AKAN ZAMAN

Akan zaman, seninle birlikte akar. Sen yoksan, seninle birlikte akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Ağustos 18, 2018

Değişim

"Değişim"
Değişim

                İnsanın değişiminin farkına varılmadan olduğunu düşünürken, kendi yaşamını düşünmeye başladı baştan sona. En geride neyi hatırlıyordu? Kendine sorduğunda bu soruyu bir süre durakladı sabit gözlerle aşağıdaki sessiz çığlıkların atıldığı kalabalık yığınına bakarak.
                Aşağıdakiler de yukarıdakiler de değişiyorlardı ister istemez. Elbette kendisi de değişmişti; hem fizik olarak hem de düşünce olarak. Özellikle bir çabası olmazdı insanların bu değişimlerinde. Belki de yanılıyorumdur, kim bilebilir ki? Yan tarafından bir avuç toprak alıp savurdu havaya. Bir anda hafif esen ters rüzgâr fırlattığı toprağı üzerine doğru getirince de kaçınmaya çalıştı. Kaçınsa da olanlar olmuştu çoktan. Kendisi farkına varıncaya kadar her tarafı tozlar içindeydi. Çırpınmayı denedi tozları ve ot parçalarını başından, yüzünden ve diğer yanlarından atmak için. Sonra da pek işe yaramadığını düşünüp vazgeçti bu çabasından.

Perşembe, Ağustos 16, 2018

Davulun Sesi Uzaktan Hoş Gelir

Uzak
İki Hayat Değerlendirmesi
                Böyle zamanlarda daldan dala konan bir düşünce yapısı oluşur Zafer’in. Bir süredir tanıdığı birinin hayatı geliverdi aklına. O kişi için üzülürdü sık sık. Genç bir kadındı. Severek evlendiğini söylemişti bir ziyaret sohbetinde. Yeni taşındıkları evlerine güle güle oturun demeye gitmişti. O zamanlar kocası çalışıyordu ve birliktelerdi. Çocukları da vardı. Biri oğlan diğeri kız iki şirin ve sevimli çocuklar. Kız birkaç yaş büyük oğlandan.
               Fazla görüşme olanakları olmazdı Zafer’in durumundan dolayı. Onlar da çalışıyorlardı zaten karı-koca. Akşamları yorgun argın işten gelirler yemek, bulaşık, çocuklar derken zaman hızla geçerdi. Bazen çok istediği halde “bir çayınızı içmeye geldim” demeyi ama abes gelirdi ve hiçbir zaman diyemedi o cümleyi. Kendisine nazik davrandıkları halde mesafe koyardı aralarına. Hiç kimseyle arayı yakın tutmazdı kendince. Bir güvenlik zırhıydı bu durum. Acı çekmek, üzülmek istemiyordu. Yeterince kendi üzüntüleri vardı ilave olarak başkalarının üzüntülerini kaldıramayacağını düşünürdü. Bir taraftan da yıkmak isterdi bu duvarları ama bir türlü beceremezdi. Zaten bıraktı da artık duvarları yıkma çabasını.

Çarşamba, Ağustos 15, 2018

Dolar'ın Seyri

"Dolar'ın seyri"

Dolar’ın Seyri

                Atatürk ve İsmet de İnönü’nün bile hâkimiyet kuramadığı toprak ağaları parti içinde toprak reformuna karşı çıkmış ve parti tek olmasına rağmen ikiye bölünmüş hale gelmiştir. Karış karış memleketin toprakları işgal edilmiş ve el birliğiyle kovulmuşlardır. İş kovulmakla çözülemediği çok açıktır. Vatanı savunanlar her zaman fakir fukaradır çünkü gidebileceği ve başını sokabileceği bir yer yoktur bulunduğu yerlerden başka.
                Tek parti içinde bile örgütlenip bir araya gelerek güç oluşturan toprak ağaları doğu batı demeden bir arada ve tek yumruk olarak hareket ederek nihayetinde iktidarı ele geçirirler. İş o andan sonra başlar zaten. Kurtuluş savaşı kazanımları teker teker bilinçli bir şekilde terkedilmeye başlar hatta daha da sorumsuzca davranarak Amerika gibi egemen dış güçlere büyük tavizler verirler memleket aleyhine. Örneğin ne yapmışlardır? Devlet adabına uymayan ikili anlaşmalar imzalanmıştır.  Ne istersem yaparım havalarında Osmanlıdan kaybettiklerini tekrar geriye kazanmaya çalışan o egemen güçler teker teker istediklerini çok kolaylıkla geriye daha fazlasıyla almaya başlarlar. En çok tarım alanında –zaten başka bir alan yok ki- istediklerini alırlar. Vatana ihanet suçu da bu durumlardan kaynaklanmıştır.

Salı, Ağustos 14, 2018

Zafer ve Katık

"katık"
Unutulan Lezzet-Katık
                Farklı görüntüler oluştu bir anda gözlerinin önünde capcanlıydı adeta. O kadar canlıydı ki, bir anda sağ eli bir şeyi tutuyormuşçasına ağzına gitti. Sanki bir dürüm elindeydi ve ısırmak için ağzına götürmüştü.
                Dudaklarında garip bir gülümseme belirdi ve ağzı sulanıverdi, gökyüzünün berraklığı ve yıldız desenli şemsiyesinin altında çocukluğunu izlemeye başladı. Kendinden dört yaş küçük erkek kardeşi vardı yanında. Sabahın erken saatlerinden birisiydi. Oğlakları otlatmaya gidecekti her zamanki gibi. Yedi-sekiz yaşlarındaydı, tüy kadar hafif olduğu zamanlardı neredeyse bir uçmadığı kalırdı. Akşama kadar koşturur akşam da gelir gelmez anasının pişirdiği sıcak tarhana çorbasını içer, biraz oynarlar, ekseri güreş tutarlardı kardeşiyle; yediklerini hazmetsinler de rahat uyusunlar diye yaptırırdı babaları ilk zamanlarda ve alışkanlığa dönüştü zamanla. Mutlaka o güreş yapılırdı birkaç dakika bile olsa.