Cuma, Mart 03, 2017

Çocuklarınıza Ceza Verirken Çok İyi Düşünün

"çocuk", "üzgün çocuk"

Ceza ve Empati

                Bazen hiçbir şey yapmak gelmiyor insanın içinden. Sizlerde de oluyordur mutlaka. Nedenini düşündüğüm zaman da önemli bir şey bulamıyorum ancak bölük pörçük anılar ve kırgınlıklar geliveriyor aklıma bir de küskünlükler.
 Küskünlükler dedim de: En önemlisi insanın kendisine küskünlüğü galiba. Kendine küsersen eğer yaşama küsmüş oluyorsun bir yerde ve hiçbir şeyden haz alamıyorsun. Haz alamayınca da yaşamanın pek fazla anlamı kalmıyor gibi görünüyor insana.

Yenmek için çabalayıp duruyor insan kendini. Kendini yenmek öyle kolay bir iş değil; her şeyini, varını yoğunu, gelmişini, geçmişini sereceksin önüne ve bir bir ele alacaksın tekrar tekrar. Bir çuval pirincin taşını ayıklamak gibi bir şey. “Pösteki saymak” deyimi kullanılır çoğu zaman. Duymuşsunuzdur mutlaka. Pösteki: keçi derisi veya postu. Saymak ise post üzerindeki kılları saymak. Kelime itibariyle tercümesi böyle. Kavram olarak ise mecazı anlamda kullanılır genellikle. Çıkılmaz durumlara düşüldüğünde kullanılan bir deyimdir. Çıkmazlara düştüğünde “Pösteki saymak” gibi denilir.
Çok insan yaşamının bazı dönemlerinde sayar pöstekiyi ama hiç kimse de bir sayı ya da sonuç bulamamıştır. Bazen bırakırız pösteki saymayı ve atlayıp geçeriz o anları. İleriye bakar ileriye doğru adımlarımızı yönlendiririz; her ne kadar gözlerimiz arkada olsa da. Bir düşünün şimdi, arkaya bakarak öne doğru yürüyen insan figürünü. Mutlaka bir zaman gittikten sonra bir nesneye çarpacaktır ve önüne bakmak zorunda kalacaktır ister istemez.  İşte böyle durumlarda şükrederiz halimize; başımıza daha büyük bir felaket gelmedi ya da uçurumdan aşağı yuvarlanmadık diye.
Ne alaka diyeceksiniz şimdi, nereden nereye!
“Empati” kelimesi geldi aklıma. Bir de karanlık ve kapalı ortam-korkusu- fobisi: Nereden mi aklıma geldi? Anlatayım.
Ben okuduklarından öğrendiğini yaşamda uygulamaya çalışan, bazen de halt ettiğimi düşündüğüm biriyim. Oğlum olduğunda bir eğitim seti aldım.  Bu set, Amerikan poflarından 7-8 kişilik bir ekibin yazdığı ve bebeğin ana rahmindeki gelişiminden itibaren gençlik dönemlerine kadar ele alıyordu.  Oğlum 3-4 yaşlarındayken, o set içerisindeki bir bilgiyi kullandım ve uyguladım. Çocuk eğitiminde cezalandırmayla ilgili bir bölümdü. “Bir dakika kadar kapalı odada tutmak” ile ilgiliydi. "Suçunu açıklayıp ve suçun karşılığı ceza olarak da bu diyeceksiniz" şeklinde. Ben uyguladım bunu.
Oğlumun o anları gözümün önünden hiç gitmiyor. Yalvaran gözlerle “Yapma baba” diyordu. Bir dakika kadar zaman geçtikten sonra açtım kapıyı ve odanın köşesine çökmüş başı önde bekliyordu. Kucaklayıp aldım hiçbir şey olmamış gibi. Geçtik birlikte salona. Bir süre durgun ve hareketsiz oturdu boş boş bakınarak.
Aradan zamanlar geçti. Oğlum gene cıvıl cıvıl hareketli haline döndü. Bu tarz bir ceza ilk defa vermiştim ve başka da olmadı zaten. Aradan yıllar geçti. Bizim canavar oğlan bir türlü kendi odasında yalnız kalmıyor olduğu dikkatimi çekmeye başladı. Ana sınıfı ve ilk okul birde, kendi odasında zaman geçirmiyor doğruca salon ya da oturma odasına yöneliyor, ders çalışacaksa oralarda çalışıyordu.
"çocuk, yalnız çocuk"

Bir gün ne olduğunu tam hatırlamıyorum ama bir şey oldu odasında kalmakla ilgiliydi durum.  Sanıyorum dersini kendi odasındaki çalışma masasında çalışmasıyla ilgili olacak, ısrar ettiğimde bana “Baba korkuyorum” dedi. İşte o zaman zınk dedi beynime durum, bir çivi çakıldı sanki ve başımdan aşağıya bir kazan kaynar su döküldü. İçim sızladı bir an, başım döndü yani ne varsa olabilecek oldu bana. Üzüntümü tarif edemem o andaki hissettiklerimden.
Birkaç gün düşündüm. O kitapları tekrar gözden geçirdim. Sonuçta kendisine açıklamaya karar verdim.  Bir seferlik ve bir dakikalık bir süre için o odaya kapatılmış olması, çocuğun o odaya girmemesi ve o odada yalnız kalmaması için yeterli olmuş korkmasına; bu korkunun fobi olarak yerleşmesine.
Uzun bir zaman birlikte, odasında zaman geçirdik, odasında çalıştık. Arada bir sofrayı bile odasında hazırlayıp yemeği orada yedik. Amacım o odayı gündelik yaşanılabilir yer haline dönüştürmekti.  Oldukça uzun bir zaman devam etti o odada zaman geçirme durumumuz. Gelin görün ki tam olarak çözmedi korkuyu. Bazen ortaya çıkıyordu.
Bense eşekliğimi düşünüyor “Nasıl böyle bir eşeklik yaptım ‘Empati’ yapmadan diye kendime çok kızdım ve hala da bu kızgınlığı ve pişmanlığı taşırım içimde.
Bu olaydan aldığım ders: Öğrendiğim her şeyi hemen uygulamadan önce, bir zaman üzerinde düşünüp, empati yapıp neler olabileceği konusunda değerlendirdikten sonra kısmen uygulama yapmanın doğru olduğu kararına vardım sonuçta. Yazarın veya yazarların nitelik ve niceliklerine bakmadan “Bilgi” yi değerlendirip, ince eleyip sık dokuyarak süzgeçten geçirmek gerektiğini öğrenmiş oldum kendimce.
Bu yazıya başlarken başka şeyler yazmaya zorlarken kendimi; nereden nereye geldim ve şimdi de açıldım “Arap atı” gibi.
Çizmeye çalıştığım çerçeveyi düşündüğümde: “Empati” kavramının önemini bir daha düşündüm. Toplum olarak empati kavramını aklımızdan uzaklaştırıyoruz git gide ve duyarsız bir toplum olma yönünde hızlı adımlarla koşturuyoruz. Adına demokrasi dediğimiz bir tür çoğunluğun azınlık üzerinde tahakkümünü kabul etmiş oluyoruz. Halbuki tahakküm yani baskı-şiddet, demokrasi kavramına ters düşen bir eylem tarzıdır.
Empati yeteneğimiz etkisizleştiğinde benim ve oğlumun başına gelenler pekâlâ toplumların başına da gelebilir. Toplumların başına gelenler ve gelebilecekler yüzyılları bulur, telafisi de zor ve çok daha fazla zaman alır. Toplumların hastalaşması, yıkımları getirir beraberinde. Bireylerin güçlülüğü veya varlıklılığının çok da fazla anlamı kalmaz böyle ortamlarda. Bu nedenle “Empati” kavramı her an ve her zaman aklımızın baş köşesinde oturup durmalı, gerektiği yerde olaylara ve zamana müdahale etmeli. Daha fazla zarar görmeden önüne geçilmeli felaketlerin ve hastalıkların.
Şimdilik bu kadar söyleyeceklerim. Hoşça, sağlıkla, mutlulukla ve empatiyle kalın.
                                                                                                              03-03-2017
                                                                                                              Halil GÖNÜL




Görsel: Pixabay.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.

Deneyimlerinizden yola çıkarak insanları nasıl değerlendirirsiniz?