AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Pazartesi, Mart 27, 2017

Pazar Gözlemim-5-Mor Sümbüller

"Mis gibi kokarlar"
"Mor_Sümbül"

Mor Sümbüller

                Merhaba tekrar, sevgili Misafirler.
                Pazar gözlemim-3- bir saksı umut  yazımda  bir sorum vardı, sayfa sonunda. Hangi yemekler lezzetlidir sizce?
         Kimse cevap vermeye tenezzül etmediğine göre, hafife alınan bir soru sordum demek ki diye düşündüm ve ben de kendi kendime cevaplamaya karar verdim sonunda. Zaten hepiniz de biliyorsunuz cevabını sorunun. “Bu da soru muymuş?” dediğinize göre.

            Bana göre en lezzetli yemek; içine sevgi aroması katılan yemektir. Hepinize de afiyet olsun, sevgi dolu yemekleriniz.
            Bu hafta pazara erken çıktım pazar günü. Öğle saatleriydi. Biraz dolaştım öylesine; niyetim yürüyüş yapmaktı aslında biraz. Çok zamandır hareketsiz kalıyorum ve ayak kaslarımda bazen ağrı hissetmeye başladım. Öğle yemeğimi her zamanki gibi çözdüm, üç çay içtikten sonra molayı bitirmeye karar verdim bu arada da saat 14 civarındaydı.
            Fazla bir şey almayı düşünmüyordum, biraz yeşillik, marul ve domates aldım. Yürüyüş amaçlı düşündüğüm için yüküm ağırlaşsın istemiyorum tabii ki.
            Bu hafta oldukça güzeldi hava, sıcaktı. Çok kişi, özellikle gençler kısa kollu bile giymeye başlamışlar; imrendim onlara ve kireçlerime küfrettim içimden bol bol. Ama sıcağın benim özellikle boyun ve omuz kireçlerime faydası çok oldu; gevşediler ve ağrılarını hissetmez oldum. Ben de o kadar ihtiyar sayılmam hani, ince giyinmiştim çıkarken. İyi de etmişim çünkü çok terleyecekmişim yoksa.
            Sözü uzatmadan; bu hafta Pazar oldukça sakindi, birkaç kişiyle de sohbet edince emin oldum tenhalıktan. Özellikle sac pidecim bayanın da fikri aynı doğrultudaydı. Bu tenhalığın birinci sebebi: havaların sıcak olması ve baharın güzel yüzünü göstermesi nedeniyle insanların piknik alanlarına yönelmesi.
            İkinci sebep: yazlıklara gidilmesi. Sahiller yakın olduğu için insanlar hafta sonunu yazlıklarında değerlendiriyorlar.
            Üçüncü ve son sebep: 16 nisanda referandum olması ve siyasilerin çoğunun çalışması.
            Bu şartlardaki o cıvıl cıvıl pazarı sizlerde tahmin etmişsinizdir zaten. Her şeye rağmen gene de alışveriş vardı tezgahlarda.
            Asıl konuya giremiyorum bir türlü; artık balıklama dalacağım, düşündüğüm konuya. Bu hafta pazar yeri tam bir ilkbahar müjdesi veriyordu gözlere. Her tarafta; genellikle orta yaşlı ve orta yaşın üzerinde olan bayan esnaflar: Aslında kendi yetiştirdikleri veya kendi ürettiklerini getirip satıyorlar küçük küçük tezgahlarında. Bu konuda Aydın pazarları Cennet sayılır satıcı açısından. Bunun nedeni de Bayan bir belediye başkanının- Topuklu Efe’miz- olması ve pazara girmelerinin önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmış olması diye değerlendirdim. Öyle her yerde her pazara, hele hele genel pazarlarda pazar yerinde satın almış olduğun bir yerin yoksa sıkıysa gir bakalım da görelim. Esnaf bir taraftan, vatandaş bir taraftan, zabıta diğer taraftan, maliyeciler desen Azrail gibi tepende tırpanla bitiverir hiç anlayamadan. Bilmeden gelmişse birisi ilkinde hemen alır dersini ve kitabını da koltuğunun altına kıstırıverirler okusun dursun diye ve bir daha adım atmazsın o Pazar yerine.
            Aydın pazarlarının hiçbirinde de böyle bir durum görmedim. Pazar gayet rahat ve gelenlerin büyük çoğunluğunun esnaflıkla ilgisi yok ve köyde veya şehirde küçük bahçesinde yetiştirdiğini ve ürettiğini pazarlayıp üç beş kuruş harçlık çıkarmaya çalışan gariban yoksulluk derecesindeki vatandaşlardır. Genellikle kadın olduğunu belirtmiştim zaten.
            Topuklu Efemizin Pazar ve pazarcıları desteklediğinin başka bir göstergesine tesadüf olarak şahit oldum gözlerimle. İlk defa öyle bir çözüm gördüm Genel tuvalet ihtiyacına. Çözüm şöyle: Üç metre civarında kasa uzunluğu olan bir açık kasalı kamyonet, konteyner -seyyar- tuvalete dönüştürülmüş. Bayan ve erkek olarak bölümlenmiş, bir de küçük seyyar jeneratör ilave edilmiş aydınlatma ve klima için. Pazar yerine yakın park halinde ve çalışır durumda bırakılmış sabah erkenden. Böylece hem pratik hem de çok güzel bir çözüm bulunmuş.
            Bazıları belki diyebilir: Ona yapılan masrafla iki tane aynı büyüklükte yapılabilir diye. Eğer böyle düşünen varsa benim düşüncem: Eğer yapı olsaydı orada, haftada bir gün hizmet verecekti ve başında en az bir görevli olacaktı. Halbuki böyle haftanın yedi günü kullanılabilir durumda ve başında görevli de bırakmak gerekmiyor. Neyse geçiyorum bu konuyu da.
            Pazar baharın müjdecisiydi dedim ya, evet aynen öyle; bütün kadınların önünde ve ekstra tezgahlarda mor sümbül demetleri bağ bağ diziliydi bu hafta. Bahçelerde yetişen mor sümbüller olmuş ne de güzel kokuyorlardı pazarda. Ben bile dayanamadım, iki bağ alıp getirip su bardaklarına su koyup içine de mor sümbül bağlarını koydum, birkaç gün mis, mis koklayacağım masamda. Ellerine emeklerine sağlık yetiştirenlerin ve emek çekenlerin.
"Bahçede koparılmamış"
"Mor_Sümbül"
            Yıllar öncesinde bir haber dikkatimi çekmişti ve bu pazar dolaşmamda, o haber tekrar gözlerimde ve hafızamda canlandı birden mor sümbülleri görünce. Aslında haberin mor sümbülle çok fazla ilgisi yok gibi ama: Enflasyon canavarının dev olduğu zamanlarda tam da enflasyonu kontrol altına aldık denilen zamanlardı. Bir ilkbahar zamanıydı ve İzmir kaynaklı bir haberde şöyle diyordu içerik itibariyle: “İlkbahar'ın gelmesiyle dağ ve köylerimizdeki otların pazara girmesi enflasyon canavarını ayağa kaldırıp harekete geçirdi. Yüzde üç yükseldi.” Evet böyleydi, o zamanlarda bu haberi okuyunca biraz ilgilendim ve araştırdım Ege bölgesindeki yemek alışkanlığını, yeşilliklerle arasının nasıl olduğunu vb. konularda kafa yormuştum. Elde mi ne var?
            Elde olanlar: Ege civarında yeşil sebze gibi yiyecekler, özellikle ot vb. doğada yetişen veya yetiştirilen türler oldukça fazladır. İklimin de müsait olması zaten kendiliğinden doğada yetişen türler vardır. Örneğin: Gelincik-daha topraktan çıkar çıkmaz- tazeyken toplanır, kuzu kulağı, şabıla denilen geniş yapraklı bitki, dere otu, tere, maydanoz, ebegümeci, dere kenarlarında bolca yetişen yabani maydanoz, yabani nane, gibi daha yüzlerce bitki türü toplanır ve pazara ulaşır. Pazara giren miktar demek o kadar var ki; önemli bir rakam oluşturup insanların satın alma güçlerini artırıyor ve enflasyonu dizginlemek için piyasadan çekilen para kısmen de olsa dolaşıma girerek paranın bollaşması sağlanmış oluyor kendiliğinden. Bunu da kontrol edebilmek mümkün olmuyor. Böylece Ege bölgesinin ilkbaharı enflasyonu oynatıyor, dev enflasyon canavarı paranın kokusuyla kıpırdanmaya başlıyordu bir zamanlar.
            Alışverişimi tamamladım Menderes caddesine doğru durağa yürüdüm. Durağa gelmeden bir kahvede oturup biraz dinlenmek istedim ve eşyalarımı masanın üzerine bırakarak oturup bir kahve siparişi verdim kendime. Hak etmedim mi yani sizce?
            Yarım saat kadar oturduktan sonra kalktım. Aslında rahatsız oldum bir delikanlının davranışlarından, o nedenle kalktım. Kaba saba, biraz da rahatsız bir tip, 20’li yaşlarda kılık kıyafeti uyumsuz, daracık kumaş pantolon, kıçı sığmamış içine, üstünde beyaz bir gömlek; beyaz gömleğin altında renkli bir tişört, kolunda gösterişli bir saat, başında takılı ucuz bir güneş gözlüğü, kötü saç tıraşlı, kulağında telefon kulaklığı pazar alışverişi yapmış, ben oturduktan beş dakika kadar sonra geldi 5 metre önümdeki bir sehpaya ilişti önce. Eşyalarını bıraktı. Ayağında beyaz çorap ve beyaz pahalı sayılabilecek bir spor ayakkabı vardı, otururken birden ayaklandı ve bağıra bağıra telefon ağzında kulaklık kulağında konuşmaya başladı küfürlerle bağıra bağıra; arada da yanlarda oturan üniversite öğrencisi kızlara ve yoldan geçen bayanlara, içine düşecekmiş gibi bakarak hareket etmeye başladı. Sanki birden ortaya bir sahne kuruldu ve bir aktör çok güzel rol kesiyordu.
            Dayanamadım beş dakikadan fazla, kahve paramı ödeyip kalktım. Durağa 100 metre yürüdüm ve beklemek için durağın yanındaki çiçeklik duvarının köşesine oturdum gelen arabaları görebileceğim pozisyonda. Durakta 10 kişi kadar vardı kalabalık değişik cinsiyet ve yaşlarda.
"Bir daha görüşebilecek miyiz? der gibiydi."
"Güle güle"
            Bakımlı olduğu her halinden anlaşılan evcil bir köpek çıkageldi yaya kaldırımından saparak önüme doğru. Tam önümde yere uzandı ve ağzında getirdiği içi boş, ağzı kapaklı küçük pet şişeyle oynamaya başladı. Gözleri sanki insan gözü gibi bakıyordu bana ve çevredeki insanlara. Ağzından bıraktı bir an bakındı tekrar bana ve benim yanımdakilere. Hiç de yabancılık çekmiyordu kimseden; kırk yıllık ahbap gibiydi herkesle. Kulağına baktım herhangi bir küpe falan yoktu. Üzerinde hiçbir takılı bir şeyi yoktu sahipliği belirten. Sokağa salınmış belliydi halinden. Kaşınıyordu arada bir. Sahipli günlerinin özlemini çektiği görülüyordu.
            Yanı başımda ayakta diklen 50’li yaşlarda bir çift ve bayan olanı elindeki poşet içinden küçük bir parça pide koparıp yerdeki köpeğin önüne koydu yavaşça. Köpek baktı önce kadına ve adama teşekkür edercesine, sonra kokladı, ağzının ucuyla yakaladı ve geriye bıraktı yemeden pide parçasını. “Susuz garipçik” dedim gayri ihtiyari. Çünkü köpek pet şişenin kapaklı kısmını ağzıyla yakalayıp hafif yere sürterek sanki kapağı açmaya çalışıyordu. Bazen de ön iki ayağı arasına alarak şişeyi, kapağını da ağzıyla açmaya çalışıyordu. Yani o pet şişesinin su şişesi olduğunu biliyordu ama içinde su olmadığını anlayamamıştı köpek.
            Araba geliverir diye de yerimden uzaklaşmak istemiyordum açıkçası. Benim ihtiyar delikanlıya sac pide yaptırdım, bir an önce yetiştireyim ki eve; sıcak sıcak yesin diye düşünüyordum. Gelecek araba 5 dakika içinde gelecek, sonraki araba ise 20 dakika kadar sonra gelecekti.  Ama gözüm ve içim köpekte takılı kaldı, sürekli yalvaran sessiz bakışları beni rahatsız etmeye başladı. Yanımdaki kadın da “Susuz” dediğimde bana katılmıştı. İçim acımaya başladı ve empati kurmaya başladım birden.
            Dayanamadım o anda ve 3 metre kadar genişlikteki yaya kaldırımının öbür ucunda dükkan kapısında dikilen, çalışan bir bayan takıldı gözüme. Gelen geçenleri seyrediyordu. 20 yaşlarında modern giyimli güzel bir bayandı. Elim kalktı birden, sağ elim boştaydı ve sol elimle poşetleri tutuyordum. Önce pek önemsemedi bayan, daha sonra “Ben mi?” anlamında kendisini işaret etti seslenerek. “Evet” deyince de yaşımdan dolayı olmalı bana doğru yürümeye başladı yaşlıya saygısından dolayı.
            Yanıma gelince, köpeği göstererek: “Hayvancağız susuz, mümkün mü acaba biraz su temin etmek?” Deyince gülerek “Tabii ki, merak etmeyin ben hallederim şimdi.” Dedi ve hızla dükkâna girip maşrapa içinde dolusu su getirdi ve yanı başıma bıraktı. O köpeğin bakışlarını görmenizi isterdim doğrusu, dünyam değişiverdi birden; köpek suyu getiren bayana o kadar saygılı ve minnetle bakıyordu ki konuşmak hafif kalır yanında. Sonra bana ve etrafa bir göz attı, yavaşça yerinden kalktı. Pet şişeyi de ağzına alarak birkaç adımda maşrapaya ulaştı. Yavaşça ağzındaki pet şişeyi bıraktı dibine ve tekrar çevresine ve bana bakındı içmeye başladı suyunu. Tam da içiyordu ki araba geliverdi, ben: “Hoşça kal cici yavru” dedim kalkarken, gözüm takıldı tekrar şapırtı sesi kesilince, bir adım atacaktım ki dönüp baktım: Göz göze geldik köpekle. “Bir daha görüşebilecek miyiz? Der gibiydi başını çevirmiş haliyle, ben adım atınca suyunu içmeye devam etti. Araba hareket edinceye kadar baktım. Araba hareket ettiğinde, şoför gaz verince egzoz sesinden olmalı diye düşündüm; köpek başını kaldırdı tekrar uğurladı beni.
            Arabada yolculuk yaparken hep köpek geldi gözlerimin önüne ve bolca küfürlü konuşan genç, lise veya orta okul öğrenci gurubunun sesleri cılız geliyordu kulağıma. Ama bir tane sulak yerde yetiştiği belli olan bir delikanlı, o obez haliyle kızlı erkekli arkadaşlarına ettiği küfürlerden oldukça rahatsızlık hissettim aslında. Çok yadırgadım, arabanın içindeki neredeyse herkes başını çevirip onlardan yana bakıyordu arada bir. Hiç birisi de tınlamıyor, sanki arabada yalnızlarmış gibi hareket ediyorlardı. Forum durağında indiler de, araba sakinleşti ama küfürlerin saldığı nahoş koku herkesin üzerine sindi sanıyorum.
            Bol keyifli, bir hafta dileğimle burada sonlandırıyorum bu yazımı.
            Gelecek yazıda buluşmak üzere şimdilik hoşça ve mutluca kalın.

                                                                                                                                       27-03-2017-1120
                                                                                                                              Halil GÖNÜL   Görsel: Pixabay.com

2 yorum :

  1. Merhabalar,
    yeni blog açtım ve kişisel bloğumun desteğe ihtiyacı var eğer destek verirseniz oldukça memnun olurum İyi günler dilerim
    https://benirva.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette, elimden geldiğince. Kolaylıklar ve başarılar dilerim yeni blog yolculuğunuzda. İlk yazınızı okudum çok keyif aldım dolaşmaktan.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.