Perşembe, Aralık 01, 2016

AKAN GÖZYAŞLARI

cenaze, düğün, gelin, genç, gözyaşı, halay, muhtar, akan-zaman,
Aile

                    AKAN GÖZYAŞLARI

Eminim birçok kişi zaman zaman karşılaştığı olaylardan etkilenip, istem dışı gözyaşları damlacıklar halinde birer inci tanesi olur yuvarlanıverirler yanaklarına doğru. Gözyaşlarını fark ettiğinde hıçkırıklarla ağlamak gelir içinden fakat boğazında bir düğüm sanki tıkaç olur fazla inci tanelerinin eksilmesine izin vermez. İçin bir hoş olur tuhaf bir rahatlama hissedersin. Ben gözlemlerimde, kırklı yaşlardan sonra genellikle gördüm. Erkek kadın fark etmiyor. Yaşamdaki yoğunluklara bağlı olarak yaş ortalaması ileri veya geriye çekilebilir belki de. Çevremde şahit olduklarım ve kendi üzerimden çıkarımlar yaparak, biraz da ukalalık ekleyerek değerlendireceğim
Birinci kurtuluş savaşı sonrası askerliğini bitirip köyüne dönmüştür Hasan. Yaşı kırkına yaklaşıktır. Çevresinde sevilir sayılır, adil bir kişilik yapısı vardır. Çocuk yetişkin ayırt etmeden çevresindeki kişiler arasında adil davranışı ve verdiği kararlar kabul görür.
Köyden bir kız komşu köye gelin gidecektir. Üç gün üç gece köyde düğün yapılmıştır. Sıra gelin almaya gelir ve komşu köyün konvoyu köye girmiştir. Komşu köyün delikanlıları davul zurna eşliğinde köy meydanına doğru ilerlemektedirler. Adet olduğu üzere, gelin tarafı gençler köy meydanı girişine halat çekerler; amaç toprak bastı parası almaktır.  Her şey neşe içinde akmaktadır. Gençlerin temsilcisi çekili halatın arkasında beklemektedir, elinde Sağdıç’a vereceği hediye de vardır. Damat tarafının gelişini meydandan yetişkinlerde kahvede oturarak izlemektedirler. Damat tarafı toprak bastı ödemeden meydana girmek isterler. Birkaç denemeleri olmuştur. Bu anlar gençler arasında gerginliğe yol açmış ama gelenler misafir olarak değerlendirildikleri için gerginlik azaltılmaya çalışılmış, gelenekler gereği toprak bastı ödemek saygı gereği olarak değerlendirildiği için; gelin köyü gençleri kendilerine saygısızlık yapılmasına izin verilmeyeceğini belirterek kalabalığa katılımlar olmuş kalabalığa orta yaşlardan da katılım başlamıştır. Kavganın eşiğine gelinmiştir.
Bu durumu fark eden Hasan hemen atlar kahve bahçe duvarından meydana ulaşır ve çitten bir dal parçası söker gençlerin önüne geçer. Duruma el koyar. Gençler arkasına geçerler. Bu arada kahvede oturan diğer yaşlılarda otuz kişi kadar Hasan'a destek verirler. Hasan durumun detaylarını öğrenmiş ve damat tarafının güç yeterliliği niyetlerini ölçmeye çalışarak ve konuşarak işi çözüp kimsenin rencide olmasını istememektedir. Nihayetinde akraba olunmuş ve bu akrabalığında zarar görmesini istememektedir. Damat tarafının sözü geçen yetişkinlerinden birini çağırır karşı gençlerin önüne. Cafer çıkar öne Hasan ile aynı yaşlardadır.  Durumun ehemmiyetini kavrayan Cafer durumu aşabilmek ve gençlerinin yaptığı hatayı telafi etmeyi geçirir aklından ve olması gereken de budur. Ama bu telafi şekli onlara beklenen den pahalıya patlayacaktır ama gelecek düşmanlıkları önleyecektir. Akrabalık bağlarına zarar vermeyecektir. Hasan hiç ağzını açmayıp gençlerin önünde dimdik, sopası omuzunda bekler. Gayet sakindir.
Halaylar durmuş misafir konvoyunda tedirginlik ve arada konuşma uğultuları gelmeye başlamıştır. Bunu fark eden Hasan kendi gençlerinin sakin olmasını ve kimseden çıt çıkarmamasını ister. Bunun arkasından Cafer pabucun pahalılığını anlayacak kadar zekidir. Bir an önce adım atmalıdır. Kendi konvoyuna dönerek; “gençler, ağalar, burada bir hata işlenmiştir. Bu hatanın telafisi gereklidir. Bu durum bizim hasiyet ve onurumuzdur. Durumumuzu kurtarmalıyız.  Akrabalarımıza bir diyeceğimiz yoktur. Bu iki köy kurulduklarından beridir kız alır verirler, böyle bir durum yaşandığı olmamıştır. Dostluklarımız bakidir, her zaman da baki kalacaktır bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.  Şu an itibari ile bu gelenek gereği sembolik de olsa bir bedel ödenir her iki köyde de uygulanır ve ödenen bedelde aynı yerde her iki köy gençleri arasında masraf edilerek ziyafete dönüşür. Ancak bu sefer durum gençleri rencide eder hale geldiği için bedelini gelenekten öte gönül alma ile çözeceğiz. Benim önerim; geline takılarının haricinde bir sarı lira, köy gençlerine bir koç vermeyi öneriyorum, eğer sizden itiraz gelirse bile ben bunu köy bütçesinden ödemeyi taahhüt ediyorum.” Hep bir ağızdan “kabul” sesleri yükselir. Ödemeler kabul edilmiştir. Her şey tatlıya bağlanmıştır.
Hasan hiç sesini çıkarmadan halatın açılmasını istemiştir gençlerden ve halayın başına geçmiştir. Köy meydanına kadar, karışık olarak omuz omuza halay çekerek davul zurna eşliğinde girmişlerdir gençler. Eğlenceler iki saat kadar devam etmiş sıra gelin evinden gelin almaya gelmiş ve gençler hep birlikte kız evine doğru yönelmişlerdir. Davul sesleri ortalığı hoplatırcasına gümbürder ve zurna da davuldan geriye kalmaz, gelin alınır at sırtına bindirilir.  Damat tarafından çekilen at, köy meydanına doğru yönelinmiştir. Konvoy köy meydanına geldiğinde, gelin tarafı gençlerden bir tanesinin sesi duyulur. Herkes bir anda durmuş merakla bütün bakışlar sesin geldiği tarafı ve seslenen kişiyi bulmaya çalışırlar. Genç bağırır. Ağalar kıymetli misafirler, sevgili akrabalarımız, biz gençler tekrar durum değerlendirmesi yaptık aramızda ve Cafer muhtarın biz gençlere taahhüt ettiği koçu bu oluşan yeni aileye hediye etmeye karar verdik ve bize değil en kısa zamanda yeni aileye verilmesi ve de kendi aramızda topladığımız katkıyı da damada veriyorum. Gelin ve damadın bir yastıkta kocaması dileklerimizle “buyur damat” diyerek şefkatle sarıp sarmalayan bir ses tonuyla topladıkları takı, para ne varsa bir bohça içindedir;  bir ucundan geline tuttururlar diğer ucunu da damadın eline verirler. Bu arada herkes gibi damat da şaşırmıştır. Delikanlı tam bu anda damadın sırtına sıkı bir şaplak indirir sanki gerdeğe giriyormuşçasına bir an nefesi kesilir gibi olmuştur damadın.
Muhtar Cafer de şaşırmıştır bu davranışlara hiç beklemediği bir şeydi. Bu gençlerin alçak gönüllüğü ve gönül zenginlikleri oldukça duygulandırdı. Avazının çıktığı kadar bağırarak emriniz başımız üzeredir, gelin attan inmeden koç kendilerine teslim edilecektir. Burada yaşananlar bir ilk oldu ben de çok duygulandım bu davranışlarınızdan, biliyorsunuz gelin ve damat her ikisi de öksüz bir istisna yapacağım. Bir kısmı köyümüz heyetinden, kalanı da köyümüz bütçesinden karşılanmak üzere hamile bir düve de yeni aileye tarafımdan iki gün içinde kendilerine teslim edilecektir. Bu bir istisna olacaktır.  Sesi cümlesinin sonlarına doğru duygusallığı tamamen üzerinde olduğu belli oluyordu. Bu duygusal anlardan sonra yola düzülme vakti gelmiştir. Damat atın yularını çene altından tutarak hareket etmiştir. Davullar ve zurnaların coşkusu gelişlerinden daha coşkuluydu. Gençler konvoyu köy çıkışına kadar coşku içinde halaylarla uğurladılar.
Bu durum komşu köylerde de kısa zaman duyuldu ve takdirle karşılandı. Komşu köylerden bizden kız alın teklifleri duyulmaya başlandı. Herhangi bir köye kız istemeye giden gençler yabancı gibi karşılanmıyor, takdirle kucaklanıyor oldular. Karşılıklı birçok yuva kuruldu.
Hasan bu düğün olayından sonra on yıl kadar yaşadı. Bir yaz günü köyden uzaktaki bir arazisinde hasat yaparken rahatsızlandı. İmkânlar kısıtlı yakın çevrede doktor yok. Geleneksel tedavi yöntemleriyle iyileştirilmeye çalışıldı. Acı haber çabuk yayılır denilir ve öyle oldu acı haber çabuk duyuldu.  Toprağı bol olsun, cenazesi defnedildi. Arkasında bir hanım ve en büyüğü on üç yaşlarında olan üç kız ve en küçükleri oğlan olan üç yaşlarında dört çocuk bıraktı.
Yoksulluk,  yalnızlık ve çaresizlik sardı her tarafı. Hasat tarlada bekliyor. Amcaları ve dayıları uzak duruyorlar, bu durum daha da çaresiz hissettiriyordu kendilerini. Bir hafta kadar geçti ki, bir gün tüm tarlalarında kalabalıklar hasada başladı kimse kendilerine bir şey söylemedi. Bir hafta içinde çok kişi kendi işlerini bırakarak yardıma koşmuş ve bir hafta gibi bir süre sonun da tüm hasat tamamlanmış evlerine teslim edilip ambarlarına yerleştirildi.  Çocuklar fazla anlamıyordu neler olup bittiğini ama anneleri ve büyük kız çok duygulanmışlardı. Günlerce ağladıkları olmuştur. Kış bastırdı her tarafı ve doğa ana gelinliğini tekrar giydi.
Yaşadıkları yapı taş duvar örülü iki katlı hanay diye tarif edilir. Zemin kat da samanlık ve hayvanlar için ahır vardır. Ahırın tavanı ağaçlardan ve ağaçların üzeri toprak kaplı, birinci katın tavanı da aynı şekilde ahşap mertek ve araları ağaç dalı sayılabilecek malzeme ile örtülmüş üzeri kalınca kil ve kumla kaplanmıştır. İki oda ve odaların haricinde geniş bir tahtalık tabir edilen tamamen tahta kaplı önü kısmen kapalı bölüm vardır. Ahşap düz bir merdivenle çıkılır.
Anne ahırdaki iki öküz, eşek ve bir düveyi yemlemek için iner yemlemeyi bitirir, ağıldaki iki keçi ve iki oğlağı da yemlemek için ağıla girer ve orada yere yığılır. Bayılmıştır.
Aşağıdan keçilerin bağırma sesleri ve tepinme sesleri duyulur. Ahırda da hayvanlarda bir tedirginlik olmuşcasına tepinme sesi duyulmaktadır.  Büyük kız bakmaya iner, ağıl kısmı ahıra girişin yanındadır. Akşam karanlığı bastırmak üzeredir ancak ortalık seçilebilir durumdadır. Ağılın köşesinde bir karaltı yığın halindedir. İlk anda kızın aklına annesi gelmez, oğlağın veya keçinin yatmakta olduğunu düşünür. Dikkatlice baktığında anasını far keder. Sallar, bağırır paniklemiştir. Bu arada çok korkmuştur. Anasının öldüğü aklından geçmiştir. Kendisine böyle düşündüğü için kızmıştır. Anası ufacık tefecik yumuşak zayıf bir kadındır. İnilti sesi gelir hemen sürüyerek ağıl dışına çıkarır. Başında bekler kendine geliyor diye düşünür. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmeden beklemeye devam ederken kimseye haber vermeyi aklına getirememiştir. Nihayet kıpırdanmaları artmış ses de mırıltı ve inleme karışımı anlamsız haldedir. Kendisi sırtlayıp merdivenden yukarı çıkaramazdı. Yerinden kalkamıyordu. Bir an önce yukarı çıkmaları gerekliydi, hava çok soğuktu burada üşüyerek hastalığı etkilenebilirdi. Koşmak geldi içinden anasını orada bırakıp hızlı bir şekilde yengesi geldi aklına, evlerinin hemen arkasındaydı evleri. En yakın orasıydı. Zemin katta bir oda idi evleri kapıyı avuçlarının içiyle her iki eliyle de hızlı hızlı vuruyordu. Durmaksızın vuruyor ve yenge, amca diye bağırıyordu. Yengesi telaşla açtı kapıyı. Azarlamaya kalkacaktı ki kim olduğunu anlayıp bağırmaya fırsat bulamadan “anam, anam ölüyor” dedi kız telaşla koşturdular birlikte. Sırtına bindirdi yukarı çıkarıp yer yatağını serdiler ve yatırdılar. Zor nefes alıyor gibiydi, inilti ve hırıltılar duyuluyordu, göğsü hızlı hızlı inip çıkıyordu. Soğuk havada aşağıda epeyce kalmış olmalı ki vücudu buz kesmiş, üzerindeki giysisi bir basma entari ve incecik bir hırka vardı üzerinde. Hemen tarhana çorbası yaptılar. Kafasını dizinin üstüne alıp birkaç yudum da olsa içirmeye çalıştı yengesi. Baktı yutkunmakta zorluk çekiyor, nefes borusuna kaçıp boğazını almasından korkarak vazgeçti içirmekten. Tekrara yerine yatırdı. Üzerine bir tane daha yorgan örttü. Ocağa birkaç odun ilave etti alevin harlanmasını sağladı. İdare lambasını da yaktı.
Diğer çocuklar uyumuş şimdilik hiçbir şey bilmiyorlardı. Sabah olduğunda ya da uyanırlarsa öğreneceklerdi. Gece yarısı yaklaştığında amcaları da geldi. Baktı durum ağır görünüyor. Ben gidiyorum, sen sabaha kadar kal başında dedi gitti.
Kız da açlık ve uykusuzluğa dayanamayıp uyuya kalmıştı köşedeki minderin üzerinde. Yengesi uyuduğunu fark ettiğinde üzerine yorgan örttü.  Odanın içinde tabanda örtülen hasır ve hasırın üzerinde keçi kılından dokunma,  yazları çadır örtüsü olarak da kullanılan örtü vardı. Odanın içi gam keder, kasvet kaplıydı. Acizlik bağırıyordu sanki yırtarcasına buz gibi havayı. İsyan vardı havada. Her şey hatta hava bile kadere teslim olmuş, acz içindeydi. Sabah olmak bilmedi bir türlü, güneş doğmamak için inat ediyordu sanki ilk defa, ya da güneş utandığı için bu acz ve çaresizlikten, belki de kimseye göstermek istemiyordu.  Nihayet sabah oldu fakat değişen bir şey yoktu. Çocuklar da uyanmış, oğlan ile kızların en küçüğü açlıktan ağlıyorlardı. Büyük kız hemen tarhana çorbasını ısıttı, büyükçe kalayının bir kısmı kalkmış bakır bir tabağa koydu içine de gevremiş yufkalardan ufaladı lapa haline getirdi. Çocuklara yedirdi. Onları doyurdu, kendisi de biraz yedi. Yengelerinin iştahı yoktu birkaç kaşık aldı bıraktı.

Büyük kız Hacer on üç yaşında, hiç okula gitmedi, O’da anası gibi ufacık tefecik, çelimsiz bir kızdır. Sıcakkanlı tuttuğunu koparan ve başladığı her işin üstesinden gelebilen bir kişilik yapısı vardır. Küçük yaşlarından itibaren hep aile yaşamında sorumluluklar almış, ailenin yük ortağıdır. Anasının en büyük yardımcısı olmuştur hep, kardeşlerine hem analık hem de kardeşlik yapmıştır bu günlere kadar. Bundan sonra sorumlulukları daha da artmıştır. Bu çocukların yaşamı ve büyümelerinin sorumluluğunu istese de istemese de omuzlarındadır. Anacığı şuracıkta yatıyorken neler de düşünüyorum diye kendine kızmaya başladı bir an korku duymaya başladı ya anam ölürse, bunu nasıl düşünebilirim? Kendine ceza verdi bir daha böyle şeyler düşünmek yok. Anam iyileşecek. Bizi bırakıp buralarda bir yere gidemez, bize kıyamaz. Hep demez miydi “benim göz nurumsunuz, yaşam iksirimsiniz siz” diye, tabii ya biz onun göz nuruyuz yaşam gücüyüz, yaşam iksiriyiz. Kesin bizi bırakmaz. Anacığım az söz verir ama verdiği sözleri de hep tutmuştur. Şimdi telaşı bırakmalıyım anama iyi bakmalıyım. İstediği iksiri vereyim de iyileşsin. Diye düşündü ve anasının yanı başına oturdu. Ellerini tuttu. Hafif elinin sıkıldığını hissediyordu sanki. 
Halil GÖNÜL / Aydın

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.