Cuma, Şubat 02, 2018

"Savaşma, Seviş" Ne Demektir?

"Amerika'nın Sevişmesi"

 Savaşma, Seviş!

                Bu nereden çıktı diyenlerinizi duyar gibiyim, bazılarınız da kıs kıs gülüyordur belki de.  Başlığı seçişim bilinçli ve 30-40 yaşlarındakilerin anlayamayacağı bir şey belki de, yaşa başa uygun olmadığını düşünenleriniz de olacak biliyorum.
                “Savaşma, seviş” iki kelimeden ibaret ve hemen hemen herkesin, eğitimlinin ve eğitimsizin anlayabileceği düşünülen göze batan, hoş iki sevgili kelime.

                Nedir peki “savaşma, seviş” kelimelerinin anlamı ve işlevi, ne zaman ortaya atılmıştır? Neden?

                Elbette bu iki sevgili zıtlıkları içinde barındıran “savaş ve seviş” kelimelerinin biri “savaş” olumsuzlanmış “seviş” ise olumlulanmış.

                Ne demek istenmiş peki?

                Bu sorunun cevabı bir dönemin içinde gizli, 70-80’li yıllarda ortaya atılan ve 68 kuşağı gençliğinden sonra çok rahatsız olan Dünya gelişmişleri, başta Amerika olmak üzere gençlerin siyasetle ilgilenmemesini, etrafında olan olaylara aldırmamasını; siyaset, yönetim işlerini kendilerine bırakılmasını istemişlerdir. İşte bu yüzden o zamanın gençliğini olmasa bile sonraki gelecek yıllardaki gençliği ve insanları etkileyebilmek için toplumun değer yargısını değiştirmek ve yeni bir algı, değer ölçüsü yaratabilmek için “Savaşma, seviş” sloganını ortaya sürmüşlerdir.  Yani demem o ki; “apışaranızdan bakın Dünya’ya” demişlerdir. Çünkü sizin göreviniz yönetime talip olmak olmamalı, verdiğimizle yetinmesini bilin, yoksa bildiririz demek istemişlerdir.

                İşe yaradı mı peki “savaşma, seviş” sloganı?

Anladığım kadarıyla hem de çok yaramış. Nereden mi biliyorum. Çünkü 40’ lı yaşlarda olanların çoğu apış arası bir argo ifade gördüğü için “savaşma, seviş” ifadelerini hakaret olarak algılıyor ve rencide oluyor.
Son zamanlarda “Mutluluk” kavramı da bir yerlere çekiliyor gibi gelmeye başladı bana ve önüne gelen herkes “mutlu ol” demeye ve mutlu etmeye, mutlu olmanın yollarını göstermeye çalışıyorlar mutsuz insanlara. Amerika’dan bir mutluluk araştırması okudum, uzun süreli bir araştırmaymış ve 70-80 yaşındaki insanlar daha mutluymuşlar. Benim düşüncem çok farklı bu konuda. Sizlerin de farklı olabilir.
70-80 yaşlarındaki hatta 50 yaşlarının üstündeki insanların çoğunda Demans denilen rahatsızlık daha sıklıkta görülür, dünyadaki çaresi ve nedeni bilinemeyen –henüz- ama günümüzün ve geleceğimizin en önemli rahatsızlıkları arasında görülen bir rahatsızlık türüdür Demans. Dolayısıyla beyin hücrelerinin zayıflaması, daha hızlı ölümü gibi nedenlerden dolayı o yaşlardaki kişilerin duyarlılıkları azaldığı için araştırmalarda buna mutluluk olarak bakılması zaten temeldeki yanlışlıktır bence.

Şimdi geleceğim asıl meseleye. “Mutluluk.”

Göreceli bir kavram, kimse kimseye “mutlu ol” deyince kimse de mutlu olmaz. Üstelik mutlu olma durumu devamlılık arz etmez. Yani bu durumda mutluluk beklentilerimiz veya aldığımız kararlardan ötürü isabetli olduğunda kararımızın doğruluğundan ötürü elde ettiğimiz aşamanın verdiği hazdır. Bu durum da beynimizde salınan hormonsal durumdan kaynaklı olduğu bilinir bir durum artık günümüzde. Beynimizdeki hormonsal denge bir süre sonra değiştiğinde duygu durumumuz değişecektir ve ilk başlangıçtaki his ve duygularımız artık bizi aynı dozda etkilemeyeceklerdir.
Kısaca ödülünü alan beyin kendine mutluluk hormonu vererek ödüllenmiştir. Hani bazen felekten bir gece çalarız ya, birkaç arkadaş birlikte, işte beyin de verdiği kararın olumlulanması sonunda kendine birkaç dakika veya daha uzun veya kısa an çalmış olur.
Özellikle son zamanlarda okuduğum ve karşılaştığım yazılarda iyi eğitim görmüşlerin mutlu olmak için reçeteler yazdıkları, sanki ağırlık kazanmaya başladı gibi bir algı oluşmaya başladı bende.  Bir eğitim bilimci diyor ki: “ben oğluma diyeceğim ki; oğlum istersen çaycılık yap”  ya da buna benzer bir ifade.  Demek istediğini anlıyorum, at yarışına sokulan çocuklarımızın durumundan yola çıkarak eğitim sistemimizi eleştirerek, çocukların mutsuzluğuna yol açmayın bırakın ne isterlerse onu yapsın, sonuçta mutlu olabilecekleri bir iş yapsınlar.
Başka bir örnek: Çöpçü, buluğ çağındaki bir gence öğüt verir, “iyi bir eğitim al, bence avukat ol; iyi para var avukatlıkta” derken bir okumuş devreye girer çöpçünün yanında “oğlum, sen aldırma kimseye; mutlu bir çöpçü ol, mutluluklar içinde temizle sokakları.”  Çocuğun –gencin- gözleri parlamış duyduklarından. 
Şimdi hep birlikte empati yapalım; olay, yer ve zamanı birbirinden koparmadan. Çöpçü o an ne düşünmüştür? Çocuğun gözlerindeki parıltı doğru mu algılanmıştır? Eğitim çağındaki genç içinde boğuştuğu eğitim zorluklarının içinde yaşayan birisi olarak eğitim bir işe yaramıyor mu yoksa “ne diyorsunuz siz?” mi demek istemiştir ve gözlerindeki mutluluk parıltısı mı kızgınlık parıltısı mıdır acaba?
Bir kere o anda çöpçü kalaylamıştır içinden, ezilmiştir belki de. Çünkü içinde okuyamama ve ya okumama yangısı olduğu belli, bu yüzden gence olumlu öğüt vermeye çalışmaktadır yani “oğlum oku, bak okumazsan olacağın son benim gibidir.” Anlamı vardır.
1.       Cümle: “oku da, baban gibi eşek olma.” Veya 2. Cümle: “oku da baban gibi, eşek olma.” Siz hangi cümleyi olumlu değerlendirirsiniz? 1. Mi yoksa 2. Cümle mi? Kelimeler aynı kelimelerdir dikkatle bakıldığında.
Mutluluğun çaresi insanlığın bir döneminden sonra hep sorgulanmış ve cevaplana gelmiştir ama hiçbir zaman günümüzdekiler gibi içi boş anlamsız bir duruma getirilmemiş ve bu tarz cevaplanmamıştır.
                İnsanın mutluluk hissedebilmesi için temel ihtiyaçları karşılanması gereklidir, yarına ait geçim kaygıları ortadan kalkmış olmalıdır. Günümüz insanları azgın ve fütursuz kapitalist sistemde her şeyin ölçüsünü para olarak değerlendirmesinden dolayı amansız bir savaş içindedirler kendileri ve çevreleriyle.
                Bu savaşı da yaratan sistemin kendisidir, şimdi dünyada gelirin yüzde 90 veya 95’ini dünya nüfusunun yüzde beşinin aldığı –ya da buna yakın- bilinmektedir. Asıl durum bu amalsızlıktır, bu amalsızlığın gizlenmesi ve insanların algılarını başka yönlere çekmeye çalışmaktır tıpkı 1970-80’ler de “savaşma, seviş” dedikleri gibi.
                Çare basittir onlara göre, ya dünya nüfusunu azaltmak, ya da algıyı paradan başka kuru bir “mutluluk” kavramına çekmektir. “boş verin siz eğitimi falan yahu, eğitim de neyin nesidir ki, 15-20 sene hatta ömür boyu azap çekmeye, at gibi yarışmaya değer miymiş, çaycı olun, çöpçü olun karnınızı doyurup şükredin Tanrı’ya” demek istemektedirler. Kısaca her ikisini de başaracaklar görünüşe göre. Fısıltılar da var zaten stratejistlerden.

               
"Savaşma seviş"
Dünya nüfusu alabildiğine çoğaldı, dünya ekonomisi bu durumu kaldıramaz, birkaç milyar nüfus eksilmeli” önerileri dillendirilmeye başlandı.

                Belki de Ortadoğu bataklığıyla bu işi halledecekler, yetmezse Afrika veya başka ülkeler, cahil, cühela olanlar, üretime bir katkısı olmayan hatta çöpçü, çaycı bile olamayanların bu dünyada yaşayabilmesi pek mümkün görünmüyor artık gelecek orta ve uzun vadeli zamanlarda.
                Siz siz olun, bence çocuğunuza “evladım, iyi bir eğitim almaya çalış, sonra ne istersen yap” deyin ve yönlendirmeye yardıma ihtiyaçları olduğu dönemde dikte ederek, zorlayarak değil de “iyi bir eğitim almanın” önemli olduğunu anlatmaya çalışarak bunun için yol ve yordam gösterip önlerini açın.
                Önlerini açın ki, gdo’suz gıdalara ulaşabilecek maddi imkânları olabilsin, onlar da kendi çocuklarına sağlıklı besin sağlayabilsinler, çöpçü kalırlarsa, gdo’lu gıdalara mahkûm kalarak 50-100 yıl içinde dünya nüfus temizlik harekâtının mağdurları arasında olmasınlar.
                İşte bu yüzden o sevgili okumuş’ un yerine ben o delikanlıya çöpçünün önünde çöpçünün de gözlerinin içine bakarak; “evladım, bak çöpçü abin şunu demek istiyor galiba sana; ben iyi bir eğitim alamadım veya alma imkânım olamadı, çöpçülük işini bulabildim ve çoluk çocuğumun ekmeği bu iş; severek yapıyorum ama iyi bir eğitim şart, sonra istediğini yap” derdim. Delikanlı da çöpçü de eminim başka bakarlardı. Çöpçü kesinlikle “hah, diline sağlık, ne gözel dedin, aynısından yavrım” derdi kendisine de tercüman olunmasından memnun bir şekilde başkalarının yaptığı pislikleri süpürmeye devam ederdi memnuniyetle. Yerden süpürdüğü toz ve pislik de burnundan ağzından memnun memnun gitmeye devam ederdi. Alan memnun satan memnun, ne güzel değil mi. Sağlıksız ortamda, korunaksız bir halde çalışmak memnun eden bir iş midir acaba okumuş’a göre?
                Neden zorunluluk altında yapmak veya katlanmakta olduğumuz şeylere memnunmuşuz gibi görünmeye çalışıyoruz. Senin kanserin benimkisinden kötü veya tersi bir ifadeden başka nedir bu durum. Sonuçta kanser kanserdir, en iyisi beş sene yaşatır en kötüsü de üç, beş ay.  
                                                                                                                              01.02.2018

                                                                                                                             Halil Gönül



Görsel: Google Görseller

6 yorum :

  1. "hayattan zevk almak" yazımda yapmış olduğunuz mutlulukla ilgili yorumu galiba şimdi anlamaya başladım,çok haklısınız..🙂 bana göre "savaşma seviş,mutlu ol" gibi eylem ve sloganlar aslında biraz da algı yaratma ve halkları politikadan uzak tutmak için yapılıyor gibi..bu şekilde halkların savaşma cesaretlerinin kırılması ve kötülük yapan devletlerin kötülüklerine devam etmesi sağlanıyor bu tür propagandalarla..mücadele verecek durumda olmayan halk kitleleri tabii ki hep esir olmaya ve birilerinin kuklaları olmaya mahkumdur demektir..bu açıdan yazınız çok güzel ve çok anlamlı bir yazı olmuş,emeğinize sağlık..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ertuğrul Yıldırım,
      teşekkür ederim. Yorumunuz zenginlik kattı yazılanlara. Üçer beşer ay kurs verip bazı insanlara sürüyorsunuz sokaklara ve mutluluk, hayattan zevk alma reçetesi yazdırıyorsunuz. olabilir mi böyle bir şey. Oluyor işte. Eğitimsiz toplumların önüne ne koyarsanız gidiyor. Arkasından bir istatistik ve al yüzde altmış mutlu toplum. Sormak geliyor aklıma madem bu kadar hayattan zevk alabilen mutlu bir toplumuz o zaman neden dal gündüz insanlar birbirini öldürüyor sokakta ve dağlarda? Cahili kandırmak çok kolaydır, ne denirse utar bir süreliğine de olsa. :)

      Sil
  2. Dünya nüfusunu azaltmak isteyenler sürekli iş başında. Sürekli savaşlar, yıkımlar.. Bizler de onlara destek oluyoruz maalesef. Farkında olsak da olmasak da destek oluyoruz bana göre. Sloganlarla hareket eden bir toplum haline geldiğimiz için biri bir slogan atıyor. Hemen peşine takılıyoruz adamın. Halbuki yaptığı şeyler attığı sloganı yansıtmıyor bile. Ama slogana odaklandığımız için fark edemiyoruz bunu.
    Bi çok insan mutluluk yok son dönemde. Mutluluğun yerini mutlu görünme çabası almış durumda. içerisi türlü dertlerle dolu insanlar dışarıya karşı mutluymuş gibi yapıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arif öztürk,
      haklısınız.
      bylece de kendi içinde denge de olamayan insanların oluşturduğu toplum da dengesizleşiyor değil mi?

      Sil
  3. "Savaşma, Seviş" başlığı, çekincenin aksine, ilgi çekici ve yazıyı tanımlayan bir başlık olmuş ve çok anlamlı bir yazı çıkmış ortaya.Bir döneme damgasını vuran bu slogana, son yıllarda bir yenisi daha eklendi bence.Ama tabii yüzlere söylenmediğinden, pek ön plana çıkmıyor.Şudur slogan; "Fakirsin, daha da fakirleş ve öl." Her geçen gün insanlar daha fakir, daha bir uzun saatler çalışan kölelere dönüştürülüyor.Sonra, 'karnını doyurmak' önceliğinden öteye çok da geçemeyen bu insanlara, diğer ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için bankalar el uzatıveriyor.Ve ömrü borç ödemekle geçen, içi boşaltılmış robotik canlılara dönüşüyoruz.Gel de bu şartlarda üniversitede çocuk okut.Sevdiği işte çalışsın bakalım çocuk.Aldığı maaş sadece kirasını öderse mecburen para kazanma öncelikli olacak iş tercihi de
    Kişisel Gelişime dair takip ettiğim harika yazılar oluyor.Ama öte yandan gerçekten de işin cılkı çıktı.Mutluluk formülize edildikçe, bizi soktukları kalıpların sayısı artıyor sadece.Gerçek hislerimizi yaşayabildiğimiz zamanlar azalırken...
    Halil abi eline sağlık çok güzel bir yazıydı.Benim de bir iç dökesim varmış :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aytül Örcün - Ayna Hikayesi.
      Teşekkür ederim bu güzel sohbet için. Bir söz geldi aklıma siz banka kredi deyince; "Bankalar yazın sıcağında zorla şemsiye tutuştururlar insanların eline, yağmur yağmaya başlayınca da ellerinden çeker alırlar." gibi bir ifadeydi. Artık anlaşılan o ki eğitimsiz ve üretkenliği olmayan insanlar ağıldaki bir hayvan sayılıyor ama değişik algılarla idare ediyorlar durumu. Bizim toplum da bunun ok açık ispatı. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.