Salı, Aralık 27, 2016

KAŞIK-2


kaşık, kadın, zaman, evlilik, eski,
Ev
                                            
                                                                  BÖLÜM -2-
        “İki kaşığı yanyana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

                                                                        KAŞIK
            Veysel’in kendisi atölyeden çıkmıştı ama aklı hala oradaydı. Bir hafta izinli olması da içini sızlatmaya başlamıştı daha doktorun odasından çıkmadan. Yarasını fazla önemsediği yoktu ona bakılırsa, önemsiz bir şeydi sıyrıklar. Ona kalsa çalışabilirdi ama ustabaşı “İzinlisin” demişti. O dediyse tamamdı, söylenemezdi artık sözünün üstüne. Boynunu bükerek işyerinden ayrılırken evi, işi, para bir sürü şey geçmeye başlamıştı aklından. Bir süre önemsememeye karar verdi, dikip başını yürüdü durağa kadar. Dönüp baktı arkasına durağa yaklaştığında. Daha şimdiden özlemeye başlamıştı işini. Yusuf’un gözleri geldi gözünün önüne, acıyan bakışları. Neden yapmıştı bu kazayı? Bir türlü akıl erdiremedi bir süre. Durakta sırada beklerken buldu cevabı. “Neden olacak, bir çift laf yüzünden; takmasaydım kafaya olmayacaktı işte. Şimdi de çalışıyor olacaktım. Ne güzel yemek işimi de halletmiştim. Al sana iyi mi şimdi. Bir hafta nasıl geçecek bakalım?” dedi kendine fısıltıyla, sanki birisi vardı karşısında onunla konuşuyor gibiydi. Sıradakilerde bir dalgalanma olunca bakındı iki yanına. Ona bakanlar vardı. Görmezlikten geldi onları, sırasını takip etti. Elinde hafif bir sızı vardı, hissetmeye başlamıştı.


            Eve geldiğinde kimse yoktu evde, kapının zilini bastı birkaç defa. Baktı açan yok, ses de yok; çıkarıp anahtarını açtı kapıyı. Nedense bu gün ayakları gitmiyordu ileriye doğru. Sanki yanlış bir yere gelmiş gibi hissetmeye başlamıştı. Eşiklikten adımını atıp ayakkabılarını çıkarıp bir terlik geçirdi ayağına, oturma odasına doğru yürüdü. Salon,  oturma odası aynıydı, kendi ve anası için yatak odaları vardı ayrıca. Küçücük bir mutfak, idare edecek kadar da banyoları vardı. Babası yaptırmıştı bu evi de yıllar önce.
            Elindekileri köşedeki yuvarlak masanın üstüne bırakıp eski koltuğa oturdu ayaklarını uzatarak. Derin bir nefes alıp verdi sanki çok uzak yoldan gelmişçesine. Yarım saat kadar bekledi öylece, gelip giden olmayınca ranzaya uzandı; bir yorgunluk çökmüştü üstüne, biraz kestirirse iyi gelecekti. Tam da içi geçmişti ki zil sesi geldi dış kapıdan. “Tam da zamanıydı!” dedi. Gelen hanımıdır diye düşünüp kıpırdamadı bir süre. Anahtarı vardı nasılsa açardı kendisi kapıyı. Tekrar çaldı zil. Ayağa kalkıp yürüdü dış kapıya kadar. Kapıyı açtığında karşısında Yusuf dikilmiş öylece kendisine bakıyordu. Şaşırdı önce ama kendini tez toparlayıp “Gelsene Yusuf, ne dikiliyorsun orada?” dedi gözlerini ovuşturarak. “Arkadaş bu ne yahu, daha akşam değil, gece değil; ne uykusu bu?” Yusuf’u öne geçirdi omuzuna dokunarak “Sorma, biraz oturunca içim geçmeye başladı ben de uzanıvermiştim; uyuya kalmışım öylece.”
            İçeriye geçip oturdular karşı karşıya. İyi ki kimseler yokmuş diye geçti Yusuf’un aklından. Belki kazayı saklardı Veysel ailesinden. Nasıl saklayacaksa? Her şey ortada işte. Eğer Veysel isterse bir yolunu düşünmüştür elbette, bana da ne oluyor? Aklından geçenlere kendisi de inanmak istemiyordu. “Nasıl oldu Arkadaş bu iş, neden bu günü buldu?” dedi Yusuf Veysel’e acıyan gözlerle bakarak. Veysel bir ara yere baktı, derin nefesler alıp verdi sonra başını kaldırıp Yusuf’un gözlerinin içine bakarak “Kafama taktım sabah işe giderken, bir türlü çıkmadı aklımdan o iki laf.” Durgunluk vardı halinde. Söylesem mi, söylemesem mi? Çatışmasındaydı aklı. “Ne lafı, ne takması, kimin lafı Yusuf? Senin de ağzından cımbızla çekeceğiz kelimeleri. Söylesene adam gibi. Bu güne kadar ne sakladık birbirimizden?” sitemkârdı Yusuf. “Haklısın haklı olmaya, bu iş başka senin anlayacağın. İki ucu boklu değnek, nereden tutsam bir ucu bana dokunuyor.” Ellerini ovuşturmaya kalkınca acıdı birden ve bıraktı ellerini iki yana.
            Yusuf sıkıştırınca Veysel anlattı söylenenleri. Yusuf bir anlam veremedi o anda. Bir süre susup bakıştı iki çocukluk arkadaşı. Yusuf toparladı kendini. Teselliye, desteğe ihtiyacı vardı arkadaşının. Önce şakaya vurmaya çalıştı durumu, önemsememiş gibi davrandı. Ancak durum öyle değildi. İş ciddi görünüyordu Veysel’e, görüp anlayabiliyordu durumunu arkadaşının.
            “Kaç günlük evlisin daha şunun şurasında? Hele bir bekle biraz. Neler olacağını bir gör hiç olmazsa. Boşuna kuruntu yapma kendi kendine, bak üzüyorsun hem kendini hem de beni. Hanımını da üzeceksin besbelli. Bırak peşini bu lafın. Boş bulunmuş besbelli. Belki de ne söylediğinin farkında değil, sanki tanımıyorsun sen o kızı. Bazen atıverir işte nereye giderse. Ölçüp biçim söylemez bazen. Ne de olsa evlenmiş bir kız, artık hanım oldu ev idare ediyor. Haydiii takma, kalk gidip bir şeyler yiyip içelim; hesaplar benden bu gece” dedi Veysel’in omuzuna vurarak. Geçerken de bizimkilere haber bırakırız. Önden yürüdü çıktı Yusuf, Veysel de arkasından. Bahçe kapısını açtığı anda karşısında hanımı geliyordu. “İşte, iyi adam lafının üstüne gelirmiş; tam da biz de senden bahsediyorduk” dedi Yusuf Fatma’nın duyması için. “Nereye böyle ev kaçkınları?” dedi Fatma Yusuf’a ters ters bakarak. Yusuf arkadaşının sırtına dokunarak bozuntuya verme demek istedi ve Fatma’ya güler yüzle bakarak “Fatma bacı, Arkadaşımı senden çalıyorum bu akşam kusura kalma!” dedi şakayla karışık. Kendince emrivaki yapmaktı amacı, yoksa izin alamayacaklarını anlamıştı. Fatma sokağın karşısına geçip yanlarına geldi, kapının önüne. “Nereye bakayım böyle iki kuzu sarması?” diyerek Veysel’e baktı anlamsızca. “Ne oluyor?” der gibiydi. Veysel Konuşmamayı tercih ediyordu, bu durumunu anlayan arkadaşı da hemen yetişiyordu imdadına arkadaşının ve ona fırsat vermeden konuşuyordu Fatma’yla. “Hiiç öylesine, biraz yarenlik edeceğiz. Çok zamandır bir araya gelemedik de, akşama geç kalırız. Ne de olsa çok birikti içimizde. Biraz da demleniriz. Sen bekleme bizi yemeğe” deyiverdi hemen. Gözleri fal taşı gibi açıldı önce Fatma’nın, olgun davranmak istiyordu kendince  “Eh haydi bakalım bu seferlik senin dediğin olsun Yusuf kardeş” dedi sinirli sinirli. Arkasına bakmadan “Güle güle” diyerek yürümeye devam etti.  
kadın, evli, bulaşık, zaman,
Kadın


            Yusuf Veysel’in omuzuna vurarak “İzin kopardık lan oğlum, korka korka söylemiştim hâlbuki sen de fazla büyütmüşsün bu işi, bir güzel parlatalım kafaları bu akşam” dedi. Neşesi yerine gelmişti Yusuf’un ama Veysel durgundu. Adımları yavaş atıyordu sanki gitmek istemiyormuş gibi. “Çekintin varsa, rahat değilsen vazgeçebiliriz ha! Ben senin için düşünerek kalkıştım bu işe. Yardımım olsun istedim.” “Yok, be Yusuf ondan değil. Bilmem ben de anlayamıyorum kendimi. Nedir derdim, ne yapmak istiyorum ya da istemiyorum bilmiyorum. Kafam karışık işte. Boş ver sen hızlanalım haydi. ‘İnceldiği yerden kopsun’ ne kopacaksa!”
            Yusuf’la Veysel’in ayrılışından sonra odaya giren Fatma, masanın üstünde duranlara göz atmak için yöneldi. Kocasının eşyalarıydı orada duran. Dosyanın kapağını kaldırıp baktı göz ucuyla, bir şey anlamadı sonra da kapattı alıp götürdü yatak odalarına yüklüğe koydu. Dönüp geldi tekrar, sefertasını alıp mutfağa gitti. Kapaklarını açtı her ikisinin de. Yoğurda hiç dokunulmammış olduğunu gördü. “Neden yemedi acaba?” diye sordu kendi kendine. “Zıkkımın pekini yiyesice, anası baklava börek koyuveriyordu sanki yemezse yemez!” dedi hırçınca ve bir kaşık alıp kaşıkladı sinirle. Beş kaşık gelmemişti hepsi de. Bir parça ekmek koparıp sıyırdı dibindekileri de ve musluğun altına bıraktı sonra da. Musluğu açtı üzerine sefertasının.
            Lavabonun içindeki bulaşıkları yıkamak geçti aklından. Biraz sonra kayınvalidesi gelip laf etmesin diye. Kollarını sıvadı ve koyuldu yıkamaya. Yemek yapmak da vardı daha. “Köle olduk be, evlendik de başımız göğe mi değdi! Al sana evlilik, evlilikmiş, tüküreyim böyle evliliğin içine!” hırslandı bulaşıkları yıkarken. Anasının evinde hiç olmazsa bazen nazlanıp odasına giderek kurtuluyordu işlerden. Koca evi öyle miydi ya? Her işe koştur.  Bulaşık, çamaşır, temizlik, ütü yok anasının nikâhı.” “Al işte adam keyif çatmaya, sen bulaşığa, kolay gelsin.”
            Bulaşıkları bitirip biraz dinlenmek istedi. Odaya geçip televizyonu açtı geçip karşısındaki koltuğa oturdu. Kocasının koltuğuydu oturduğu koltuk. “iyi ki gitti, rahat bir televizyon izlerim hiç olmazsa” dedi Fatma. Çok sevdiği dizileri vardı. Bazılarını izlerken ağlamaklı oluyordu. Ne acıklı şeyler yaşıyor insanlar, biz şükredelim şu halimize, bundan kötüsünü yaşatmasın Rabbim diye içinden geçirdi. Yarım saat geçmedi ki kapının zili çalınca rahatı bozuldu. Kalkıp zile bastı. Dış kapının şangırt diye açılan sesi duyuldu. Hemen geçip yerine oturdu gene.
            Kaynanası televizyon seyreden gelinini görünce bir an durakladı. İçinden geçenleri dinledi, sonra da sakin adımlarla yürüdü eşikliğe. Besmeleyle girdi kapıdan. “Kolay gelsin kızım” dedi ona bakmadan, dastarını düzeltti. Fatma hiç istifini bozmadan gözünü dikmiş televizyona “Hoş geldin ana” dedi. Kayınvalidesi dayanamadı Fatma’nın bu davranışına ve kırmamak için kendi odasına geçti. Bir süre kaldı odasında. Tekrar geriye geldiğinde daha sakindi, hiçbir şey demeden elindeki entarisini tamir etmeye devam etti oturduğu yerde.
            Fatma diziyi bitirdikten sonra mutfağa geçip yemek yapmaya karar verdi. Yarın sefer tasına ne koyacağını düşündü. Biraz yemek, biraz da bulgur pilavı yapar ondan koyarım diye düşünüp bulguru çıkardı dolaptan, kuru fasulye yemeği yapacaktı, iyi olurdu yanında pilav. Sonradan turşu da koymak geldi aklına. Anası vermişti. Hepsini de yapıp hazırladı. Sofrayı kurdu. Veysel’i soran anasına da “Yusuf’la yarenlik etmeye gitti” dedi tafrasından geçilmiyordu. Gelininin tafrasını gören kadın alttan almayı düşündü ve bir şey söylemeden kaşığını daldırdı önlerindeki tabağa besmeleyle.
                        
                                                                                              27:12:2016-21,50
                                                                                                 Halil GÖNÜL

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.