AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Aralık 17, 2018

Köpek Konuşur mu?

Konuşan Sevimli Köpek

                Güzel mi güzel bir ilkbahar günü. Hafifçe serinliği olsa da “çık, çık dışarıya” diyor durmadan insana. Dayanamadım en sonunda attım kendimi dışarıya. Attım atmasına da nereye gideceğim? Küçücük bir kasaba, eni boyu iki adımlık yerler. Karar verdim sonunda yürümeye dik olan sokağın bitiminden dışarıya doğru. Kırlara açılıverir insan bu yoldan giderken. Her yer selamlar seni, sağın solun yeşilliklerle dolu olur. Ayrıca başka insanların da tercih ettiği gezinti, hava alma yeridir.

            En son küçük tost ve kokoreççiden selamlaşıp ayrılırken yönümü çevirdim yola doğru. Elli metre kadardır yolun tepesine varmaya ama adamın nefesini kaldırır adeta dağa tırmanır gibi gelir bazılarına. Araba falan da çıkmaz hani. At arabaları veya eşek sırtında çıkılır ancak.
            Olsun, kararım kesin, çıkacağım bu yokuşu. Tam da yarısına vardım ki karşımda, tepede bir kadın ve beyaz, uzun kulaklı bir köpekle beraber kendi halinde yürüyerek iniyordu. Bir anda dikkatimi çekti. O kadar memnundu ki halinden, köpeği de bir o kadar sevimliydi, kâh hopluyor önünde kâh koşturuyor etrafında.
Beyazı hâkim, üzerinde kelebek desenleri olan bir boydan elbisesi var kıyafet olarak. Çok da yakışıyor kendisine. Dost başa bakar düşman ayağa örneği, ayağına hiç bakmak aklıma gelmedi o yüzden ayağında ne tür bir ayakkabı olduğunu bilmiyorum.
Kadının suratı solgun beyaz, simsiyah gözleri ve genişçe bir suratı vardı. Çok rahattı, sevimli ve cana yakın görünümdeydi. Adımlarımı sıklaştırdım, aramızda iki adım kala mimiklerle selamlaştık. Tam o anda sevimli beyaz köpek hızla koşturmaya başladı aşağıya doğru. Önce korktum bana saldıracak mı diye ancak dönünce farkına vardım ki bana değildi koşturması. Arkamdan gelmekte olan oğluma doğruydu. Oğlum yedi yedi-sekiz yaşlarında.
Oğlum koşturuyordu, köpeğin kendine doğru geldiğini görünce durdu ve köpekle kucaklaştılar. Şaşırdım. Nereden tanıyordu köpeği. Üstelik köpeğin ona doğru koşturmasının nedeni de onu korumakmış. Ben köpek ve oğluma dikkat kesilmiş onları seyrederken oğlumla köpek yan yana bana doğru ilerlemeye başladılar.
Köpek bana yaklaştıkça tedirginliği artıyor, korumaya çalıştığı oğlumun önüne önüne geçiyordu sık sık. Oğlumsa köpeği yatıştırmaya çalışıyor elleriyle sırtını, kafasını okşayarak. Tam yanıma geldiler, “bak, gördün mü? Bana bir şey yapmıyor. O benim babam” dedi. Köpek başını kaldırmış bana bakıyor: “doğru mu?” dercesine.
“Doğru” dercesine ben de köpeğe doğru elimi uzatıyorum başını okşamak için. Tedirginliğini gidermek için hafifçe yerimden oynayarak elimi başının üzerine koyarak okşamaya başladım. Sevindi. Sevincini ve dostluğumuzu pekiştirmek için ilk başlangıçta selamlaştığımız tostçuya doğru köpekle beraber yürüdük. Niyetim bir parça et alıp vermekti köpeğe ancak sahibi kadın ne derdi?
Kadın doktordu. Çocuk doktoru. Aramızda beş on metre vardı kadınla. Biraz daha yaklaşmasını bekledim ama bu arada tostçuya et var olup olmadığını da sordum. Daha sorar sormaz, “olmaz mı?” dedi ve bir testere aldı eline kova büyüklüğünde bir donmuş sucuktan dikdörtgen parça kesti bile. Önümdeki tezgâhın üstüne koydu “buyur abi” diye. Ama ben et gibi görüyordum.
Kadın yaklaşınca “et vermek istiyorum, bir sakıncası yoksa?” dediğimde köpek de başını hafifçe kaldırıp kadına: “anne ben de yiyebilirim sokak köpeklerinin yediğinden” dedi. İzin istiyordu açıkçası.
Kadın bana: “alacaksan o pahalı şeyi, al götür çocukların yesin” dedi kadın sevimli bir ifadeyle. Kibarca reddetmişti teklifimi. Köpek de hiç ses çıkarmadan yürüdü, yanımızdan ayrılırlarken köpeğin başını okşayan kadın: “elbette yiyebilirsin canım sen de sokak köpeklerinin yediklerini” dedi ve birlikte yürüyüp gittiler işlek caddeye doğru.
Uyandıktan sonra saate baktığımda neredeyse on beş saate yakındır uyumuşum. Köpeğin sevimli halleri uzun bir zaman gözlerimin önünden gitmedi.  Ne zaman et aldığımızı düşündüm ister istemez. Sonra da sabahın ilk ışıkları aydınlanırken “neden kimse uyandırmadı beni?” diye sızlanarak uyansın istedim eratı. Acıkmışım fil gibi, silip süpüreceğim sofrayı. Baktım kimsenin aldırdığı, hatta duyduğu bile yok devam ettim rüyama kaldığı yerden tekrar başlamaya. 11.12.18-halil Gönül

Görsel: Google Görseller

8 yorum :

  1. konuşurmuşçasına tepkiler veren köpeğin hikayesi çok güzelmiş:)

    YanıtlaSil
  2. çocuklar ve patiler arasındaki uyum muhteşem.acaba ne zaman yitiriyoruz bu uyumu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kazık yemekten canımız yanmaya başlayınca diye düşünüyorum ve adına da öğrenmek diyoruz galiba ya da yetişmek. :)

      Sil
  3. Insanlar havanları örnek alsa ..gerçektende insan olurlardi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, alıyorlar aslında ama işlerine geleni alıyorlar. karınca, arı, kuşlar vb. unutuyordum neredeyse domuzlar da var, burnunun dikine gitmek var ya hani, domuzlara özenmedir örneğin.

      Sil
  4. köpeğin hikayesi gerçekten güzel bir blog yazısı olmuş ellerine sağlık başarılı çalışmanın devamını dilerim blog yazını çok beğendim selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Hoşça kalın. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.