AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Perşembe, Mart 15, 2018

Kaşık-39-“Başınız Sağ Olsun, Kurtaramadık!”

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Yas tutan kadın"
BÖLÜM-39

“Başınız Sağ Olsun, Kurtaramadık!”

            Fatma ve Hüsniye meraklı gözlerle ameliyathane kapısının açılmasını beklerken çaresizlik içinde kıvranırken bir anda kapı birden açılır. Can havliyle ayağa kalkan Hüsniye Fatma’ya tutunmaya çalışarak ayakta durmaya çalışır. 
            Kapıdan ilk çıkan doktor yorgun ve üzgün görünür gözüne Hüsniye’nin. Daha da meraklanır, can kulağıyla ağzından dökülecek kelimelere kulak vermeye çalışır. Kafasının içinde uğultular fazlalaşmaya başlar bu arada.
            “Siz misiniz Hüsnü Bey’in yakınları?” meraklı ve endişeli bakışlarla başlarını sallarlar Hüsniye ve Fatma. “Üzgünüm, elimizden geleni yaptık ama maalesef kurtaramadık hastayı, başınız sağ olsun!” diyerek hızla uzaklaşır. Arkasından diğer çıkanlar takip ederler doktoru.
            Hüsniye olduğu yere çökekaldı çuval yığını gibi, Fatma tutmaya çalışsa da başaramadı. Çaresizce yanına çöktü Fatma da. Sarıldılar birbirlerine bir süre. Can çekildi vücutlarından, aciz ve çaresizdiler. Dünya bir anda karardı, tüm renkler gri veya siyahtı.
            Hüsniye artık tutamıyordu içinden bastıran ağlama isteğini, koyuverdi kendini; avazı çıktığı kadar bağırıyor inletiyordu ortalığı. Canının ne kadar yandığı ses tonundan belliydi. Fatma da dayanamayarak anasına eşlik etmeye başladı. Dayanılır gibi değildi çırpınışları. Hüsniye yerden yere atmaya başladığında kendini, orada bekleyen diğer hasta yakınları gelmeye başladılar yanına. Teselli etmeye ve kendini yaralamasın diye engel olmaya çalıştılar çarpınmasına.
            Sağlık görevlileri gözlem odasına almak için ikna etmeye çalıştılar bir süre her ikisini de ama ikna edemeyince sakinleştiriciyi oldukları yerde yapmayı denemeden başka çareleri kalmadı, sakinleştirici yapıldıktan sonra gözlem odasına aldılar her ikisini de.
            Bir süre gözlem odasında kalan Fatma ve Hüsniye çok bitkin ve durgun görünüyorlardı. Hiç konuşmadılar uzunca sayılabilecek bir zamanda. Fatma kendine gelmeye başladığında göz ucuyla anasına baktı çaresizce. Elinden gelen bir şey yoktu, anası oldukça bitkin yatıyordu öylece. Suratı bembeyaz, sarımtırak bir hal aldığını görünce endişelenmeye başladı anası için.
            Sultan Veysel’i yerleştirmiş, ihtiyacı olabileceğini düşündüğü şeyleri ve yiyeceklerini hazırlamış mutfakta, yanına geldiğinde “Yavrum sen uzan biraz. Bir şeye ihtiyacın olursa yiyecekler hazır mutfakta. Ben Dünüre bir uğrayayım, gelirim hemen. Tamam mı?” meraklı ve sevecen gözlerle anasına baktı Veysel, başını sallamakla yetindi tamam demek için.

            Sanki acelesi varmış gibi telaşlıydı Sultan. Eli ayağına dolaşıyordu sanki aceleyle çıktı Veysel’in yanından.

            İçinden koşturmak geliyordu, atabildiğince adımlarını hızlı atarak yürümeye başladı sokağa çıkınca. Gözleri gelen arabalardaydı. Şansı yaver gitse de hemen gelseydi otobüs. Canı tezleşmişti iyice. İçini bir sıkıntı bastırmaya başladı.
            Çok kısa bir süre bekledikten sonra araba geldi ve hemen bindi. Hastaneye yakın olan durakta indi telaş içinde yürümeye başladı hızlı adımlarla. Bir yolunu bulup girmeliydi içeriye. Hastane oldukça tenha görünüyordu dışarıdan. Kim bilir içerisi ne kadar telaşlı ve hareketlidir diye geçirdi aklından. Bir sürü hasta var içeride yatan, bir kısmı da ağır hasta insanların. Nasıl telaşlı olmasın bu insanların yakınları. Her biri ana evladı, koca veya eş.  Can taşıyor herkes tıpkı kendileri gibi.
          Sultan’ın kafasında düşünceler dolanıp durdular birbirinin peşi sıra. Engelleyemiyordu kendini.  Hastane kapısına varınca Yusuf geldi aklına, Yusuf’un içeriye girmesine yardım eden kişiyi düşündü. “Onu görürüm ya, o yardım eder bana, hadi hayırlısı, inşallah çıkmıştır dünür ameliyattan sağ salim.”
            Koridora çıkan Sultan, doğruca Hüsnü Bey’in daha önce yattığı odaya gitti ama kimse yoktu odada, başka bir hasta yatıyordu yan yatakta. O an hastanın refakatçisi girdi içeriye.  “Buyurun teyze, birisine mi bakmıştınız?” dedi genç esmer bir kız. Telaş sarmıştı Sultan’ı. Telaşlı ve endişeli gözlerle baktı kızın yüzüne “Evet kızım, size geçmiş olsun. Sizden önce şu yatakta yatan dünürüm vardı da, ona bakmıştım.” Diyebildi kısık ve titrek bir sesle.
            Karşısında kendisine şefkatli gözlerle bakmaya başlayan kızın gözleri ve suratındaki aniden farklılaşma daha da korkutmaya başladı Sultanı ve içinde bir yanma başladı birden. “Anladım teyzeciğim, ama ne yazık ki o hastayı kaybettik bir süre önce.
            Bir an olduğu yerde sendeleyen Sultan’ı yakaladı esmer kız. Kolundan tutup oturttu babasının yanındaki sandalyeye. Yatakta yatan babasıydı, ameliyat olacaktı O da. Kalbindendi şikâyeti, uzunca bir süreden beri şikâyeti vardı ama son günlerde epeyce arttığı için şikâyetleri, getirmişlerdi hastaneye.  Hemen ameliyat edip damarları açacaklardı. Gerekirse pil takılacaktı.
                                                                                                                      Halil GÖNÜL
Devam edecek.
Görsel: Google Görseller

6 yorum :

  1. bu gerçek yaşanmış bir hikaye sanmıyorsam başınız sağolsun..çok etkileyici bir hikaye gerçekten,umutla biten biter umarım..emeğinize sağlık..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ertuğrul Yıldırım,
      teşekkür ederim iyi niyetiniz için ama tamamen kurgu. :)

      Sil
  2. yani ordaymış gibi okudum hüzünlü yaa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deeptone,
      hüzünlenmeyin, hüzünlenmeyin tamamıyle kurgu. ben kimseye bir şey yapmadım.

      Sil
  3. 42den geriye doğru okuyorum.Kesinlikle çok başarilisınız. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bahce perim,
      çok teşekkür ederim bu nazik övgünüz için. Çaylar benden. :))

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.