AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Salı, Nisan 18, 2017

Pazar Gözlemim-9-Tek Dünya Devletine Doğru Gidiş ve Referandum

İlk Örnek, Türkiye

               
Dünya devleti Yöneticisi
Robotik
                   Sevgili Misafirler Merhaba,
                Bir süre önce tesadüfi olarak rastladığım bir haber okumuştum gazete ve internet haberlerinde, bir öneriydi bu fikir “Dünya Devleti Kurulmalı” diyordu.  Öneren de ünlü fizikçi Stephen Hawking. Başka uyarıları da vardı.
                Bu haberleri okuduktan sonra hafızamda yaşam boyu edindiğim bilgileri alabora ettim ve paçalladım tekrar tekrar. Gelişen teknolojileri ve yaşamım boyunca bildiğim gelişmeleri değerlendirdiğimde ne kadar hızlı yol aldığımıza şaşırdım bir anda. Daha dün elimizde radyodan ve siyah beyaz televizyondan başka bir şey yokken şimdi dünyanın öbür ucuyla ve uzayın oldukça uzak uçlarıyla iletişim halindeyiz. Robot teknolojisi ve genetik çok hızla ilerliyor.
                Bu yazımda çok uzatmak istemiyorum düşündüklerimi ve kestirmeden gideceğim genellikle. Bilim kurgu filmlerini izlemiştir hemen hemen herkes ve merak da etmişizdir genellikle. Bilim kurguların bir amacı da toplumu yavaş yavaş hazırlamaktır olacak ve oluşturulacaklara. Çünkü insan denilen varlık alışkanlıklarının dışına oldukça zor çıkar ve bu durum genlerinde kodludur o nedenle çok yavaştır değişip gelişmesi. Çünkü ayakta kalma yani yaşama içgüdüsü ağır basar ve değişime karşı dirençlidir.
                İnsan denilen varlık hep de deneme yanılma yoluyla öğrenip adım atmıştır genellikle. Bilim bu süreç içinde çok fazla katkıda bulunamamıştır. İnançlar hâkim olmuştur toplulukların geneline bu nedenle inançları değiştirmek de çok kolay değildir. Yüz yıllar içinde inançlar küçük adımcıklar halinde belli belirsiz değiştirilerek toplumlar birilerinin istedikleri doğrultuda sürüklenmeye çalışılmıştır.
                İnançlarda ateş, su,… derken çok tanrılara ve çok tanrılıktan da tek tanrılığa doğru evrilmiş bu günlere kadar gelmiştir. Tek tanrılık inançlar da bölünmeler halindedir günümüzde. Görülen şekliyle hiçbir toplum inançsız bir yöne sürüklenememiştir. Daima inanç argümanı kullanılarak yola devam edilmiştir. İnanç dünyası kendi arasında değişik zamanlarda çatışma halinde olsa da aslında çatışmaları bile aynı yöne doğru hareket etmektedir. Çatışmaların kökeninde ekonomi yatmaktadır çünkü.
                İçinde bulunduğumuz zaman içinde durumlar biraz daha netleşmeye başladı bence. Haçlı savaşlarından bu yana toplumlarda oldukça kısmi farklılıklar olmuştur. Dünya ekonomisi neredeyse aynı nabız içinde atmaktadır. Uluslararası para birimlerine baktığınızda, borsalara baktığınızda, forex piyasalarına baktığınızda bu durumu görebilmek mümkündür. Dünya Bankası -IMF- kurulmuştur epeyce zaman önce. Görünürdeki amacı; yardım etmek olan bu bankanın derdi dünyadaki dolanan paraya yön verebilmek ve kontrol edebilmektir. Parayı kontrol eden de diğer her şeyi kontrol etme imkanına sahip olacaktır. Yani yeni bir tanrı yaratılmıştır aslında adı da “Para” dır bu tanrının. Bu da tek tanrıdır ve her şeye hâkim görünürdedir günümüzde.
                50 yaşlarında ve üstündeki insanlar genellikle insanın parasal değeri yoktur diye düşünür ve bu bir onur meselesidir öyle düşünenler için.  Yani satılık değildir, bedel biçilemez kendilerine. Yapması gereken işlerini ellerinden geldiğince doğru ve en iyisini yapmaya çalışırlar.
                Bir zamanlar Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal bu duruma açıklık getirmiş ve “Her insanın bir bedeli vardır, benim memurum işini bilir” diyerek kapıyı aralamıştır. Çünkü kendileri de ekonominin içinden gelen birisiydi ve iktisat bilimiyle yoğrulmuştu yıllarca. Satın alamadığın bir şeyi yönetemezsin de aynı zamanda.
                Hawking, uyarıyor ve gelecekteki akıllı robotlar bizi yani insanları yok etmesin diye Dünya devleti öneriyor. Dünya devletinde neler olacağını düşündüm ve aklımda canlandırmaya çalıştım bir süredir.  Neler olabilir peki? Düşünmeye çalışalım hep birlikte.
                Bence Dünya Devleti kurulacak. Kimler olacak bu devleti kuranlar veya öncülük edenler? Tabii ki şu andaki en gelişmiş ülkeler. Ekonomik gücü olan ülkeler. Başta Amerika, Rusya, Çin, Japonya belki Hindistan, IMF,… çoğaltılabilir elbette.  Hindistan dedim çünkü: bilgisayar yazılımı konusunda ileride olan bir ülkedir günümüzde.
                Bir de inanç sistemi gerekiyor bu devlete. Çünkü dünyada yaşayan insanların büyük bir ağırlığı öyle veya böyle inandığı bir sistem var. Hıristiyanlık, Müslümanlık, Budizm... ve başkaları. Bu inanç sistemlerinin bir potada eritilerek yeni bir inanç sistemi oluşturulmalı zaman içinde. Hangisine yakın veya uzak olmasının önemi yok yalnızca büyük bir çoğunluğu sürükleyebilsin yeter bu anlayış için. Tarihi gelişimi analiz ettiğimde bunu görüyorum ben.
                Olur mu peki böyle bir şey? Elbette olur, ancak oldukça uzun bir zaman istiyor. Olsun zaten onlarında fazla bir acelesi yok bu konuda. Bu birlik nasıl olacak? Köklü yapılar önce sarsılacak, sonra parçalanacak daha sonra da tekrar yoğrulacak ayrı ayrı küçük devletler çıkacak ortaya. Uydu gibi olacaklar bir çekim gücünün etrafında dolanıp duracaklar çekim gücü onları yok edene kadar.
                İşte orta doğu: orta doğu hem inanç sistemlerinin yatağı hem de ekonomi açısından bir denge merkezi. Şimdi yapılan orta doğunun tamamen parçalanıp tam anlamıyla kontrol altına alınabilen birer küçük devletler topluluğu haline getirilip uydu yapılmaya çalışılacak. Çoğu halloldu bu arada. En köklü olanlarından İran ve Türkiye var bu bölgede. Hem inanç açısından farklı genel durumda hem de stratejik açıdan önemli.
                Peki nasıl halledecekler İran ve Türkiye’yi? Yıllardır çocukluğumdan beri şöyle hatırladıklarıma bakıyorum da epeyce yol alınmış bu konuda. Şah gidip yerine Humeyni’nin gelmesi toplum içinde bir şok yaşanmasına yol açtı zaten. Zaman içindeki Irak-İran savaşları ve etnik din anlayışı ile yönetim tarzı, karşı anlayışı veya farklı anlayışta olanların ayrışıp kutuplaşması ortadadır.  Ayrıca ambargolar toplumu sık boğaz etmek amaçlıdır.
                Gelelim Türkiye ve İran ilişkilerine. İran Türkiye arasındaki ilişki etnik Şii Sünni anlayışı temelinde şekillenmeye başladı Suriye politikası meselesinde. Biz zaten Suriye’de güdümlü hareket ettiğimiz için gelecekteki tuzakları göremediğimiz için daldık içeriye.  Hem içeride hem de dışarıda izlediğimiz basit ve önünü göremez bir politikayla yalnızlaştık ve yalnızlaştırılıyoruz git gide. Yakın gelecekte İran ile savaşa tutuşmazsak gerçekten çok sevineceğim. Ama bunun garantisi yok şimdilik. Neden yok? Oraya geleyim.
                Rusya kendini güçlü kılabilmek için Ortadoğu ve kendi bölgesinde yakın ve iyi ilişkiler kurmak zorunda bir süre daha. Kendi ekonomik durumunu düzlüğe çıkarana kadar. Dolayısıyla Ortadoğu’da söz sahibi olabilmesi için İran, Türkiye gibi Ülkelere daha da yakın olmalı ve İran ile Türkiye arasındaki inanç sisteminin çatışmasını engellemek ister elbette. İran ve Türkiye de görünürde -dostlar alışverişte görsün- bile olsa mümkün olduğunca çatışma ve kısır çekişmelerden uzak durmaya çalışacaktır. Taa ki zamanı gelinceye kadar. İşte o zaman geldiğinde eğer bilimsel güç oluşturamamışlarsa parçalanıp aynı Ortadoğu gibi uydulaşacaklardır. Bu konuda yeni inanç anlayışları da katkıda bulunacaktır elbette.
                Peki yeni Dünya Devleti’nde inanç, günümüzdeki hangi inanç sistemine yakın olacaktır? Elbette Hıristiyan inançlarına yakın bir inanç sistemi olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü en eskilerden birisidir ve dünya da ağırlıktadır. Müslümanlığa gelince: Müslümanlık ve Müslümanlığa yakın anlayışın yaşadığı ülkelerde gelişme yok denecek kadar az olanı da yeterli değil. Bilimsel alanda ve çağın gidişine ayak uydurabilecek durumda değil. Zaten inançlar içinde boğulmuş başka bir adım atabilirliği de yok. Bilimsel veri ve düşünceler sinek vızıltısı kadar bile ses veremiyor ya da dinlenilmek istenmiyor. Toplumlarını idare etmeye çalışanlar da bu durumu kullanarak eğitim sistemlerinin altını oyuyorlar ellerinden geldiğince. Bir memlekette eğitim olmadan hiçbir yere varılmaz. Hele de bu çağda. Hala daha aya bile gidildiğine inanmayan yığınlarla insan olan bir toplumda, nereye kadar gidilecek. En fazla uçaklarla çıkılan yüksekliğe kadar çıkılabilir elbette. Dolayısıyla Müslümanlık ve onun yakındaşları olan inanç sistemleri de tehlike içindedir günümüzde, gelecek durumlar düşünüldüğünde.
                Şimdi şu Yeni Dünya Devleti’ne bir bakalım: Dünya devletini kurdular. Peki bu yeni dünya devletinde yöneticiler kimler olacak, bürokratlar kim olacak? Yine durumu anlamak için şöyle bir hafızalarımızı yoklayalım, uzay filmlerini ve bilim kurgu filmlerini. Robotik canlılar olacaktır ön planda. Neden robotik canlılar? Robotik canlılar, bildiğimiz robotlar olacak, verileri çok hızlı bir şekilde değerlendirerek duygudan arındırılmış kararlar verecekleri için yönetimin söz sahibi olacaklar. Başta yönetici görünen birkaç insan da onların verdiği kararlara uyacaklar ve aynı yönde kararlar onaylanacak uygulamaya geçilecektir.  Onları yönetebilir mi insanlar? İlk bakışta insanlar yarattığına göre kendi yarattıklarını elbette kontrol etme becerisi de ellerindedir diye düşünmek daha kolay ve isabetli bir karar gibi görünüyor. Bence bu bir yanılgı olacaktır. Neden peki?
                Tarihe baktığımızda, tarihi verilerin büyük bir çoğunluğu içinde bulunulan zamanlarda değiştirilmişlerdir ve bilgiler çelişkilidir. Biz insanların çoğunluğu da buna dikkat etmeyiz zaten edenlerinde sesi soluğu duyulmamaktadır. Toplumların geneli avcılık zamanlarından beri geçim derdindedir, karnı doyduğuna bile şükreder haldedir. Günümüzde bile kimin Tanrı’dan şikâyeti vardır başına gelenlerden ötürü? Yoktur çünkü onun inancına göre bir sınava tabidir ve bu sınavdan en çok acıyı yaşayarak başarıya ulaşmak amacındadır. Peki  Tanrı sadist midir? Sorusunu soran var mı? Yok. Çünkü günah işlediğini düşünür böyle bir soru ve şüphe duyarsa.  Peki, Tanrı ben sadist değilim diyor mu?  Demiyor çünkü bildiğimiz bir canlı olmadığı için kullarıyla konuşamaz, ancak kişilerin inanç odalarındadır varlığı. Yani fiziksel bir durumu yoktur. Pekâlâ, Geleceğin Dünya Devleti’nde bu tarz insanların akıbeti ne olacak?
Dünya İnsanı
                Gelecekte bu tarz insanların akıbeti, yer işlerini yapan ve bakımsız ve teknolojisiz kaldığı için çöplükler içinde yaşayan, yiyeceğini çöplüklerden temin eden başı boş yaratıklar olarak bildiğimiz Dünya üzerinde yaşam savaşı verirler ve sınavdan geçmeye çalışırlar her halde.
                Duygu durumundan arınmış robotikler insanları anlayabilir mi? Anlayamayacakları kesin neden mi? Çünkü duygu durumu henüz bilimsel anlamda çözümlenebilmiş tanımlı bir şey değildir henüz ve çözümü de çok zor görünüyor. Her insanın kendi yaşamına göre şekillenen bir duygu durumu var ve bu duygu durumu o kişiyi yönlendiriyor. Kararlarında etkili oluyor. Fakat son zamanların Türkiye’sine baktığımızda bizde biraz duygu durumundan arınmışlık epeyce yol almıştı ki şu son anayasa referandumu tekrar ortaya çıkardı duygu durumunun varlığını.
                Ana yasa referandumunun son verilerine görebeyaz yakalılar ve mavi yakalılar durumunun ayrışması ortaya çıktı geç de olsa. Peki, beyaz yakalılar kimdir? Beyaz yakalılar tariflere göre: Eğitim durumu, yaşam durumu ve ekonomik durumu toplumun genelinden iyi olanlar. Kısaca, üretimin, ticaretin merkezi olan yerler, karnı daha zengin gıdalarla doyanlar, biraz da mürekkep yalamış olanlardır. Nihayet 15 yılda kulaklarına kar suyu kaçtı da tepelerinde taşıdıkları beyin denilen pelte kılıklıyı biraz rahatsız ettiler düşündükleriyle ve kararları hayır oldu.
                Gelelim mavi yakalılara: Mavi yakalılar, karnı zor doyan, alt birim işlerde çalışan, eğitim durumu zayıf olan kesimlere verilen isimdir.
                Gördüğünüz gibi ayrışmada ne dini inanış ne de kılık kıyafet meselesi var, açlık tokluk ve eğitim durumu var. Bu da gösteriyor ki eğitimin yüksek ve kaliteli olduğu toplumlar daha da ileriye gidecek.
                Şimdi bu mavi ve beyaz yakalıların neleri dikkate alarak referandumda karar verdiklerine.
Araştırmacılara bakılırsa; evet verenler Cumhurbaşkanı’nı sevip ona inandıkları için oylamaya sunulan içeriğe hiç bakmadan duygusal karar verdiler.
                Hayır verenler ise; oylanacak içeriğe bakarak, neyin ne olduğunu anlayıp, gelecekte neler olabileceğini görmeye çalışarak karar verdiler. Diyorlar.
                Pekâlâ size göre hangi verilen karar daha doğru olur?
                Şimdi asıl bombayı patlatıyorum: Hawking tarafından düşünülen ve önerilen Dünya Devleti’nin ilk örneği Türkiye’dir. Gelişmelere ve olaylara bakalım hep birlikte.
                Bir idari sistem anayasası yazıldı ve halk oylamasına sunuldu 16 Mart 2017, oylamalar yapıldı ve sandıklar açılmaya başlanacak, Türkiye’de seçimlerin koruyucusu ve aynı zamanda Türkiye’de adalet dağıtan teraziyi tutan kurum Hukuk’un bir üyesi Yüksek Seçim Kurulu Başkanı  açıklamasını patlatıyor. Sandıktan çıkan ve üzerinde Yüksek Seçim Kurulu’nun Mührü olmayan oylar geçerli sayıldı.
                Şimdi sormak istiyorum vicdanlara ve duygu durumu formatlanmamış  ya da formatlanmış olanlara yani insanlara; “Yüksek Seçim Kurulunda iktidar partisi üyesinin teklifi üzerine  ve bazı diğer parti temsilcilerinin itirazı olduğu açık olan, o güne kadar dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirilen ve öğretilen bir kuralın bir anda böyle bir değişikliğe gitmesi, bu kararı alması duygu durumuyla, vicdanla, insanlıkla, görevini layıkıyla elinden geldiğince doğru ve iyi yapmakla, başkalarının hak ve hukukuna saygı duymakla nasıl açıklanabilir.
                Bu durum tamamen robotik, duygu durumundan arındırılmış robotik insansı varlığın davranışına benziyor. Hiçbir duygu durumu olmaksızın yazılımlarında kodlanan bilgileri değerlendirerek karar veriyor. Yaşasın ilk Dünya devleti İnsansılarını yaratmışız.  Dilim sürçmedi “İnsansılar” derken, başka örnekler de var çünkü. Çoğaltmak mümkün ama benim anlatmaya çalıştığım başka bir şey, onun için bu örneklere girmek istemiyorum fazla.
                Asıl mesele bu kişi ve kuruluşlar değil elbet. Asıl mesele geldiğimiz çağdaşlık ve medeniyet seviyemiz. Ben aday gösteriyorum şu Dünya Devleti önerisini ortaya atanlara, gelip Türkiye’yi incelesinler; bu işi nasıl başarmış bu memleket? Örnek alsınlar, biraz daha geliştirip Dünya’ya uygulasınlar. Boşu boşuna zaman kaybetmesinler ve dünyalar kadar da masrafa girmesinler akıllı robotik insansılar yaratmak için. Alın size hem duyguları var hem akılları hem vicdanları hem inançları hem sevgileri- hem de ölesiye-var, bir denileni iki dedirtmiyorlar, vur dedin mi göz yaşına bile bakmadan öldürüyorlar ve de işin en ilgincini de başarıyorlar; yaptıklarının doğru olduğuna inanıyorlar ve durumu açıklayan inandırıcı sandıkları açıklamalarını da yapıyorlar. “Halkın kutsal oylarının boşa gitmemesi adına bu kararı aldık” diyebiliyorlar. Vallahi ağlayacağım şimdi, gözlerim yaşlarla doldu biraz daha devam edersem boşalacak yaşlar.
                Burada olaylara kesinlikle yanlı bakmadan bir referandum olayında sergilenen durumları değerlendirmeye çalıştım. Benim düşüncem ve isteğim “Hayır” yönündeydi.  Kızgın ya da kırgın falan da değilim. Umutsuz hiç değilim ama çok üzülüyorum yaşananlara memleket adına ve insanlık, vicdan adına. Yaralanan vicdanların yarası tamir edilemez ve bunun da sinyalleri ortada. Beyaz yakalılar durumun gidişini beğenmemeye başladı biraz geç olsa da. Bundan sonraki dönemlerde kim ne derse desin biraz daha içeriğe bakarak değerlendirecek ve kararlarını vereceklerdir.  Yani uyuyan dev gözlerini açtı denilebilir. Türkiye’nin gencecik Cumhuriyeti kendine gelmeye başladı her ne kadar tavizler verilmişse de bu durum bir deneyim ve yoklamaydı sanıyorum ve sınava tabi tutulmuştu toplum genç Cumhuriyet tarafından.  Böylece anlaşılıyor ki karar vermede bilgi önemlidir. Atatürk dememiş miydi, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” diye. Alın size canlı ispat, günümüz ve 16 Mart 2017 anayasa referandumu.
                İnanıyorum, bu günlerden sonraki gelecek günlerin bir kısmı sıkıntılı olsa da daha uzun gelecekte Türkiye güzel günler yaşayacak. Bu kadar sarsıntılar toplumlarda olağan sayılabilecek kapasitedeki durumlardır. Türkiye benim inandığım ve gördüğüm haliyle medeniyet dersini Atatürk’ den almış ve tökezleyerek yürümeye çalışmaktadır. Zamanla adımları hızlanacak ben buna inanıyorum gerçekten.
                Hoşça kalın, sevgi ve saygıyla hep birlikte nice yıllara.  
                                                                                                              18-04-2017
                                                                                                              Halil Gönül
Görsel:Pixabay.com

2 yorum :

  1. Yazınızı baştan aşağı okudum. İlginç görüşler var. En çok katıldığım nokta: Robotlaştırıldığımız. Her yönden... Ben, umarım o sistemden çıkmayı umut ediyorum...
    Köleleştirmenin farklı bir boyutu olmalı... Arkeoloji Ve Sanat Dergisinin Efendiler Ve Köleler konulu baskısını okumanızı öneririm. B
    Yalnız; dinler konusunda bir birleşme olacağını düşünmüyorum. Dinler çatışması her yönden devam edecektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, Sevgili 'bahce perim'
      Söz konusu derginin sayısını bulup okuyacağım, şimdiden merak ettim, eminim ilginç bilgiler olduğundan.
      Dinler konusunda da haklısınız şimdiki ve yakın geçmiş-500, 1000 yıl- zamana bakıldığına göre. Aslında dinlere bakıldığında her biri kendinden öncekilerin devamı şeklinde geliyor ta ki tek tanrı inancına dönüşünceye kadar. Hz. İsa ve Hz. Muhammed'e kadar. Bu iki dinde de insan kutsandı ve önemli varlık halini aldı. Daha açık bir anlatımla İnsan tanrılaştırıldı sanki. Humanizm öğretisiyle de devam ediyor. Şu zamanda hiç tanrı şunu veya bunu yaptı diyen bir idareci görünmüyor. şu devlet başkanı veya bu devlet başkanı yaptı oluyor. Tanrı izin verdi veya vermedi de yok. Evet uzun bir süre daha çatışma devam edecektir ben de eminim.
      Şu anda ateşe tapınmayla veya putperestlikle bir çatışma var mı? Bence yok çünkü: Artık çok gerilerde kaldılar, tarih gömdü o inanç sistemlerini. İçinde bulunduğumuz teknoloji ve bilinç düzeyi sebep sonuç ilişkilerini çözmüş durumda. Hala benzer düşünceleri olan yok mudur? Olabilir, ama dikkate değer değil sayı olarak.
      Hoşça ve mutluca kalın, sevgi ve saygılarımla.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.