AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Aralık 10, 2018

Kılkuyruk Adam ve Karısı

Kılkuyruk Adam ve Karısı

                Geçenlerde pazaryerinde dolaşıyordum öylesine. Öylesine diyorum çünkü acil bir ihtiyaç yok evde ama hoşuma giden bir şey gözlerime takılırsa alacağım. Bir tür zaman öldürmek benimkisi anlayacağınız. Ancak böyle bile olsa yine de üç, beş kilo bir şeyler almış oluyorum bir saat kadar süre dolaşırken. Yorgunluk hissedersem bir kahveye oturup çay ya da kahve içiyorum. Hem memleketten havadisler alıyorum böylece. Haberlerden çok farklı bu pazaryerleri. Her kesimden insan bulunuyor. İşçisi, köylüsü, sırtı kalını her ne ararsan var.
            Elimde birkaç kiloluk bir şeyler vardı, dolaşmaya devam ediyorum. Kalabalık bir insan yığınına denk geldim. Zaten bir metre kadar geçiş ya var ya yok karşılıklı tezgâhlar arasında. Tam da önümde altmışlı yaşlarda zayıfça bir adam ve arkasında özürlü gibi görünen sırtı biraz kambur, etekleri yerde sürünen bir palto var sırtında kadının. Bir eliyle Pazar arabasını tutuyor, yarım metre kala durmuş adamın arkasında.
            Adam zayıf görünüyor arkasından. Yüzü görünür değil. Elleri arkasında bağlı ancak kürek kemikleri sırtındaki ceketini biraz yukarıya kaldırmış, belli oluyor. Ensesine de bakıldığında kolaylıkla anlaşılan zayıflığı dikkat çekiyor. Dikkatimi çekti birden. Geçmedim ileriye zaten de zor işti geçmek. Önce alışveriş yapanlardan bir kaçı işini bitirip ayrılmasıydı. Arada homurtular başlayınca boş boş bekleyenlerden bazıları zorlayarak araladılar kalabalığı ve yavaş yavaş, kaplumbağa hızıyla çözüldü kalabalık.
            Adam elleri arkasında adım atmaya başladı önden, arkasından etekleri yerde paltolu hanım yürümeye başladı adam bir metre açıldıktan sonra.  Ben de eh yürüyeyim bari gibisinden yürümeye başladım kadının arkasından. Bir taraftan da içime bir korku düştü. Ya adam dönüp bana bir şey söylemeye kalkarsa huylanıp da! Gıcık bir adama benziyordu sanki veya ben öyle algıladım. Sinirsek, kıl bir tipe benzeyen adam arada bir arkasına dönüp kadına bakıyor gibi yapıyordu. Tahmin ettiğim şey karısıydı arkasından yürüyen etekleri yerde kadın.
            Epeyce yürüdük sokağın yarısına kadar. Benim bir gözüm kılkuyruk adamda diğer gözüm kadında ve etrafı da kolaçan ediyorum bu arada köylü kadınların önlerindeki sattıklarını. Pazarcı esnaf tezgâhlarından mümkün olduğunca bir şey almamaya çalışıyorum, bu nedenle gözlerim köyde kendilerinin üretip pazara getirenlerde.

            Anladım ki arkasından Pazar arabasıyla yürüyen kadın kılkuyruk adamın karısı. Adam bir yerlerde ya odacı ya da hademe gibi bir şey olmalı, emir kulu yani, kasım kasım kasılıyor, dünyayı ben yarattım diye. Adamın kılkuyrukluğu nereden belli diyeceksiniz değil mi? belli işte, bal gibi ortada. Kadın çok yıpranmış, yaşadığı hayat yıpratmış onu. Kafası hep yerde, dedim ya hafif de beli kamburlaşmış. Kim bilir kaç çocuk doğurdu. Kılkuyruk adamın kölesi adeta. Pazaryerinde gözünden bile ırmaya korkuyor adam, ikide bir dönüp dönüp kontrol etme ihtiyacı duyuyor nedense. Birisi bir şey mi yapacak karısına, ya da karısı mı bir şey yapacak? Belli ki bir kıllığı var adamın kontrol altına almak istiyor her şeyi.
            Tabii sık sık arkasına dönüp karısını kontrol ederken geliyor mu, kayıp mı oldu? diye, ben de gözüne takılmışımdır eminim. Öyle ki adam gözleriyle tarıyor tehlike alanını tıpkı karanlıktaki ışıldak gibi. Yarım saate yakın da karısının yakınlarında olunca korkmaya başladım açıkçası adamın bana sataşmaya kalkacağından. Bir an hızlandım ama ancak kadının önüne geçebildim. Kadının önüne geçmekle pek de iyi bir şey yapmadığımı hissetmeye başladım tam da adamın ensesindeydim çünkü. Adamın açık ensesinden zayıflığı ve ense sinirleri apaçık görünüyordu. Bir dahaki geriye başını çevirinceye kadar geçmeliydim adamı ama nasıl. Yine bir kalabalığa denk geldik.
Birden aklıma geliveren, yıllar öncesi bir hasta ziyaretim canlandı gözlerimde. Adam tapu kadastroda müdürlük yapmış ve emekli olmuş, hali vakti yerinde birisiydi. Kendisi gibi uzun boylu zayıf ama kemikli bir de karısı vardı. Karısı çok iyi niyetli bir o kadar da temiz, saftı.
            Adam yıllardır hasta yatağına mahkûm olmuş arada bir çocuklarının, komşularının yardımıyla güneşe çıkarılıyordu. Güneş dediysem balkondaki gölge yere çıkarılıp can sıkıntısını atması sağlanıyordu. Benim de ziyaretim tam da böyle bir zamana denk gelmişti. Havadan sudan sohbet ederken pazardan, alışverişten, pazarlıktan açıldı laf nereden oraya gelindiyse.
            Adamın derdini deşmiş olduk, meğer adam yıllarca Pazar alışverişlerini kendisi yapmış karısı cahil diye, kandırırlar korkusuyla pazara çıkarmamış kadıncağızı. Dolayısıyla kadın köyden gelin geldiği gibi eve kapanmış ne Pazar alışverişi ne de başka bir alışveriş için çıkmış dışarıya. Hasta olunca ancak evden uzaklaşmış. Haa bir de şehir dışında oturan çocuklarının yanına birkaç yılda bir kocasıyla gittikleri varmış. Kısaca karısı hiç bilmezmiş alışverişi falan. Adamın tek korkusu kendisi öldükten sonra karısı ne yapacakmış kendi başına? Acından ölürmüş belki de! Bunları duydu kadıncağız, içeriden içecek bir şeyler getirdiğinde. Öyle saf ve temiz bir bakışı vardı ki, içim burkuldu bir süre. 24.11.18-Halil Gönül     

Görsel: Google Görseller

2 yorum :

  1. böyle tipler ne çok özellikle anadoluda.ama ben kılkıyruk adamla ne oldu onu merak ettim.birden takip kesildi sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yolumuza gittik, alışveriş yapmadan önce tüm pazarı dolaşıyorlar anladığım kadarıyla. nerede en ucuz onu anlıyor kılkuyruk adam. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.