iş doktora kadar gitmek zorunda kalmışlar. Kendisi nedeni bilmesine rağmen bir türlü karısına söyleyememiş ama doktorla görüşürken yalnız kalınca söylemiş ve yardım istemiş. Fiziksel bir kusur bulunmamasına çok sevinmiş karısı ama iş psikoloğa yönelince biraz tedirginlik yaşamış.
            Tedavi süreci kısa kesilmiş meselenin temeli bilinmesi nedeniyle ama durumu karısına anlatmanın yolu psikoloğa düşmüş. Her nasılsa iş kökten çözülmüş ve karısının endişeleri de ortadan kalkmış böylece.
            Asıl mesele sonra başlamış, karısı kendisini az da olsa çaktırmadan küçümsemeye başlamış. Çok içerlemiş duruma. Neredeyse evlilikleri tehlikeye girecek diye korkmuş bir süre ve sonradan bazı durumları, karısının üstünlüğünü kabullenmiş ve hayatları devam etmiş.
            Bu durumdan sonra Zafer arkadaşını her gördüğünde pişmiş kellenin sırıtan dişleri gözünün önünde canlanmaya başlamış, hele bir gün “kelleciye gidelim mi?” diye sorduğunda dudakları arasındaki sigara fırlayıp gitmiş pıskırınca. Pişmiş kelle, kelleciye gitmek istiyor; kellenin nasıl olduğunu özledi galiba diye aklından geçivermiş bir anda. Arkadaşı bir anlam verememiş Zafer’in kendisini tutamayıp pıskırmasına ama birlikte kelleciye gitmişler.
            Her şey yoluna girmiş girmesine ama aradan yıllar geçse de arkadaşının utanması geçmemiş ve büyük baldızıyla mümkün olduğunca görüşmüyormuş. Hatta darıldı mı diye üstüne düşmüşler epeyce de sonra bacanağını ikna edince normale dönmüş işler. Ama bayramda seyranda kayınvalidesinden kurtuluşu hiç olmamış. Kadıncağız da efendi mi efendi, hanım hanımcık bir kadınmış ve damadını da çok severmiş. Neredeyse oğlum sen aldırma, rahat ol diyesi gelirmiş, sezermiş durumu. Ezildiğini hissetmiş her zaman.
            Kayın validesi kızının biraz üstünlük taslamasını hissetmiş ilk tedavi zamanlarında. Karısı hemen yetiştirmiştir zaten anasına. Durur mu hiç ağzı. Tedavi sonrasında bilmiyormuş gibi davranarak arada kızına çıkışırmış fırsat yaratarak. “benim aslan damadım bi denedir, dünyalara değişmem. Ayağını denk al bak, kızım mızım demem sonra. Duydun mu beni deli kız?” diyormuş. Koltukları kabararak baklava tabağını boşaltıp bir daha istiyormuş şımararak. Karısı da kıs kıs gülüyormuş baklava tabağını getirdiğinde, eline verirken. “Herif, valla anamla aranızda su sızmıyor ha. Hayrola! Damadım da damadım. Diğerlerine dediğini hiç duymadım. Tek sana diyor. Ne yaptın kadına? Allah koruya, hani kavga falan etsek eve gitsem valla beni kazma sapıyla kovalayacak gerisin geriye.”
            “Kayınvalidem bir tanedir benim. Eline kimse su dökemez. Sen de ayağını denk al o zaman.”
            “Vallahi, geçen bayramda bir posta koydum, şakaydı aslında ama iş ciddileşti benim postamı ciddiye alınca. Gülemedim de. İyi de oldu canım. Birazcık daha tedbirli davranmaya başladı. Öyle boşboğazlıkları falan fazla değil şimdilik.”
            Ağzı kulaklarına varıyordu anlatırken. Epeyce sürdürmüş ciddi tavrını da bir gün kayınvalidesi pazaryerinde görmüş alışveriş yaparken. “oğlum, benim deli kız epeyce değişti, daha mı olgunlaştı nedir? Her ne yaptıysan bozmadan devam et. Benden söylemesi.” Dediğinde üzülmüş ama belli etmemiş. Şakaydı, ciddileşti iş de diyememiş. Karısının eski deli dolu, içi dışı bir halini de özlemiş aslında. Şaka olduğunu söylemiş karısına. Ama okkalı bir şamarı da yemiş tabii ki. Şimşekler çakmış gözlerinde ama hiç kızmamış. “aferin kız, hak ettim ben bunu.” Diyerek tehlikeyi savuşturmuş.

Görsel: Google Görseller

2 yorum :

  1. Güzel bir yazı, biz erkeklerin hiç anlayamadığı kadınlardır. Kadınlar ne ister çözebilene aşkolsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç bir zaman anlaşılmamışlardır, tarih öyle diyo. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.