AKAN ZAMAN

Akan zaman, seninle birlikte akar. Sen yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Mart 19, 2018

Kaşık-43-Hüsniye'nin Düşündükleri

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Mezar taşı"

BÖLÜM-43

Hüsnü Bey Toprağa Verildi.

            Hastaneden hep birlikte Hüsnü Bey’in eve gittiler. Dışarıdan gelen misafirlerle ilgilenilmesi gerekiyordu.  Yusuf ve diğer akrabalar organize ettiler durumu ve herkesi yerleştirdiler tanıdık evlere.
            Geç vakitlere kadar Hüsnü Bey’in sağlık durumu konuşuldu. Hüsniye dinlenmek için odasına çekildi bu arada biraz fenalaşınca. Yapılacaklar, akraba ve komşu genç kızlar ve kadınlar tarafından yapılıyordu.
            Fatma’nın ağzını bıçak açmadı oturulan süre boyunca. Hiç kimse de bir şey sorup, sorgulamadı. Fatma nedenini biliyordu bunun. Geleceğe endişeli bakıyordu kendince. İçinde bir korku oluşmaya başlamıştı ve kendini teselli edemiyordu. Bir tarafta babasını kaybetmesi diğer tarafta aptallıkları yüzünden kocasıyla arasının bozulması fazlaca rahatsız etmeye başlamıştı kendisini.
            Ya anasına ne demeliydi, kendisini fışfışlayan o değil miydi? Zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışması da cabasıydı anasının. Bütün suçu kendisine yüklemişti hem vicdan azabı, hem pişmanlıkla birlikte nereye varacaktı bu işin sonu, kendisi kestiremiyordu. Neredeyse Veysel’in insafına kalmıştı durumu.
            Ev oldukça kalabalık olduğu için Veysel’lerin evine de misafir alınmıştı.  Veysel, Sultan ve Misafirleri izin istediler daha fazla rahatsızlık vermemek için. Fatma kapıya kadar geçirmek için kalktı birlikte. Diğerleri çıkarken Veysel’in kolundan tutarak: “Bu gece ben burada kalabilir miyim, anamın durumu pekiyi değil de, ne olur ne olmaz hani. Eğer izin verirsen tabii?” Sesi boğuk boğuk çıkıyordu ağzından.
 “Ne izini Fatma, olur mu öyle şey! Elbette kalabilirsin, ben de kalmak isterdim ama çok kalabalık oldu, ben de tam iyi değilim aslına bakarsan ama yardım edilecek bir durumum yok. Sadece biraz halsizlik ve ona dayalı baş dönmem var. Kan kaybına bağlıymış ve toparlanması zaman alırmış biraz da olsa. Sen meraklanma benim için. Yine de herhangi bir durum olursa beni haberdar et olmaz mı? Hadi hoşça kal şimdilik.” Diyerek omuzuna dokundu Fatma’nın.
            Fatma’nın yüreğine biraz da olsa su serpilmişti Veysel’in konuşmasından dolayı. Demek ki af için bir yolu var gibi görünüyor. Kırılmışlığı da ses tonundan ve davranışlarından okunuyordu elbette.
            Sabahleyin kahvaltı yapar yapmaz erkenden Hüsnü Bey’in evine gittiler Veysel ve Sultan. Onlara da kahvaltılık bir şeyler götürdüler. Vardıklarında onlar da kahvaltıdaydılar. İki sofra kurulmuş odalara. Götürdüklerini paylaştırdılar sofralara.
            Erkeklerden bir kaçı hastaneye gittiler cenazeyi getirmek için.  Yıkama işleminden sonra öğle ezanını takiben toprağa verilecekti Hüsnü Bey
            Cenaze oldukça kalabalıktı. Sevilen sayılan bir adamdı Hüsnü Bey çevresinde. Yıllardır da aynı mahallede oturmuştu. Bir ara muhtarlık yapmışlığı da vardı.  Gençler bilmez belki ama otuz, kırk yaşın üzerindekilerin hepsi de bilir erkekli, bayanlı.
            Son günlerini yaşasın istememişti bilenleri yakından tanıyanları. Herkes vefasızlık olarak değerlendirmişti karısı ve kızının kendisine yaptıklarını. Hatta bazı yaşlı kadın ve erkekler kendilerince kırılmışlar Hüsniye ve Fatma’ya kırgın kırgın bazılarıysa kızgınlıklarını dışarıya vurmaya başlamışlardı.
            Hüsniye başına gelecekleri tahmin edebiliyor o nedenle fazla insanlar arasına karışmayı istemiyordu hiç olmazsa bir süreliğine de olsa. İnsanların kafasından silmesi mümkün değildi ama olanları, belki bir süre karışmazsa aralarına onların kırıcı ve horlayıcı davranışlarıyla daha az karşılaşırdı hiç olmazsa.
            Zaten yalnızlığıyla baş başa kalacaktı bir de insanların horlamasını kaldıracak gücü bulamıyordu kendisinde. Kime ne diyebilirdi ki bu saatten sonra olanlar olup bitmişti. Her şey ulu orta, apaçıktı.
Adam hastane köşelerinde can çekişiyor, damat desen öyle. Ben ve sevgili kızım bihaberiz her ikisinden de. Yerin yedi kat dibine bataydım da başıma gelmeseydi bunlar, diye aklından geçirdikçe kendi kendine olacakları düşündükçe daha da eziliyor kanı damarlarından çekilir gibi oluyordu.
                       
                                                                                                                      Halil GÖNÜL
Devam edecek...

Görsel: Google Görseller

4 yorum :

  1. 43 ten geriye doğru okudum hikayenin tamamını anlamak için çok etkileyici yazmışsınız gerçekten.Hüzünlü gerçekçi duyarlı bir hikaye..Tebrik ederim Halil Bey😊Devamı olacak mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halil GÖNÜLMart 19, 2018 7:27 ÖS
      Düş Tasarımcısı,
      ilginiz için teşekkür ederim. Sizlerden böyle güzel övgüler duymak oldukça sevindirici benim için. Evet devam edecek. Bir roman denemesi aslında.Hoşça kalın. :)

      Sil
  2. resme gülmekten yazıyı doru dürüst okuyamadım..😀 gerçekten hikayeniz iyi gidiyo,emeğinize sağlık..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ertuğrul Yıldırım,
      değil mi, ben de güldüm ilk göresiye o resmi. İtalya'da -yanlış hatırlamıyorsam eğer- evlatlarına kızgın bir babanın kendisine yaptırdığı mezar taşıymış.
      Sizlerden övgü dolu sözler duymak güzel. Teşekkür ederim.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.