AKAN ZAMAN

Akan zaman, seninle birlikte akar. Sen yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Perşembe, Kasım 30, 2017

Blog’lardan-11-2017

               
Bloglardan
Böyle bir adım atmaktaki amacım: Çoğu arkadaşları taklit etmek değil tam tersine o arkadaşların yaptıklarının güzel bir çalışma olduğunu kabul ve takdir ettiğim için, blog yazarlarının birbirini tanımasına yönelik faydalar sağlayacağını düşünmemden dolayı zaman zaman bu tür bir listeyi aylık olarak ve ay sonunda yayınlamayı düşünüyorum.
                Gördüğüm kadarıyla belli sayıda blogger görünüyor ortalıkta. Gezinip aranmazsa yeni bloglar keşfedilemiyor, ancak bu tür yayınları sağlayan arkadaşların yayınlarında yakalayabiliyoruz yeni bloglardan bazılarını.
Blog seçimlerimde bir ayrım yok, zaman zaman dolaştığım ve ziyaret ettiğim sayfaları yayınlamayı düşündüm; eskilerden ve yenilerden. Özellikle yeni bloglar bulmaya çalışmak asıl hedefim ancak bulunması da emek ve zaman istiyor.

Anamın Tatlıları

"Anamın Tatlıları"

Anamın Tatlıları Neden Çok Tatlıymış?

Olsun, ne yaparsa yapsın kafama koyduğumu yapacaktım. Yavaşça yanına vardım ablam da diğer yanındaydı. Eğildim yavaşça yanağından öptüm babamın “dur baba gözünü öpüvereyim de çabuk iyileşsin, hani sen benim acıyan bir yerimi öpünce geçiyor ya. Seninkini de ben öpünce geçer hemen” dedim ve bana bakan dolu dolu bir göz vardı gözlerimin önünde. Başını dikkatlice tuttum eşarbın üstünden öptüm, kaç defa öptüm bilmiyorum, sayı saymasını da bilmiyorum ya ablama sormayı da akıl edemedim o zaman.

Öptüm İyileşti

"Oyalı yazma"
Anam Babamı İyileştirdi

“Geçer geçer, fazla ovalama. Kapatalım da toz toprak girmesin bari” deyip bir eşarp bulup getirdi kendisinin sandığından. Çeyizleri oradaydı. İlk kez görüyordum o eşarbı. Babam görünce gözleri açıldı. “Yum gözünü” dedi anam ve korsan yaptı babamı. Korsanların gözündeki kara olur ya babamınkisi beyazdı. Farkı vardı korsanlığının. Benim babam ak korsan olmuştu benim balyoz yumruğum sayesinde.

Çarşamba, Kasım 29, 2017

Babamın Gözünü Kör Ettim

"Babamın gözü kör oldu"

Babamın Gözü Kör Oldu

“Ya! İşte o akşam beni istemeye geldiklerinde baban senin gibi taramıştı saçlarını.” diyerek özene bezene taradı saçlarımı.
Yeni mis gibi kokan elbiselerimi de giydim, babama göstermek için yanına gittim dimdik yürüyerek. Anam da arkamdan geliyordu.
Babamın yanında ablam oturuyor onunla bir şeyler konuşuyorlardı.

Salı, Kasım 28, 2017

Sümüklü Sülü Ne yapacak?

"Ha ha haaa!"

Sümüklü Sülü, Anamı İstemeye Gelecekmiş

                Babamla sık sık güreş tutardık fırsat buldukça. Ablam beni kıskanırdı çoğu zaman “sen babamı esir alıyorsun, benimle oynayamıyor” derdi açıkça da kızgınlığını gösterirdi bana başıma vurarak yavaşça. Bense ablamın vuruşlarını beni sevdiği için yapıyor diye yorumlar ona kızmazdım, hiç de kızmadım tam tersine çok severdim kendisini.

Pazartesi, Kasım 27, 2017

Kime Ne?

"Kime Ne?"


Anlaşıldı,
Yok tadın tuzun,
Bu aralar yine;

Mim-Güne Nasıl Başlıyorum?

"Günlerim nasıl mı geçer?"

Bir Günüm

                Sevgili Mücahit Doğan kendi mim yazısından sonra beni de mimlemiş.
               Teşekkür ederim kendisine ve hemen zaman kaybetmeden başlayayım o zaman. Zaten yeterince -4 gün kadar- geç kaldım.                     Şehir dışındaydım o günlerde ve işlerimi bitirip döndüm.
                Öncelikle hemen belirtmeliyim ki ben kahvaltı yapmadan kendime gelemiyorum ve kahvaltı da çay olmazsa olmazım.

Pazar, Kasım 26, 2017

Kaç kefen Yırttı?

"Söz geçmiyor bazen"
Kefen Faturası

Söz geçmez oluyor bazen
Gönül’e,
Gidiyor burnu dikine;

Kaşık-28-TAM KAFA DENGİMSİN KIZ FATMA

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Fatma'nın keyfi yerinde"
BÖLÜM-28

TAM KAFA DENGİMSİN KIZ FATMA

KAŞIK

        “Yaşşa sen kız, tam da benim kafadansın Vallaha, billaha. Ben de baktım her gün aynı şey; yemek, sofra, temizlik, bulaşık, yatak yorgan derken çektim resti, çekiş o çekiş yani. İşte bak halime, krallar gibiyim şimdi. Yediğim karnımda yemediğim de yanımda ne arayan ne de soran var, karışan girişen yok, neyi nasıl, ne zaman istersem o zaman yapıyorum. Vallahi seni tanıyalı çok olmadı ama sana iyice ısındım kız ben. Bundan sonra seni bırakmam artık, istediğin zaman gelebilirsin, arada felekten gece çalmaya da beklerim ayol. Böylesi hafif kalıyor. Ananla da gelebilirsin her zaman.”

Cumartesi, Kasım 25, 2017

Pazar Gözlemim-30-3-Annadım Garik!

"Dünyanın en zengin ülkelerinden birisi Katar"

Tıkaç

            Ge yavrım ge, ge de mutlu ol bakem bu memlekette şincik. Koskoca memlekette 8.000 kişi varmış yaşlı barınma ihtiyacı olan ve sırada bekleyen. 
          Koskoca televizyon kanallarından da utanıp arlanmadan veriyorlar. 
        Başka haberde de 30 milyar dolarlık yardım ediyorlarmış Katar denilen memlekete, Katar denilen memleket zengin mi zenginmiş, İngiltere’nin başkenti Londra’nın dörtte biri o devletinmiş deyipbala. 

Cuma, Kasım 24, 2017

Pazar Gözlemim-30-2-Kim Mutlu Olacak?

Tablo

Kimse Üzülmesin

Beyin durduğu zaman karar verme ihtiyacı hissedermiş, hiç de anlamadığım bir şey bu.
Yıllardır duran beynin verdiği kararlara mı talim ettim ben yahu, duran beynin kararlarına göre de adım atarsan böyle olur işte.
Mutluluğu mum ışığıyla ararsın sen de bunak ihtiyar. Al sana sen de karar verme bundan sonra, karar versen de bir şeye yarayacak hali kalmadı ya zaten.
Sabah kalkamazsın, akşam yatamazsın gün ola hayrola kararlarıyla yaşayıp gidiyorsun işte. Mutlu musun peki böyle? Ne karar var ne de başka bir şey. Dünya yanmış yıkılmış umurunda değil gibi, öyle mi hakikaten?..

Perşembe, Kasım 23, 2017

Pazar Gözlemim-30-1-Mutluluk Nedir?

Mutluluk

Mutluluk mu?

            “Bir daha dünyaya gelmek olsa mutlu olmak isterdim. Bilmiyorum ne olduğunu, nasıl olduğunu ama olmak isterdim kuşkusuz; denemekten ne zarar gelir, olur mu zararı?”
            O ilerlemiş yaşına rağmen mutluluğu arayan adam etrafına bakındı bir an duyan oldu mu diye. Etrafta kimseler yoktu, rahatlattı bu kendini. Düşünmeye başladı tekrar. Nedir acaba mutluluk dedikleri meret. Kendini ölçüp tarttı bir süre.
            Yıllar öncesi çocukluk yaşlarına döndü, gençliğine geldi koşturarak ve yetişkinliği derken işte buradaydı bu yaşında. Ne kadar da hızlı geçişleri vardı birinden diğerine.
            “Galiba çocukluğunda kırık dökük sevindiği şeyler olmuştu arada bir. Örneğin çelik çomak oynamak, saklambaç oynamak, mutluluk dedikleri bu muydu acaba?”

Çarşamba, Kasım 22, 2017

Mektup-13-Abinim Abin

Ebe
Bana Abi Diyeceksin!

Neredeyse unutuyordum, şu gözlerinden öpme meselesi hani!
                Tabi ya oğlum, ben senin abinim leyn! Ebe var ya hani bizi doğurtan ebe; ben kadar salak yoktur ya bu dünyada, sanki yüz tane ebe varda köyde bir de “hani şu ebe var ya ebe” diyorum ya!  Bizim ebemiz beni doğurtmuş tam da benim kafamı çıkarmış dışarıya haber gelmiş sizinkilerden, sen kapıyı çalmışsın yahu. Dolayısıyla sen ilk çocuk olduğun için sizinkiler, korkmuş, paniklemiş; baban  hemen bulmuş ebenin yerini. Kapıya dayanmış, bağrış çığrış “ebem kurtar gari, karı ölecek. Yetiş yıkıyo ortalığı” diye. Ebe öğrenmiş zor bela durumu ve beni öylece bırakmış yarı yolda anlayacağın.  Eminim ebe senin yanına gelinceye kadar ben fırlamışımdır.

Salı, Kasım 21, 2017

Mektup-12-O papağan Benim

Ben

Hayatın Cilvesi

                Sevgili Cevcet,
                Sevincimi anlatamam sana, tarifi yok çünkü hakkında okuduğum şeylerden sonra. Bu kadar yıllar geçmesinin ardından bu kadar zalimliklerin arasında güzel şeyler de varmış demek ki. Elbette hanımların durumundan çok etkilendim ve senin yerine kendimi koyunca başım döndü, gözlerim karardı; neyse ki şansın yaver gitmiş sonunda. Tebrik ederim her ikinizi de her ne kadar yüz yüze tanışmasak da tanışmış kadar oldum mektubunu okuyunca.
                Aslına bakarsan mektubunu okuduğumda hemen kalkıp gelesim geldi ama şartlar işte, bırakmıyor ki her istediğimizi istediğimiz anda yapalım. Ama bir gün mutlaka gelmek istiyorum.
                Hayatın cilvesi denilen durumu yaşamayan yoktur her halde, mutlaka bir kez dahi olsa her yaşamda vardır bu cilvelerin izi ancak bazı cilveler çok ağır geliyor insana ve al aşağı ediveriyor o anda ve neye uğradığına şaşırıyor insan. Benim de başımdan geçenler oldu elbette ama şimdi sırası değil bunların. Daha sonraki mektuplarda veya geldiğimde görüşürüz mutlaka.

Pazartesi, Kasım 20, 2017

Mektup-11-Düşcez Ulen Düşcez!

"Düşcez ulen düşcez"


                   Ha sana sürprizim ise; bundan sonraki yazdıklarımı normal yazı, edebi dille yazacağım artık. Şiveli yazmayı keseceğim. Aslına bakarsan şiveyi seviyorum ama yöresel kalıyor be bazıları anlamakta zorluk çekiyor okurken.

                Askerdeyken İstanbul’da bir gün yüzbaşı için yorgancıya gittim, siparişini vermiştim önceden. Ben kapıdan adımımı atmadan usta ve çırak dikildiler karşıma ve heyecanlı heyecanlı “abi sen nerelisin?” dediler. Gözleri merak içinde bakıyordu her ikisinin de.
                Önce şaşırdım tabii ki, sonra kendime gelip “neden soruyorsunuz bunu?” dedim gülümseyerek.

Mektup-10-Sürünün Koçu

"Çoban ve sürü"

Tez konum

                Şimdi sana son bir şey açıklayayım o zaman, sıkı dur. Hem sevineceksin hem de şaşıracaksın. Ben yüksek lisansa başladım. Çocuklar da yardımcı oldular. Konusu: “çoban ve sürü” üzerine. Anlayacağın “nasıl iyi çoban olunur, çobanlığın tarihçesi, Türkiye’de çobanlığın mihenk taşları. Çobanlık meziyetleri, hayvan psikolojisi, beslenmesinin psikolojisine etkisi… sıralanıyor işte böylece.
                Önce kabul etmek istemedi hocam ama ısrar ettim, aksi halde vaz geçeceğimi söyleyince kırmak istemediler beni. Harıl harıl çalışıyorum koç ve eşeklerimle, eee koyunlarımla da elbette. Koyunların hepsiyle değil ama büyük çoğunluğuyla çalışıyoruz dönerli olarak.

Pazar, Kasım 19, 2017

Mektup-9-Dikiş Tuttu

Beşinci hanımla dikiş tutu.

              
"Dikiş tuttu"
  Şimdi beşe nasıl geldin? decen biliyom!

                Bizim dikiş koptu ya bir kere daha; diğerlerinde de dikiş tutmadı garik beşinciye gelinceye kadar.
                Dışarıdan ortayı bitirmeye karar verdimdi, hanımı kaybetmeden hemen öncesinde. Kafam dengelmişti, yapabilirdim güveniyordum kendime. Göçüp gidince benim kafa yine bozuldu, epeyce yerine gelemedi bir türlü.

Mektup-8-Denizi Getirdim

               
Deniz

           “Sen neneyon, ben getircem; ne yapıp edip getircem ayağına denizi” dedim. 

      Nasıl da boynuma sarılı sarılıveriyo bi bilsen yağlarım eridi sevincini gördükçe.                  “İstersek yaz, gış demeden gireriz denize” dedim. Dedim emme gara gara da düşünmeye başladım nasıl yapacağımı.
          Biliyodum bunun hiç deniz görmediğini. Yeni yetmelerden duyuyordu hepsini de, onlara özeniyordu işte, kılık kıyafette de aynıydı durum. Tomofile gelince: dağın başında neye yarayacak, eşek var işte iki tane. Bizim tomofil onlar.

Cumartesi, Kasım 18, 2017

Mektup-7-Sormaz Olsaydım

"Deniz"

Deniz Getirecem

          Şimdi sen merak edesin benim okumamı değil mi? Seni merakda bırakır mıyım ben gan gardeşlik.
          İkinci hanımı aldım emme o da tutmadı, olamayoz; her şeye maydanoz oluyo durmadan, başıma işler açılıyo anasıyla babasıyla, komşularla falan derken bana da sarmaya başladı yüz vedikçe.
             Benim işim gücüm hayvanlar, garınları eyi doysun deye akşamlara gada tazı gibi zimidip duruyom arkalarından dağ bayır; bu tutturdu “benimle ilgilenmeyon” demeye başladı.

Cuma, Kasım 17, 2017

mektup-6-Futbol Takımı

Yayla

Bi Cayırtı Koptu

                Buralara nasip olur da bi daha gelirsen görürsün sende. Sahi sen ne yaptın, çoluk çocuk ne alemde, kaç dene va? Ula adam bi çıka gelir cümbür cemaat da, yazın tadını çıkarır buralarda. Yazları tadından yenilmez buralar, oralarda öyle yanıp durucana hadi çık da gel bu yaz, emme habar ver önceden, tam da göç saracağım zamana denk gelmesin. Ya da okuldan mokuldan çağırdıkları zamana denk gelmesin.

Köylüm, Özgür Doğan

Zınk Oyunu

"Cevcet'in cevabı"
Zınk

                Pek Kıymetli Götteşim Cemheri.
                Sana götteş dedik, barımıza bastık emme sen gıymat bilmedin, unuttun bizi; ne aradın ne de sordun bu günlere gada! Aslında accık gırgındım sana emme, hınzır mektuplarını okuyunca geçti accık gırgınlığım.
                Şimdi sen decen bana “senin elin ayağın yok mu da sen arayıp sormadın?” arayıp sormaz mıyım yahu, daha kimden soram bubandan sordum, anandan sordum seni.
         Bek gıymatlı olu va gibi adreseni vemedile bana, "bizde de yok" dedile her defasında.

Karar

Karar

Recep’im

Ne günlere kaldık be Recep’im,

Pazartesi, Kasım 13, 2017

Soruların Cevabını Buldum!

"Soruların Cevabı"
Sorulara Cevap

                “Oturmuş arpacık kumruları gibi düşünüyorsun, neyi düşünüyorsun hala, düşünecek ne kaldı?”
                “Daha yeni başladım galiba, korkuyorum.” Diyerek baktı gözlerine karşısında duran kadının. Kadın; fırtınaya tutulmuş Selvi gibi sallandı olduğu yerde, adımını atmaya çalıştı ama atamadan ilişti yanındaki sandalyeye. Bakıyordu sürekli ne yapacağını, yapması gerektiğini bilemeden.

mektup-4-Cevcet Neden Yargılanmış?

"Şehri bombalayan adam"

Cevcet’in Sülfür Gazı Bombası

                Cevcet’ im gülmekten kasıklarım şişti desem inanmazsın sen biliyorum, en iyisi abartmadan diyeyim diyeceğimi o zaman.
                Yahu sahip çıktılar herkesten fazla Dev Adam’a, anlayabiliyor musun bunu? Düne kadar Hitler'in taktiklerini uygulayan adamlar şimdi de çevirdiler kazı yanmasın diye, Atatürk'ü kimseye bırakmayacaklarmış; aklın kesiyor mu Cevcet? Ben rüyamda görsem bile belinlerdim.
                Şimdi sen diyeceksin bana? “Yapıştırsan hatta Atatürk diye bir elbise diktirip giydirsen sırtlarına, durmaz sırtlarında bile; lime lime olur kahrından(!)” olsun da hazmedemiyorum artık birader bu kadar pişkinliklerini; bu kadar mı aymaz bu millet yahu?

Pazar, Kasım 12, 2017

Mektup-3-Dev Adam Korkuttu

"Saat dokuzu beş geçe"
Korkudan Altlarına Edecekler

                Cevcet ’im ne oldu biliyor musun? Oralarda senin haberin yoktur diye haber vermek istedim sana, güleceksin kahkahalarla hem de.
                Biliyorsun 10 Kasım'ı Dev Adam’ın Ölüm yıl dönümü; saat 9’u beş geçe.                            Hatırlarsın sen, hani o saatte -kolumuzda saat bile yoktu- nasıl da dizilirdik sokakta oynarken bile esas duruşa geçerdik ya hani, işte öyle yapmaya başladılar şehirlerde de.

Cumartesi, Kasım 11, 2017

Mektup-2-Sanat Ne İçindir?

"Kaldırım"
Sanatçı

                Sanatçı öyle midir peki? Bence hayır öyle değildir. Sanatçı dediğin bağımsızdır, bağımsız olmaya çalışır. Daima eleştirel ve şüpheyle baktığı için her şeye bir eksik yanını bulur mutlaka ve gördüğü bu eksikliği veya fazlalığı anlatır eserlerinde. İşte bu yüzden her zaman muhaliftir dedim anlayacağın.
                Cevcet, ne kadar da yanılmışız yıllarca, her zaman birileri çıkıp tü kaka dediği şeylere hep bir ağızdan tü kaka demişiz bilip bilmeden. İçlerinde sanatçılar, iyi sanatçılar da vardı mutlaka ama çok azınlıkta kalmışlar onlar, biz yalnız bırakmışız gözün üstünde kaşın var diyerek. Açıkçası sanatçı yetiştirememiş bu memleket, ne yazık ki!

Cuma, Kasım 10, 2017

Mektup-1-Münazara

"Münazara"
Münazara

                   Merhaba, kan kardeşim Cevcet.
               O kadar uzun yıllar geçti ki ilk okuldan beri, neredeyse unuttuk birbirimizi, en son ne zaman görüştük hatırlamakta zorlanıyorum.
                Şimdi sen diyeceksin ki: Bu kadar zaman sonra hangi dağda kurt öldü de arıyorsun, soruyorsun beni?
            Hakkın var elbette bu kadar zaman sonra, ben de böyle bir mektup alsam elbette aynı şeyi düşünürdüm.
                Sana sonra açıklarım, Süllü’yle görüştüm geçenlerde, seni sordum “köyde, her zamanki gibi dağda kıçını serinletiyor” dedi de gülüştük çaylarımızı içerken.

Pazar gözlemim-29-Laf Olsun, Torba Dolsun!

"30 yıl içinde planlanan Mars Kolonisi"
Teknolojik gelişim Üzerine Laforizmalar

                Dünya’da kaç tane teknoloji üreten, geliştiren memleket vardır? Diye sorduğumda çok fazla göremiyorum. Eğitimde arayış içinde olan ülkeler, hepsi de. Artık kişiye odaklı eğitim dönemi başladı, kişisel yetenekler göz önüne alınarak insanlar yeteneklerine göre eğitilerek hem üretken hem de mutlu olmasını sağlamak için çabalar gösteriliyor.

Perşembe, Kasım 09, 2017

İnsan ne zaman soğukluk hisseder?

"Babam hiç yanılmadı"

Soğukluk

                İçimde bir soğukluk var, üşüyorum içten içe. Gerçi havaların soğumaya başlaması başladı artık ne de olsa kışa girmek üzereyiz ama benim içimdeki soğukluk ya da başka bir ifadeyle benim hissettiğim soğukluk sanki başka.
                İnsan ne zaman soğukluk hisseder? Neden burukluğu var içimde üşümenin? Ben mi soğuğum havalar mı soğuk? Şimdiden böyleyse kış tam bastırdığında ne olacak bu durum. Alışır her halde ben ne bileyim şimdiden. Her zaman öyle değil miydi sanki, şimdi mi aklıma geldi sorular sormak?
                Hakikaten eskiden çocukken özellikle, karda kışta evden çıkmak isterdik sokağa o buz tutan havalarda; hiç üşüdüğümü hatırlamıyorum, içimizde fırın yanıyormuş her halde ki üşümüyormuşuz o kadar ayazlarda. Kar topu oynardık ıslanıncaya kadar yata kalka. O kaymalarımız yok mu o kaymalarımız; yamaçtan kendimizi salıvermelerimiz korkusuzca, naylon parçalarının üstüne oturarak.

Salı, Kasım 07, 2017

Pazar Gözlemim-28-Ağızdan Çıkan

Ağzından Çıkanı Kulağın Duyacak

Demeseydi keşke adam, ağzından çıkanları kulağı duymuyor herhalde, kaşınıyor ya aleni kaşınıyor adam “ağzını açma bir daha duydun mu beni tembel herif, zıkkımın kökünü mü yiyeceksin bir koca hafta, hepsini de sen zıkkımlanıyorsun zaten, tasımı attırma benim çek şu çantanı ayağımın altından, ayağın beşe mi nallandı, ben keyfimden mi dolaşıyorum sanki? Üç kuruş parayla haftalığı çıkarmaya çalışıyorum ele güne muhtaç olmamak için!”

Pazartesi, Kasım 06, 2017

Pazar Gözlemim-28-Pazar Manzaraları

"Pazar yeri"

Pazar Manzaraları

                İster istemez insanın gözüne takılıyor bazı durumlar pazarda dolaşırken. Dikkat dağıtmak için birebir Pazar yerleri; bir süre dolaşıldığında bir de bakmışsın kafan formatlanmış.
          Dikkat ettiğin veya etmediğin bir sürü şey giriyor beyninin bir köşesine ve zamanı gelir de ortaya çıkar mı, çıkmaz mı bilinmez.
                Usta pazarcılar belli oluveriyorlar hal ve hareketlerinden, acemi ya da yeni pazarcılık işlerine başlayanlar da sırıtıyorlar.
Üç delikanlı bal satmaya gelmişler, süzme bal satıyorlar, arabalarının üstüne dizmişler plastik kaplar içinde altın sarısı ballarını.

Pazar, Kasım 05, 2017

Karar alsak da mı yaşasak, almasak da mı?

"Yaşamak"

Karar almasak olmaz mı?

                Kararlar alıyoruz, bir adım atmak için karara ihtiyaç duyuyoruz sürekli. Ne oluyor karar alınca? Almasak olmaz mı sanki?
                Bu insanların karar alma meselesi çok karışık bir şeymiş gibi görünüyor ama o kadar da karışık değil hani; büyütülecek kadar demek istiyorum. Oturmaya karar, yemeye karar, yatmaya karar, evlenmeye karar, çocuğa karar, ağaç dikmeye karar; yaşamın her yanı karar oldu yahu karar defteri mübarek hayat.
                Karar almaya harcadığımız zaman kadar yaşamaya ayırsak o zamanları yaşam daha farklı olur. Hani derler ya: “düşünmenin kaşınmaya faydası yok” işte öyle düşünme, yaşa. Hissettiğini yaşa ve yaşadığını hisset.

Cumartesi, Kasım 04, 2017

Aynı Kaderde Buluşan İkili

Bilgisayar Masasi
Bilgisayar Masasıyla Aynı Kaderde Buluştular

                Mutfakta yemek yerken ağzına lokmayı aldığında takıldı gözüne, ocağın altındaki bilgisayar masası, kir pas içindeydi fırın boşluğunda eğreti duran haliyle.
                Lokması ağzında kaldı bir süre, ağzı da yumulmadı, ağzı açık bakıyordu sadece bilgisayar masasına. Fırına özel yapılmış yere uzunlamasına konulmuş, uzunluktan dışarıya taşan ve genişliğinden de doldurmayan boşluk vardı. Ocaklı fırın ne güzel dururdu burada, tamı tamına oturur ne bir taşkınlık olur ne de boşluk kalırdı burada.
                Önündeki tabağa baktı sonra, lokmasını çiğnemeye başladı. Düşünceli bir hali var, hareketleri oldukça yavaş adamın. Çok yaşlı olmasa da oldukça yorgun ve bıkkın görüntüsü altında sadece ayakta kalmaya çalışan hali açıkça ortadaydı.

Cuma, Kasım 03, 2017

Hiç Düşünür müsünüz siz de?

Umut

Dün ve Bugün Arasındaki Fark

                “Geçmiş kötü günlerdekinden fark ne bugün?” aklına gelen soruydu, hiç beklemediği bir anda. 

              Seyrettiği filmden etkilendi. Ağlamak istediğin olur bazen ama ağlayamazsın; yine öyle bir andı, gırtlağına bir şey saplanır gibi olduğunda yutkunmaya çalıştı ancak yutkundu ama tükürüğünü yutamadı, takılıp kaldı yutağında; küçük dili şişip tıkıyordu adeta boğazını.
                Hiç böyle olmadığını düşündü bir süre, evet daha öncelerinde yaşadığı durumlar olmuştu o en kötü zamanlarında ama bu daha büyük bir atak haliydi, adeta bir uyarıydı; dikkat diyordu, dikkat.
                Elden gelen bir şey yok dayanmaktan ve çekmekten başka. Baştaki soruya cevap bulduğunu fark etti, kafasının içinde bir şimşek çaktı, ortalık aydınlanır gibiydi. 

Perşembe, Kasım 02, 2017

Bir Test Çözdüm, Hayatım Değişti

           
"Kahvaltı"
              Her şeye balıklama neden dalıyorum ki ben ya? Hadi bir, iki, üç hayat boyu balıklama daldım her şeye; ne işe yaradı, var mı yaradığı bir iş? Say say bitmez, hala da dalmaya devam, akıllanmadım gitti vesselam, bundan sonra da bir şey beklenmez benden; can çıkmayınca huy çıkmaz öyle derler değil mi?
            Çay demlendi, ben demlendim oturduğum yerde çayın demlenmesini beklerken çaydanlıkta. Nereden aklıma geldiyse geldi dikildi başıma Azrail gibi, balıklama dalışlarım. Ha! Bir zamanlar bir test çözmüştüm yıllar öncesinde, gazetenin birinde; “duygu testi” miydi neydi? Tam hatırlayamıyorum ama sonuç aklımda hala, takılıp kaldı aklımın bir köşesine. Testin sonucunu mu merak ediyorsunuz, haklısınız elbette çünkü ben de testi çözerken çok merak etmiştim, iple çekmiştim testin bitişini.

Çarşamba, Kasım 01, 2017

Baş-Göz oldunuz mu?

"Baş-Göz olmak"
Baş-Göz Olmak

“Baş-göz etmek” deyimi aklıma geliverince inceden bir sızı saplandı yüreğime, tedirgin oldum önce kalp krizi mi geçireceğim diye ve dikkatle dinledim sızıyı. Bıçak saplanmış gibi yüreğimin tam da ortasındaydı ince sızı. Derin derin ve güçlü öksürdüm birkaç kez; okumuştum bir yerlerde öncelerden, “kalp krizini atlatmada faydası oluyor” diye. İşe yaradı, bir süre sonra hafifledi sızı ve saplanma hissi de neredeyse kayboldu. Anlaşılan bir kas sızısıydı.
Düşündüm de bir süre, takıldı iyice aklıma bu deyim. Çok çok eskilerden kaldığı belli dillerimizde; belki de yazının bulunmasından öncelerinden kalan bir öğreti ve gelenek, görenek kalıntısı.
Hiçbir toplum ve kültürde bizimkiler kadar birebir yaşama yönelik bu tarz deyişler yok sanıyorum. Yaşamı doğrudan yönlendiren ve öğreten ifadeler aslına bakıldığında damıtılıp çok ince ve açık olarak sunulmuşlar. Herkese hitap eden tarzda ve kişileri ayırmadan erkek, dişi diye; işte yapmanız gereken, olmanız gereken bu demişler muhataplarına, dolayısıyla toplumun her ferdine.