Pazartesi, Ocak 16, 2017

KAŞIK-4

                                  
Veysel, kadın, ana, oğul, sevgili, karı-koca, komşu, kaynana, Fatma, iş,
Kadın-piknik
 
 BÖLÜM-4
"İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!"   

                           KAŞIK

          Veysel gördüğü güzel rüyaların arkasından erkenden uyandı. Rüyasında, Fatma hal hatır sormuştu kendisine. “Derdin ne kuzum, seni üzgün görmek içimi sızlatıyor” demişti. Eli de sızlamıştı tam o anda. “Bu gün hiç beklemediğim kadar güzel bir gün olacak!” diyerek yataktan indi. Sesinden Fatma da uyandı arkasından. Üzerine sabahlığını alarak birlikte çıktılar odadan birbirlerine “Günaydın” diyerek.

            Veysel lavaboya yöneldi koridorda, Fatma da mutfağa. Çay için su koydu ocağa, masanın üzerine kahvaltılıkları dizmeye başladı. Veysel de geldi yanına ve oturdu hemen masanın başına. Fatma’ya bakmaya başladı hayran gözlerle. Ne kadar yumuşacık, pırıl pırıl gözleri var diye geçirdi içinden. Kalkıp öpmek istedi ama Anasının koridordan geliş tıkırtısı alıkoydu düşüncesinden. “Çok yüz veriyorsun” dedirtmeyecekti gene kendisine.
            “Sabah şerifleriniz hayır olsun” dedi Anası kapıdan girer girmez. Göz ucuyla gelinini süzdü, arkasından oğluna baktı manalı manalı. Yine ne anlamaya çalışıyor bu benim yaşlı anam? Diye geçti hemen aklından Veysel’in.
            “Günaydın Ana” dedi Fatma çaydanlığı masaya koyarken. Cevap vermedi Fatma’ya. İçeriye girerken söyleyeceğini söylemişti zaten. Oğluna bakıyordu arada bir. Elini fark etti sonra. “Ne oldu oğul eline?” dedi sakin bir tonla. Fatma da göz attı birden Veysel’in ellerine. Veysel sargıyı çıkarmıştı kalkınca yataktan. Elinin üzerinde morarma ve sıyrıklar görünüyordu. Fatma telaşla “Ne oldu Veysel’im eline senin?” dedi ve elini uzattı elini tutmak için. Birden elini çekip masanın altına aldı Veysel. “Yok bir şey, abartmayın” dedi sakince.
            Fatma kahvaltısını hepsinden erken bitirip ayağa kalktı “Veysel’im yemeklerini hazırladım, bak da başka istediğin bir şey varsa söyle hazırlayıvereyim” dedi sefer tasını bankonun üzerine bıraktı. “Yok, yok, istediğim bir şey yok başka” dedi Veysel tereddütlü sesiyle. Huylanmıştı Fatma ve anası bu ses tonundan.
            “Söyle bakayım neyin var senin? Ben bilmem mi seni? Haydi, yumurtla neyin varsa” dedi anası yüzüne sert sert bakarak. “Bilirsin elbet bilmez misin hiç. Nefes bile saklanmıyor senden anacığım. “Ben bir hafta işe gitmeyeceğim Usta öyle söyledi. Dün elimi makinaya kaptırıyordum neredeyse. Doktora gittik Ustayla ve dönüşte söyledi. Neden? Diye sordum ama cevap alamadım iş yerine gelinceye kadar. Ben de malzemelerimi alıp eve geldim dün” dedi başını öne eğerek. Fatma bir şey anlamadı bu durumdan. Meraklı gözlerle süzdü baştan aşağı Veysel’i. Gelip yerine oturdu tekrar. “Emek emek yemek hazırlamıştım ben de sana” dedi boynunu bükerek ve Veysel’in yüzüne baktı üzgün üzgün. “Dökeceğimiz mi var, yeriz hep beraber. Telaşlanmayın bu kadar yahu, bir şeyim de yok; işe de hafta başı başlayacağım tekrar, eğer merak ettiğiniz buysa!” sıkılmış gibiydi Veysel, yerinden kalktı hiçbir şey demeden odalarına geçti. Anası ve Fatma arkasından baktılar bir süre. Başını iki yana sallayarak Anası da kalkıp kendi odasına geçti sessizce ve yavaş adımlarla.
            Fatma’nın içi sıkılmaya başlamıştı birden. Neden içi sıkıldığını düşündü bir an ve kendi anası geldi aklına. Bu gün gelmese bari diye geçirdi içinden. Gelirse bin bir tür laf sokacaktı gene aklına. Söylemediğini de bırakmayacaktı kendine, evlenmesiyle ilgili. Hele kocasına neler diyecek kim bilir?  Bir türlü sevmemişti kocasını.  Başka zenginlere verecekti kendisini rahat etmesi için. Kafasında bin bir düşünceyle kalktı sandalyeden. Eline alabildiklerini alıp masadan, yerlerine yerleştirmeye başladı tekrar. Her şey yerli yerinde olmalıydı. Düzenli kadın öyle yapardı Kayın validesine göre. Biri bir yerde olmamalıydı her şeyin. Arayan koyduğu yerde bulmalıydı her şeyi.
            Anasına karşılık veremediği için kendini çok üzgün ve suçlu hissediyordu bazen Fatma. Babasıydı kendisinin dert taşı. Boynunu büker o kocaman sımsıcak gözleriyle sarıp sarmalar kendini ağzının içine girecekmiş gibi sessizce dinlerdi onu her seferinde. Daha bir sefer bile “Yeter kızım artık” dememişti kendisine. Anasından korumaya çalışırdı her zaman ama lafını dinleyen kim! Anası yapardı gene yapacağını ve söylerdi içini boşaltıncaya kadar ne varsa.
            Masayı silip temizledikten sonra odalarına geçti hızlı adımlarla yürüyerek Veysel’in yanına. Veysel oturuyordu içeriye girdiğinde. Yatağın üzerinde başı iki eli arasındaydı otururken. Belli ki o da düşünüyordu kendi düşündüklerinden bazılarını. “Gel Fatma’m otur yanıma dedi biraz yana kayarak yatağın üzerinde. Ellerini ellerinin içine alıp gözlerinin içine hüzünle bakarak “Canım karıcığım, üzülme olur mu? Hiçbir aksilik yok. Bundan sonra daha da dikkatli olurum ve bir daha kaza falan yaşamam. Anan gelirse de uydur gitsin bir şeyler de tantanasını çekme, olur mu canım?”
            “Ne tantanasını çekeceğim, yok artık daha bundan sonra. En sonunu geçenlerde yaptı zaten ve o son olacak bundan sonra. Kırmak istemiyorum aslına bakarsan ama yalnızca beni değil sizleri de üzüyor tantanalarıyla, boşa atıp doluya tutmalarıyla. Çok üstüme gelirse açarım ağzımı yumarım gözümü bundan gayri. Hele bir gelsin göreceğiz bakalım!”
            “Sen gene de sakin ol Fatma’m, senin anan O; benim de anam sayılır. Yaşına başına ver, kırmadan hallet olmaz mı canım benim? Ben birazdan çıkıp gideyim sanki işe gidermiş gibi, sen de söyleme kimseye. Akşam iş dönüşü gibi gelirim tekrar. Şu birkaç günü idare edelim sakız olmadan el âleme; başta da anana. Ver şu sefer tasımı, giderken de ekmek alır hiç olmazsa birkaç gün kırlarda kafa dinlerim. İstersen sen de gel kız! Olmaz mı?”
            “He valla! İyi düşündün bak bu işi. Anca bir kanca bir, öyle değil mi? Baş başa oluruz bu vesileyle de. Yalnız anan ne diyeceğiz bu arada?” “Ben hallederim anamı” dedi Veysel sevinçle. Yerinden kalktı hemen üzerini giyindi ve anasının odasına geçti koşar adımlarla. Anası da tam odasından çıkıyordu kapıya dayandığında.
            “Anacığım, şimdi beni iyi dinle! Biz Fatma ile birlikte gidiyoruz. Sen merak etme bizi. Gezip tozacağız biraz birlikte. İşe başlayıncaya kadar böyle yapacağız. Anası gelirse sen bir şey söyleme istersen de dan dun etmesin. Hem senin de sinirlerin bozulmamış olur onun dan dunlarından. Birlikte bol bol havadan sudan ya da dedi kodu yaparsınız olur mu canım anam? Ellerini aldı eline ve öpüp başına koydu. Bıraktığında anası sevgiyle bakıyordu kendisine. “Tama oğul tamam, meraklanma ben hallederim gerisini. Sen de kızı kırmadan konuş, tamam mı yavrum? Biraz akıl ver o saf karına. Şimdiden kırılmasın daha yolun başında. Bir gün olur anlar o da anasının yaptıklarını.  Sakın anasını falan kötüleyeyim deme ha!  Siz kendi aranızda konuşun işte. Ne demek istediğimi anladın sen, öyle değil mi?”
            “Anladım güzel anam, anlamaz mıyım hiç? Meraklanma sen!  Bizim için de son fırsat olur bu günler. Bir daha istesek de bulamayız zaten. Biz birazdan çıkacağız, akşama iş çıkışına doğru döneriz birlikte. Senin var mı istediğin bir şey? Gelirken getireyim.
            Veysel ve Fatma el ele çıktılar sokağa. Düşman çatlatırcasına. Konu komşu bakmaya baladı pencerelerde, perdelerin arkasında. Hiç kimseye aldırmadan yürüyorlardı birlikte. Bazen çocuklar gibi sek sekle yürüyorlar birbirlerine bakıyorlardı gülüşerek. Herkes de meraklanmıştı bu durumdan. Bazıları hayrola? Demişti kendi kendine.  Bu sokakta çoğu sessiz düşünürdü her zaman. Ne de olsa konu komşuydular şunun şurasında. Bir dertleri tasaları olduğunda bir birlerinin kapısını çalıyorlardı. Onun için de sesli düşünmek pekiyi bir şey değildi mahalleli için.    
                         
                                                                                     Halil GÖNÜL

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.