AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Eylül 03, 2018

Zamanla İnatlaşmak

dalga

Zamanla İnatlaşmak

                Derin bir hiçlik içinde oturduğu yerde can havliyle yaşarken düşünceleri de can çekiştiriyordu adeta. Geçmiş yılları; çocukluğu, gençliği, yetişkinliği geçiyordu sık sık gözlerinin önünden. Adeta uzaklardan gelen belli belirsiz sesler gibiydi görüntüler, bazıları çok puslu seçilemez haldeydiler.
                Yıllardır içinde yüzdüğü hiçliğin içinde yüzmeye devam ediyordu hala. Nasıl başlamıştı bu yüzmeler hatırlamaya çalışırdı bazen. Zaman akıp gidiyordu kendi bildiğince. Akan zaman çok etkilemiyordu kendisini. Zamandı işte kendiliğinden akıp giden, bazen ağır bir darbe vuruyor suratının tam ortasına bazen de gülümsüyordu uzaktan; sırıtışını fark edebiliyordu da hırslanıyordu zamanı alt etmek için.

                Zamanı nasıl alt edebilirdi ki? Hiçbir fikri de yoktu ama kızdığı, sevmediği insanlara yaptığını denedi bir zaman, bu durum alışkanlığa dönüşmeye başladığını ilk fark ettiğinde hiç düşünmeden kabullenmişti; görmezlikten geliyordu zamanı. Zamanı görmezse eğer, zamanın kendisini incitemeyeceğini hatta beni görsün diye gayret edeceğini ve daha iyi davranış sergilemeye çalışacağını bekliyordu belki de. Belki de değil, kesin öyleydi.
                Yıllar akıp gitmesine rağmen zaman hiçbir zaman kendisine iyi davranış sergilememişti ve birbirlerini görmemeye de kanıksamışlardı artık. Ne zaman onun umurundaydı ne de o zamanın umurundaydı. Herkes bir yerlerdeydi, zaman da kendi bildiğini okuyup yazıyor ve istediği gibi davranıyordu.
                Geceleri ve gündüzleri birbirinden farklı değildi. Aradaki fark yalnızca güneş aydınlığı ve sıcaklığıydı. Geceleri de aydınlık, ay aydınlığı oluyordu ama sıcaklık gündüz olduğu kadar olmuyordu. Fark ettiği buydu sadece. Üstüne üstelik geceler daha sessiz ve sakin, kendi başınaydı. Hep kendini dinliyordu bu sessizlikte. Kafasının içindeki gürültüyü sorarsanız gündüzün gürültüsünden kat be kat fazla olduğu kesindi. Yıllardan beridir biliyordu bu durumu. Hatta bazen o kadar gürültü olur ki kafasının içinde ve bir karar alır hemen uygulamaya can atardı ama sabah olup tan yeri kızarmaya başladığında cesareti kırılır başka gürültüler başlardı kafasının içinde. Sanki geceden hiçbir şey kalmamış, hiçbir şey yaşanıp, düşünülmemiş, hiçbir karar alınmamışçasına birden çark ederdi kocaman gemilerin bir tehlike görüp de yolunu değiştirme çabası gibi.
                Her seferinde kendine kızar, kendi acizliğine naletler okur ama her seferinde de pes ederdi bu durum karşısında. Bu gücün ve güçsüzlüğün nereden geldiğini anlamaya çalışarak gün boyu gürültülü bir şekilde sersemce dolaşır dururdu evinin odaları arasında.
                Zamanı ertelemek ne kazandıracak? Bilmemekle birlikte mevcut bulunduğu mevziiyi değiştirmek istemezdi, buna dayanacak, yani her hangi bir değişikliğe dayanacak gücü kendinde bulamaz, nefes almanın başka çaresi olmadığını, zamanını beklemenin daha iyi olacağını kendine inandırması daha kolay olurdu.
                Yıllardır aynı noktada beklemiş, belki de daha kötü bir noktada olduğu zamanları hatırladıkça şimdiki bulunduğu noktanın daha iyi olduğuna kendini inandırması bu yüzdendir. Evet, haklılık payı yok değil ama çok da dikkate alınması gereken bir durum olmadığını da düşünmeden edemezdi sıklıkla.
                Kısaca gelgitler arasında sıkışıp kalan bir et-kemik yığınına dönüşmüştü adeta. Akan zaman nelere gebe acaba? Diye sorardı bazen kendine. Çok soru soruyordu ama sorularının cevabı olsa da dalgalanan deniz gibi daima değişiyorlardı hem sorular hem de cevaplar. Bu kadar çok değişken olan bir zeminde nasıl ayakta ve dimdik durulurdu? Arada gelen dalgalar ayak bileklerini sızlatırcasına çarpıp ayaklarını yerden kesiyormuşçasına alıp savuruveriyordu yükselen dalgaların arasına.
                Bir o yana, bir bu yana gelip gidiyor beşik gibi ama bir türlü de batmıyordu. Batsa belki de kurtulup gidecekti, canlı kurtulsa da daha kötüsü olabilir miydi acaba? Kendini bırakıverir öyle durumlarda dalgaların kucağına. Hiç korku hissetmeden gökyüzünü seyretmeye çalışır ama dalgaların köpüklü suları arasından gökyüzünü seçemez ve dalga köpüklerini beyaz bulutlar gibi düşünerek seyre dalardı kendince.
                Dalgaların yüksekliği alçaklığı umurunda olmaz o zaman dilimlerinde, rüya dese rüya olmadığını bilir uyanıklık dese uyanıklık değil çünkü uyanık olsa korku hissederek dalgalardan kurtulmaya çalışması gerekirdi. Hiçbir şey yapmadan bulunduğu mevziiyi korumaktı amacı yalnızca. Canlı kalmaksa eğer amaç, bazen kapıp koyuvermeliydi kendini; hem bedenin hem de zihnin iyileşmesi için. Bazen uzun bir zaman dilimi devam ettiğini zaten bilirdi yaşamından kesitleri gördüğünde gözlerinin önünde.

Görsel: Google Görseller

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.