AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Eylül 17, 2018

Pazar Gözlemim-Filozof, Siyasetçi ve Din

"Yavru maymun"
Pazar Gözlemim-Filozof, Siyasetçi ve Din

            Neden böyle bir başlık attım? Bu gün yarı uyanık bir durumda aklıma takıldı durmadan. Gözlerim yumulu olduğu halde beynimin her bir köşesi kaynıyordu adeta. Filozoflar ve siyasetçilerin durumları değişik açılardan kıyaslanıyordu beynimde elimde olmayan sebeplerden dolayı.
            Bir de rüya hatırladım. Yarı uyanıklıktan öncesiydi eminim çünkü rüya tedirgin ettiği için yarı uyanık duruma geçmiştim. Yataktan bir türlü kalkamıyordum ve de gözlerimi açamıyordum. Tekrar tekrar rüyayı izliyordum yarı uyanıklıkta.
            Kısaca rüyamı anlatmak istiyorum. Yetişkin yaşlardayım ve bir bahçede bulunuyoruz kalabalık olarak. Kalabalıkta çocuklar, kadınlar da var. Oldukça karanlık bir zamandı. Asıl kalabalığın olduğu yerde meydan ateşi yanıyor ve insanların gülen yüzleri parlıyordu alevlerin ışıltısında.
            Ben bu arada bahçe sınırımız olan Selvili bir alana doğru yöneldim elimde uzun bir sopa vardı. Bir an karşımda, sınırdan ötede bir maymun yavrusu gördüm, kendi başına oynayan. Oturduğu yerde yalnız başına oynuyor ve sağa sola bakıyordu.
            İlk anda ben de korkup uzandım kuru toprak üzerine ve elimdeki sopayı tarla sınırından öteye uzatıp arada bir biraz havaya kaldırıp yere vurmaya başladım yavaş yavaş. Amacım maymun yavrusunun dikkatini çekmekti. Hiç önemsemiyordu beni ve benim vuruşlarımı. Derken benim sağ tarafıma doğru bakış attığını gördüm ve birkaç defa yapmasından sonra ben de başımı çevirip baktım baktığı yöne.
            Bir de ne göreyim? İki metre kadar yükseklikteki toprak tepede Anası olan çok büyük ve simsiyah tüyleri bulunan anası oturuyordu sakince. Göz göze geldik bir anda. Gözleri parlıyordu ama içime bir korku girmesine yetti bakışları. Yavaşça ayağa kalkıp geri çekilmeye başladım, gözlerim üzerindeydi yavru maymun ve anasının. Onlarda hiçbir hareket yoktu.
            Bir süre geri geri çekilirken arkamda bir el dokunduğunu hissettim. Omuzuma dokunan el akrabaydı. Biz birlikte geriye çekilirken anaç maymun yavrusunu koltuk altına alarak yanan ateşin olduğu yere doğru yöneliyordu sakin ve yavaş adımlarla.
            Tüylerim diken diken oldu olacakları düşündükçe. Kendimi alamıyordum felaketi düşünmekten. Bağırıyordum ateşin etrafındakilere duyurmak için. Onlar ise hiç tedirgin değillerdi ve sevecen gözlerle gelen anaç maymun ve yavrusuna işaretler ediyorlardı.
            Anaç maymun çok yaklaşmıştı. Bana dokunan elin üzerimden çekildiğini hissedince yana baktım. Akrabam olan kişi güçlü kuvvetli, kaslı ve bronzlaşmış bir vücutla işaret etmeye başladı anaç maymuna, bir taraftan da bağırıyordu: “Bırak yavruyu, size zarar gelmeyecek.” Anaç maymun baktı bir süre, denileni anlamış olmalıydı ve yavrusunu diğer küçük çocukların arasına bıraktı ve kendisi iki adım geriye çekilip oturdu ateşin karşısına. İşte bu anda yarı uyanık duruma geçmiştim.
            Başlığa gelince, dediğim gibi yarı uyanık halimde Tarihler boyunca felsefe ve filozofların çabalarını düşünüyordum. Aklımdan geçenler hiçbir zaman bilinçli olarak düşündüklerim değildi. Aynı zamanda din ve siyasetçiler sıralanmaya başladı.
            Kısaca özetlemem gerekirse aklımdan geçenleri: filozoflar her tarihte doğada olup bitenleri açıklamaya çalışan düşünürler olagelmişlerdir. Eleştirilerle birlikte yanılmaları durumunda yanılgılarını kabul ederek daha iyi ve doğruyu bulma çabaları olmuştur. Bilimin olmadığı zamanlarda da benzer durumlar vardır.
            İnanç meseleleri de insanlığın neredeyse varlığından beridir olageldiği görülen bir durumdur ancak filozofların elinden de kurtulamamışlardır. Zamanlar içinde birçok tanrılı veya tanrısız inançlar oluşmuş ancak son yüzyıllarda ana inanç dini olarak ve tek tanrılı duruma gelen sayılı inanç biçimleri vardır. Genellikle bunlar da birbirinden esinlenmişler gibidirler.
            Gelelim siyasetçilere: siyasetçiler filozofların ve bilimin tersine giden bir seyir izlemeleriyle ünlenir durumdadırlar. En önemli özellikleri cahil, bir baltaya doğru dürüst sap olamayanlar içinden çıkıp çeşitli kelime oyunlarıyla ve sanrılarıyla hareket edip amaca ulaşmak için her yolu mubah gören bir zihniyet görüntüsü çizmişlerdir. İşte bu yüzden siyasetçiler ile filozoflar pek iyi anlaşamamışlar, bilim de aynı şeyi yapmıştır.
            Her dönemde siyasetin yaptığı en güzel şey yalan söyleyebilme ve inandırabilme becerisidir. Dini inançları da en iyi kullanan kesimdir siyasetçiler. Tek amaç iktidarı ele geçirip kendi boşluklar içinde hiçbir baltaya sap olamaz duygularından kurtulabilmek. Kurtulamadıkları apaçık ortadadır daima çünkü hep fazlasını isterler bir türlü gözleri doymak bilmez. Ancak bir kısım toprakla doyarlar. Her zaman da öyle olmuştur bu tür açgözlü ve doymaz siyasetçiler için. Hanları, hamamları, korumaları, orduları kurtaramamıştır son akıbetlerinden.
            Başka bir konuya da değinmem gerekiyor bu arada yeri gelmişken. Yakın zamanlarda Albert Bayet’in yazmış olduğu Dine Karşı Düşüncenin Tarihi kitabını okudum. Varlık Yayınları’ndan 1970 yılında çıkmış ve çevirisini Cemal Süreya yapmış, Faydalı Kitaplar serisinin 103 nolu sırasında yer alan bir kitaptır. Okumaya değer bence.
Avrupa’nın ne aşamalardan geçtiğini çok açık görebilirsiniz. Bizdeyse onların mücadele ve yaşadıklarının çok azı yaşanmamıştır. Toplumların evrimleşmesi o kadar da kolay olmadığı ortadadır. Ancak belli bir aşamayı aştığında da ilerlemesinin hızı oldukça fazla oluveriyor.

Fikirlerin çeşitliliği bizim için ortak bir zenginlik, kır manzaralarının, çiçeklerin çeşitliliği gibi; ve savaş ve kin tohumu atmamağa başladığı andan İtibaren ortak bir zenginlik, İnsanî bir zenginlik haline geliyor.”   Sayfa 143

   Halil GÖNÜL
Görsel: Google Görseller

2 yorum :

  1. Filozoflar insanlar düşünme yolculuğuna çıkarırken, siyasetçiler o yoldan çıkarırlar.

    YanıtlaSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.