Pazar, Eylül 02, 2018

Doğa ve Süreklilik

Felaket

Doğa ve Süreklilik

            Ne gariptir ki doğadaki her şey birbirine bağlı olmasına rağmen her bir yaşam formu birbirinden ayrıymış gibi algılanır. Böyle algılanınca da bağlar görülmez ve çok karmaşık bir yapı gibi görünür.
            Doğanın kanunu çok basittir aslına bakılırsa. Süreklilik, süreklilik için de bağlılık. Bağlar sürekli değişmesine rağmen hizmet ettikleri tek şey vardır yaşam. Yaşamın çeşitliliği de birbirlerine bağlıdır. Birbirlerinin uyumuna. Uyum içinde çatışmasız bir halde devem ettirirler varlıklarını.
            Çoğu varlıkların yaşamları gözler önündedir ama her şey açıkça görünmez. Bağları görünmezler. Ancak bağlardan biri veya bir kaçı koptuğunda doğa eksikliği telafi etmeye çalışarak başka bağlar kurarak devamını sağlar.
            En önemli faktör insan faktörü olmuştur ve olaya da devam edecektir var olduğu süre içinde. Bir gün gelip varlığının sona ereceğini de ihtimal dâhilinde tutmak gerekli elbette. Çünkü insanın varlığı doğa için tehlike sınırlarındadır. Tehlikeler her gün geçtiğinde artmaya başlamıştır çağdaşlıktan bahsedildiği zamanlarda.
            Doğanın dengesi evrenin dengesinden ayrı bir durum değildir aralarında bir denge bağı vardır ve bu denge bağı bu dünyada zarar görürse evreni de etkileyeceği kesindir. Evrende her şey denge halinde devam etmekte, arada ortaya çıkan dengesizlikler birçok zararlara yol açarak yeni bir dengeye kavuşmaktadır. Örneğin dünyanın ekseninin açısının değişmesi evrendeki manyetik dengelenmenin bir sonucudur. Bu durum da açıkça gösteriyor ki, dünyadaki önemli bir patlamanın ortaya çıkaracağı enerji içinde bulunduğu evrenin manyetik dengesinde dalgalanmaya yol açacak ve dengelerin yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir.
            Kısacası dünyadaki bir nükleer patlamanın şiddeti yüksek olur ve ortaya çıkardığı enerji büyük olursa yalnızca dünyada felakete yol açmakla kalmayacak dünyanın içinde küçücük bir zerre olduğu evreni de etkileyerek manyetik alanlarda değişimlere yol açacaktır.
            Belli bir dengeye kavuşuncaya kadar oldukça uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen denge durumunun sürekli değişimi oldukça küçük değerlerde olması bozulmayı önlemektedir. Görevini yerine getiremeyen bir denge unsurunun yerini başka bir denge unsuru yüklenerek ilave olan yüküyle birlikte yeni bir denge durumunu sağlamaktadır.
            Ne yazık ki dengesini sağlayamayan insanlar yaşamaktadır bu dünyada. Diğer farklı yaşam tarzlarında dengeler sağlanıyor olmalı. İnsansı bir yapıdan uzaktırlar büyük ihtimalle. Belki de enerji yoğunluklu bir yapı söz konusudur.
            Eğer enerji yoğunluklu bir yaşam formu varsa, dünya yaşamı da sürekli enerji üreten bir laboratuvar vazifesi görüyorsa eğer, bu yaşam formunu daha fazla enerji üretebilen bir forma doğru evireceklerdir. Her evrilme dengelerde az da olsa değişiklikler yaratacaktır. Her şeyi bilen bir yaşam formu olması mümkün görünmese de çok şeyi bilen bir yaşam formu olması muhtemel.
            Bu zamana kadar neden iletişime geçmediler? Diye sorulan soruya cevap çok açık ve basittir bahsedilen durumda. Zaten iletişimdeler. Onların laboratuvarında birer denek durumundayız. Farkında olamayan dünya yaşam formudur belki de.
            İnsan gitgide acımasızlaşacaktır bu gidişle. Acımasızlığın getirdiği yaşam şekli de doğaya zarar verecek ve doğanın dengesini bozacaktır. Doğanın dengesinin bozulması ise dünyadaki canlı yaşam formunu bozacak, belki de bu laboratuvarın işlevini yitirdiğini düşünüp kapatacaklardır ve faaliyetlerini sonlandıracaklardır. Olamaz mı?
            Bir an başı dönüp midesine kramplar giren Zafer başını gökyüzündeki yıldızlardan çevirip şehirdeki renk cümbüşüne doğru çevirince bir sürü çoluk çocuğun ve yetişkinlerin panik halde sağa sola koşuşturduklarını görür gibi oldu. Her yan kırmızıya bürünüyor gibiydi, alev alev yanıyordu adeta. Meteor düşüşünü canlandırdı gözlerinde. “sahi büyük bir meteor düşse ne olur?” sorusunu mırıldandığı kulaklarına geldi. Bir anda terlemeye başladı, tüyleri diken diken oldu. Kılıktan kılığa giriyordu vücudu. Hepsi kafasının yüzündendi olanların. Elinden gelen bir şey yoktu seyretmekten başka.
            Böyle durumlarda uçuvermek isterdi her seferinde ama bir türlü yerinden kıprayamadığını düşününce de zayıflıklarını görürdü. Hem güçlü hem de zayıf; tuhaf bir yaratık şu insanoğlu diye geçti aklından. Her şeyin yolunda gittiğini düşündüğü zamanlarda kendisini çok güçlü hisseden insanoğlunun gözü başkalarını görmez oluyor ancak burnunun dikine giderken yere çakıldığında da en zayıf hale geliyordu. Tuhaflık iç içeydi adeta. Biri varsa diğeri de gölgesi halinde dolaşıyordu yanı başında. Güçlüyken her zaman güçlü zannederken zayıflığında da en zayıfı olduğunu düşünüyordu. Aklı, vücudu mevcut duruma uyum gösteriyor dengeyi buluyordu. Ölürken de yaşarken de belli bir denge içinde yol alıyordu yokluğa doğru. Farkındalıkla yol almak kötüydü, alışık olunmayan bir durum ve katlanılması zor bir duygu. Çaresizdi insan, katlanmaya zorunlu, katlanacak önündeki süreci tamamlayıncaya kadar ta ki başka bir dengeye kavuşuncaya kadar. O denge hali de ölümdür galiba.
            Ölüm bir denge hali midir acaba? Büyük ihtimalle evettir cevap. Bilinen yaşam formunda her canlı doğar gelişir ve ölür. Hani şu enerjinin korunumu kanunundan bahsediliyor ya, işte o kanun gereğince öyle düşünülüyor. Canlı yaşam formu ölürken veya ölünce ışık hızına mı ulaşıyor o zaman?
            Dönüşüm kesin ama canlı bir vücutken cansız bir vücuda dönüştüğünde kül, toprak olarak doğaya geri dönüyor olması dengeden kaynaklıdır belki de. Başka canlılara yaşam desteği veren formlara dönüşerek katkı sağladığı kesin. Bu konuda çok farklı inanışlar vardır ve gereğini yaparlar. Örneğin bazı inanca göre ölen kişinin kemik ve etleri ayrılıp parçalanarak diğer canlı kuş türlerinin beslenmesine katkı sunarlar. Bazıları yakarak küllerini havaya denize savururlar, bazıları toprağa gömer gibi.
            İnsanların içinde bulunduğu çevre ve sosyal ortam neyi gerektiriyorsa onu gerçekleştirirler böylece. Oluşturdukları ve ileriki zamanlara da taşıdıkları inançlarının gerekleridir bu yaptıkları. İbadetleri de öyledir. Çaresizliklerin çaresini bulmuşlardır bu şekilde. Dayanılması daha kolaylaşmıştır kayıplarına.

Görsel: Google Görseller

2 yorum:

  1. İnsanlar doğayı boyunduruk altına çalıştıklarında her şey daha berbat hale geliyor. Eskiden insanların doğaya saygısı vardı. Hatta doğa daha üstün görülürdü. İnsan besinine, kaldığı ortama, yaşam kaynağına zarar vermek istemezdi. Şimdi en basitinden kaç yaşında insanlar bile piknik alanlarına plastik çöplerini atıyorlar. Sonra bilmiş bilmiş "E bu çöpçü çalışmasın, iş yapmasın mı?" diye şeyler söylendiği bile oluyor. Son okuduğum kitaplardan biri tüketimle ilgiliydi ve insanların üretim alanından ne kadar uzaklaştığıyla doğaya verdikleri zararın ne kadar arttığı üzerine bir bağlantı kurmuşlardı. Yazınızı okuyunca aklıma o kitap geldi. Emeğinize sağlık.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. çağdaşlaşma yutturmacası bütün pislik ve cehaletin üstünü kapatmaya yetmiyor.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.