AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cuma, Mart 16, 2018

Kaşık-40-Altın Kalpli Esmer Kız

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Altın kalpli Esmer kız"

BÖLÜM-40

Sultan Hüsnü Bey’in Odasında.

            Bir süre oturup kendine gelmeye çalışan Sultan ayağa kalkmaya çalıştı. Kız yine hemen ayağa kalkıp kolundan yakaladı “Teyzeciğim, benim yardımım olabilecekse söyle yardımcı olayım. Şimdilik babam iyi, yalnız kalabilir bir süre merak etmeyin. Durun, ben sizi götüreyim nereye gidecekseniz!”  koluna girerek birlikte yürümeye çalıştılar.
            Kızın babası da yenice uyanmış kızıyla Sultan’a baktı bir an. Sultan’la göz göze gelince Sultan: “geçmiş olsun beyefendi, kızınızın altın gibi bir kalbi var” dedi gülümsemeye çalışarak. Başını salladı adam memnuniyetini göstermek için gülümsedi sadece. “Kızım sen beni merak etme, ne işi varsa teyzenin, görmesine yardım et. Bitince gelirsin”
            Ne diyeceğini bilemeyen Sultan “Allah razı olsun sizlerden, acil şifalarınız olur inşallah. Geçmiş olsun şimdiden.” Diyerek başını çevirdi Sultan ve aceleyle danışmaya yöneldi.  Danışmadan Hüsnü Bey’in ameliyattan sağ çıkamadığını öğrendiğinde daha da fena hissetmeye başladığını fark edince olduğu yerde derin nefesler alıp vermeye başladı. Sanki nefes alamıyormuş gibi hissediyordu. Aldığı nefesler yetmiyordu kendisine. Daha çok nefes daha çok nefes… Adam giderayak sürpriz yaptı yine kimseye yük olmamak için diye geçti aklının ucundan. ürperti hissetti, tüyleri dikilmişti  birdenbire.

            “Hasta yakını mısınız, nesi oluyorsunuz hanımefendi? Dedi görevli bayan.

            “Dünürüyüm ben” diyebildi.
            “Buyurun isterseniz gözlem odasında ailesi var, oraya götürelim sizi” başını salladı evet anlamında Sultan. Sesi soluğu kesiliyordu adeta gitgide. Hala koluna girmiş durumda olan genç kızın koluna dokunarak şefkat ve sevgi dolu bir ses tonuyla “güzel kızım, altın kalpli esmer, karayağız kızım, sağ ol, sağ ol; Allah ne muradın varsa versin sana. Ben gidebilirim artık. Sen de dön babanın yanına bakarsın bir ihtiyacı olur yalnız kalmasın.”
            “Daha iyi misiniz şimdi? İne de isterseniz gelebilirim sizinle. Babamı duydunuz biraz önce” dedi gülümseyerek.
            “iyiyim güzel kızım, daha iyiyim. Dön sen babanın yanına. Dese de gönlüm razı değil babanın yalnız kalmasında. Hadi yavrum, sağ ol.” Kız yardım etme duygusunun verdiği hazla sevinçle ve buruklukla ayrıldı Sultan’ın kolundan ve bir süre yürüdükten sonra tekrar dönüp baktı arkasına koridorun sonunda. Sultan zar zor yürümeye çalışıyordu sanki.  Gözlem odasına yaklaştıkça eli ayağı iyice çözülmeye başladı. Kendini zorla zapt ediyordu, ayakta zor durabiliyordu. Bir de titreme sarmaya başladı her yanını.  Dirayetli olmaya çalışmak fazla fayda etmiyordu. Sonuçta bir can kaybedilmişti ve içeridekiler ne olursa olsun birisi karısıydı birisi de kızıydı adamın.  Onları teselli etmeliydi, onlara destek olmalıydı bu zor günlerinde. “Toparla kendini Sultan toparla” diye çıkıştı kendine. Adımlarını yavaşlattı biraz. Kendini az da olsa toparlamalıydı.
            Nihayet cesaretini toplayıp gözlem odasına baktı kapıdan. Karşıda Hüsniye uyuyor haldeydi. Fatma da yanındaki yataktaydı. Her ikisi de uyuyorlardı. Başka kimseleri de yoktu yanlarında. Kimse öğrenememiş daha diye geçirdi içinden.  Demek ki ikisinin de aklına gelmedi akrabalarına haber vermek.
            Sessizce geçip oturdu kapıya yakın duran sandalyenin birine. Uyanmalarını beklemek en iyisiydi. Zaman geçmek bilmiyordu ama başka çare de gelmiyordu aklına. Bir an kalktı hemşireyi görünce koridorda. Yanına yaklaşıp ne zaman uyanabileceklerini sordu. “Yarım saate kalmaz kendilerine gelirler.”
           
                                                                                                                      Halil GÖNÜL
Devam edecek...

Görsel: Google Görseller

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.