AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Perşembe, Kasım 09, 2017

İnsan ne zaman soğukluk hisseder?

"Babam hiç yanılmadı"

Soğukluk

                İçimde bir soğukluk var, üşüyorum içten içe. Gerçi havaların soğumaya başlaması başladı artık ne de olsa kışa girmek üzereyiz ama benim içimdeki soğukluk ya da başka bir ifadeyle benim hissettiğim soğukluk sanki başka.
                İnsan ne zaman soğukluk hisseder? Neden burukluğu var içimde üşümenin? Ben mi soğuğum havalar mı soğuk? Şimdiden böyleyse kış tam bastırdığında ne olacak bu durum. Alışır her halde ben ne bileyim şimdiden. Her zaman öyle değil miydi sanki, şimdi mi aklıma geldi sorular sormak?
                Hakikaten eskiden çocukken özellikle, karda kışta evden çıkmak isterdik sokağa o buz tutan havalarda; hiç üşüdüğümü hatırlamıyorum, içimizde fırın yanıyormuş her halde ki üşümüyormuşuz o kadar ayazlarda. Kar topu oynardık ıslanıncaya kadar yata kalka. O kaymalarımız yok mu o kaymalarımız; yamaçtan kendimizi salıvermelerimiz korkusuzca, naylon parçalarının üstüne oturarak.
                Özlemle hatırlayıp özlemlerini çekiyorum o günlerin ve sıcaklıkların. Şimdi şu hale bak, daha insanların çoğu kısa kollu dolaşırken ben üşüyorum, kapalı odada. Dışarıya çıkmaksa başa bela sanki; ayaklarım gitmiyor.
                Yok bu iş başka, bu üşümek başka üşümek. Hani soğukta dağ başında donma öncesi rehavet bastırır ya birden, uyuyup kaldın mı hapı yuttun demektir; biraz ona benzetiyorum sanki, ölüm öncesi rehavet mi ne dersin?
                Uyanık kalmak faydalı elbette, üşüsem de uyanık kalmalıyım bu zamanlarda ne olur ne olmaz; tedbiri elden bırakmamalı. Biraz bir şeyler geçireyim bari üzerime diyerek kalkıp dolabın kapağını çektim kendime doğru. Askılarda bir sürü şey var giyecek. Ne zaman alınmış bunlar da böyle, ne ararsan var gibi görünüyor.
                Bir süveter aldım asılı duran giyecekler içinden, seçmedim elime geldi sadece, neden seçecektim ki, sadece üzerime atıp biraz ısınmak niyetim. Düğüne gidecek halim yok ya özene bezene seçip giyinecek.
                Aldım sırtıma, gelip oturdum yine sandalyeme, pencerenin önündeki. Dışarısı soğuk görünüyor penceremden bakıldığında, çocuklar koşturuyorlar habire sağa sola; oyun oynuyorlar besbelli. Sanki bağrışıyorlar da heyecandan, sesleri gelmiyor ama hissediyorum onları. Pencereler çift cam ve ısı izolasyonlu, sesler geçemiyorlar.
                Bulutlar var havada yüzen, oldukça fazlalar bugün. Siyah, gri kısmen de beyaz bulutlar var aralarında. Çocukluğumda da seyrederdim bulutları bazen. Her birini bir yere ya da bir şeye benzetirdim isimler takardım onlara. Hiç itiraz ettikleri olmamıştır isimlerine, gülümserlerdi bana sürekli, kızgınsalar eğer suratlarını asarlar simsiyah olurlardı; anlardım o zaman hışımla üzerimize sular boşaltacaklarını, bir de şimşek çakardı bir ışık a ip gibi düşerdi aşağıya; arkasından da gümbürtüler gelirdi kazan yuvarlanıyormuş gibi, çok kazan yuvarlanırsa daha çok ses çıkarırlardı, korkardım o zaman. İpin kalınlığından anlamaya başladım bir zaman sonra; gürültüler gelmeden kaçar sığınırdım en kuytu yere, saçak altı, duvar arkası veya bahçenin kapı arkası, ev de olurdu bazen.
                Hayvanlarda kaçışırdı bazen. Haklıydılar kaçışmakta, kazanların altında kalmak vardı. Ben hiç kazanları görmedim bizim oralarda ama bazı yerlerde ipin düştüğü yerlerde yananlar, ölenler duymuştum komşu köylerden. Babam kolay hallederdi o işi, biliyordu ipi nereye bağlayacağını; cebinde hep bir kama taşırdı, arazide, tarlada çalışırken olur da bulutlar kızıp siyahlaşırsa hemen kamasını çıkarıp uzaktaki bir ağacın beline saplardı ve koşturarak gelirdi altında beklediğimiz ağacın yanına.
                Babamın yanıldığını görmedim hiç çocukken, ne zaman saplasa kamasını ağaca, gökten, kızgın bulutlardan atılan ip hemen bağlanıyordu o ağaca. Bir seferinde yanıyordu ortalık neredeyse ki yağmur boşanıverdi birden de söndü yanan ağaç.
                Galiba benim içim üşüyor ne giysem ne örtünsem ısınamıyorum. Demek ki insanın içi üşüdüğü zaman dışarıdan örtünülen, giyilen ısıtamıyor, anlamaya başladım bunu. Yaşam bu değil miydi; deneye deneye öğrenilmiyor muydu her şey, işte ben de öğrenmeye başladım üşümeyi. İçimde içimde benim.
                                                                                                                                                                             25-10-2017
                                                                                                                                                                             Halil GÖNÜL
Görsel: Google Görseller

6 yorum :

  1. Çocukluğa, geçmişe dönük yazılar bır başka oluyor. Güzel, sıcak bir anlatımla anılar da değer kazanıyor.
    Sanırım insanın içinin üşümesi hem psikolojik, hem fiziksel oluyor. Mevsimsel ısı geçişleri eskiye göre değişti. Olaylarda canımızı sıkan pek çok şey var. İnsanın dengesi değişiyor. Bağışıklık sistemimizin tahammülü kalmadı.Herhalde en büyük etken ilerleyen yaşlarımız.
    Sağlıklı günler diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Makbule Abalı,
      Haklısınız, zaman çok hızlı değişmeye başladı artık ayak uydurmakta zorluk çekiyoruz çoğu zaman. kim bilir bizim zamanlarımızın çocuklukları daha başkaydı belki de! :)
      Hoşça kalın. :)

      Sil
  2. o babanla ilgili kısım ne kadar ilginç ama.

    YanıtlaSil
  3. Öyle çok üşümüşsünüz ki!. okurken 'eyvah eyvah!' dedim 'eyvahlar olsun'.
    Latife bir yana. Son sözlerinize katılıyorum. Hayat öğretiyor zamanla! ve o öğretilerle önlemini de aldırıyor insana. Temennim yüreğinizin iklimi sıcacık baharları, yazları yaşasın:) Güzel bir iç dökümü olmuş. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzler ve Yansımalar,
      Çok teşekkür ederim, aynı iyi dileklerimle hoşça kalın. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.