AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Çarşamba, Eylül 19, 2018

Çocukluk, Neden Mutluluktur?

Çocukluktaki Mutluluk
Düşündüğü işleri planlamak için epeyce düşünmeliydi, oldukça çetrefilli bir iş olacak çünkü. Oldukça yorucu olacağının farkındaydı. İlk aklına böyle bir şey geldiğinde bir an tedirginlik yaşamasına rağmen kendisi için oldukça eğlendirici olacaktı, tıpkı çocukluğunda yaptığı bazı işler gibi. Nasılda kaçıp sığınmıştı evlerine. Eve koşturmaca geldiğinde şaşıran anası neler olduğunu anlamaya çalışırken Zafer de bağırıyordu,  “burnu kanadı burnu, beni öldürecek anası, yakalarsa eğer.” Koşturarak odaya girip kapıyı içeriden kilitleyip beklemeye başlamıştı olacakları.
Kendisinden oldukça büyük bir çocuğu çok kez uyarmasına rağmen tatsız şakalarına devam ediyordu. Aslında kendisini sevdiğini biliyordu ancak onun sevgi gösterme anlayışı farklıydı. Yumruklama, habersiz tokat atma, enseye güçlü şaplak atma gibi daha bir sürü tatsız tuzsuz şakaları olurdu, olur olmadık yerlerde. Hatta öyle duruma gelindi ki Zafer onu gördüğü yerde uzaklaşmayı seçerdi belaya bulaşmamak için.
Yine karşıdan gelirken görüp eve gitmeye çalışırken birden karşısından geçerken önüne atlayıp ayağına çelme takmaya çalışacakken, durumu fark eden Zafer onu kendi oyununa düşürmüş dengesini kaybederek kendini duvara çarpmıştı. Olan da olmuştu zaten, burnundan oluk gibi kan akmaya başladığında eliyle silip danalar gibi böğürmeye başladığında Zafer evlerinin önüne varmıştı bile. Evleri tam karşıda olan çocuğun anası sesini duyup tanımış olmalı, şahin gibi kanatlanıp geldi hemen ve ayağa kaldırıp burnunu tıkayarak kanamayı durdurmaya çalışırken bir taraftan da kimin yaptığını soruyordu sinirle bağırarak.
Evin önünde bağıran kadına, anası ortaya çıkıp neden bağırıp durduğunu sorduğunda “o canavar oğlunun boynunu koparacağım yakalarsam eğer.” 
“ne oldu, ne yaptı sana benim oğlan?”
“bana değil, çocuğa yapmış yapacağını, şarıl şarıl kanlar fışkırıyor burnundan. Kırmış burnunu.”
Zaferin anası gülme isteğini tutamamıştı ama fazla abartmadan merakla sordu “gıdı ,nasıl yapmış, yumruk kadar çocuk? Senin oğlan suyunu çıkarır onun be. Hadi git işine ve oğlumun kılına dokunursan paralarım seni, duydun mu iyice? Bir halt işlemiştir senin oğlan mutlaka ve kazdığı kuyuya düşmüştür eminim.”
Burnu kanayan çocuğun ayakta kıvrandığını görünce dayanamayıp indi merdivenlerden aşağıya ve burnunu kapatan oğlanın ellerini yavaşça açıp “söyler misin bana doğruyu yavrum, nasıl oldu bu iş? Doğruyu söyleyeceğine ben inanıyorum. Sen yalan söylemeyen dürüst bir çocuksun ve oğlum da biz de severiz seni bilirsin. Biliyorum canın çok yanıyor şu anda.”
Çocuk bir an baktı Zafer’in anasının gözlerine. Üzgün görünüyordu. Başını okşayarak “haydi çıkalım yukarıya da şu burnuna iyice bir bakalım ve kanı durduralım. Bu arada da sen anlatırsın nasıl olduğunu. Olmaz mı öyle?” başını salladı çocuk, sonra da anası başladı yürümeye arkalarından, bağırması kesilmişti.
Çocuk olduğu gibi anlattı olanları. Bir daha şak yapmayacağını söyleyerek anasına baktı korkak gözlerle. Anası şaşkınlığını gizleyemiyordu neredeyse “kandırdın oğlumu” diyesi geliyordu gördüklerinden dolayı.
“Aferin sana yavrum, şimdi de pekmez şerbeti yapacağım, istediğin kadar içebilirsin, hiç olmazsa eksilen kanının birazı yerine gelir. İster misin çocuğum?”
Gözlerinin içi parladı bir an ve acısı daha da hafiflemişti sanki. Gözlerinden akan yaş ve burnundan akan kan durmuştu. Başını sallayarak cevap verdi istediğini.
Büyük bir tasa pekmez boşalttı toprak bardaktan ve su ilave ederek karıştırdı. Dört adet cam bardak getirmişti bir tepsi içinde. “Zafeeer, gel oğlum gel, arkadaşın geldi bak. Seninle barışmak istiyor. Hem pekmez şerbeti de içeceğiz hep birlikte.”
Zafer, mahcup mahcup çıkıp geldi, arkadaşının anasını görünce irkilip şaşırdı önce ama sakin duruyordu oturduğu yerde. Olanlardan haberi yoktu Zafer’in.
“Hadi oğlum, ben şerbetleri doldurmaya başlayayım, bu arada siz de barışın, sarmaşın bakayım. Bir daha kavga yok, ikinize de söylüyorum ha. Yoksa ben çekerim ikinizin de kulaklarını.” Zafer’le arkadaşı sarılıp barıştılar. Zafer anasıyla arkadaşının arasına otururken “bir daha sana tatsız şakalar yapmayacağım Zafer.” Dedikten sonra şerbet dolu bardağa uzandı “höpüürt” diye ağız dolusu yudum aldı. Çocukların gözlerinin güldüğünü gören Zafer’in anası çocuğun anasına bakıp, “haydi gel sofraya yardım et gız, halim kalmadı sabahtan beridir, bir şey yemedim doğru dürüst, bir şeyler atıştıracağım, beraber atıştırırız, ben de yalnızlıktan kurtulurum böylece.” Diyerek bahaneyle mutfağa çekti çocuklar kaynaşsın diye.
Sofra kuruldu ne varsa evde, hep beraber de atıştırdılar güle güle. Daha sonra da izin isteyip kalktılar.
Düşünmek istemedikçe anıları peşi sıra canlanıyorlardı. Canını çok yakıyordu bazıları. Kaçmanın yolu yok gibiydi. Bazı anılarıysa sımsıcaktılar ve rahatlatıyordu kendisini çocukluk anılarının çoğu böyleydi. Neden çocukken mutlu olunduğu sorusu geliverdi aklına.
Elbette çocukken de acılar, hayal kırıklıkları yaşıyordu insan ama yer edenler ve hatırlananlar genellikle iyi şeylerdi adeta. Çocuklukta kötü şey düşünülmüyordu anlaşılan, her şey bir denemeydi bir daha bir daha, dur durak yoktu denemede.
Bir şey daha dikkatini çeker bu esnada Zafer’in. Çocuklukta asıl mutlu eden şey bir evinin olması yani sığınağının olması ve o sığınakta bir ailenin olması olmazsa olmazlardan. Her türlü kötülükten seni kurtaran ve sıcacık kucağında sarmalayan şeylerdi ev ve aile. Güvence, tam güven. Kesinlikle şüphe duyulmayan sevgi ve güven. Hiçbir karşılık beklenmeden yapılan bir davranış. Büyüdükçe galiba güven eksilmesi yaşanmaya başlıyor ve onların korumaları yeterli gelmemeye başlıyor ve başka korunaklar aranıyor. Eş ve zenginlik gibi. Bazıları hayal kırıklığı yaşayıp geçmişini özlerken bazıları da aradığının kısmen de olsa bir kısmını bulmuş gibi davranarak devam ediyorlar yoluna.
En sonunda herkes öğreniyor ki, çocukluk günleri her zaman aranılan ve özlenilen günler. Kimler ister çocukluğuna dönmeyi? Diye bir soru sorulsa sanıyorum büyük bir çoğunluk ister.

Görsel: Google Görseller

6 yorum :

  1. ay duygulu. öykü mü anı mı ki buuu :) keşke hüç büyümesek. çocuklar iyi, büyükler kötü :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. biraz tatlandırıcı katılmış anı. :) ne yazık ki büyüyoruz ama içimizdeki çocuğu bari öldürmesek değil mi? :)

      Sil
  2. Çocukluk günlerine dönmek istenmez mi hiç. Ben isterdim kesinlikle, çok masumduk. Sonra büyüdük ve kirlendi dünya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel olarak tüm yetişkinler benzer düşünüyor galiba.

      Sil
  3. Çocukken, ah bir çocukluğuma dönebilsem diyen büyüklerime gıcık olurdum. Büyüdüm ve ah bir çocukluğuma dönebilsem diyorum. Ne de haklıymışsınız büyüklerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haklılar maalesef. her büyüğün ağzından benzer şeyler duyulur genellikle. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.