AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cuma, Eylül 07, 2018

Erdem

"Erdem ve erdemlilik"

Erdem

                “Erdem” diye basitçe iki dudak arasından çıkan kelime normal koşullarda çok fazla bir şey ifade etmez belki insanlara ama kaybı azalmaya başladığında toplumlara oldukça pahalıya mal olan bir kavramdır ve bir daha geriye getirilmesi oldukça çaba ister hatta mümkün olmaz.
                Bu kavram farkında olunsa da olunmasa da toplumları bir arada tutan ve toplumların güvenliğini sağlayan manyetik bir koruma bulutudur adeta. Çoğu zararlı şeyler bu koruyucu kalkanı aşıp giremez içeriye. Bu durumu yazılı yasalarla sağlamak mümkün olamaz ancak toplumun kan damarlarında dolaşan ve toplumu saran, besleyen bir şeydir. “Gelenek görenek“ dediğimiz kavramlar da bunun içindedir.

                Erdemli toplumda kişisel kaygılardan çok toplumsal kaygılar ön plana çıkarak toplumun kaynaşmasını sağlar. Kişisel kaygılar zaman içinde toplumun kucaklayıp sevgi sarmalına almasıyla hafifler veya ortadan kalkar.
                Bu kavram zamanların zorlamasıyla ve kendine göre akıllı geçinenlerin kişisel çıkarlarının ön plana alınması ve siyasi yönetimlerle işbirliği yaparak yönetimi ele geçirmeleriyle birlikte zarar görmeye başlar, koruyucu kalkan özelliği yer yer delinip genişlemeye başladığında her ne kadar işin başlarında olunsa da hızla zarar artmaya başlar ki toplumun genelinde her ne kadar rahatsızlık yaratsa da önüne geçmenin yolu zorlaşmıştır artık. Kısa yoldan geriye dönüş oldukça zorlaşır.  İşte bu seviyelerde toplumsal çırpınışlar gözlemlenir ama duyanlar da duymazlıktan gelmeye başlarlar çıkan sesleri. Toplum ayrışmaya doğru yönelmiştir. Ayrışmanın başlaması hali en tehlikeli olanı belirlemeye başlamıştır “yok oluş.”
                Kişisel başarıların yerine birileri destekli veya sırtlamalı yükselişler ön plana çıkıp kariyer basamakları hızla çıkılmaya başlandığı görülmesi her ne kadar rahatsızlık yaratsa da genellikle zaman içinde yatkınlıklar artmaya başlar ve herkes taraf –kabile- havasına girer. Başarı bu yoldadır artık genel kanıya göre. Birey ve bireysel başarı ortadan kalkıp anlamsızlaşır. Bu durumda çalışmanın, gayretin anlamı olmayıp birilerine yaranma, gözüne batma ve sonuçta yamanma yoluna başvurulur. Yamanmanın sonundaysa yamanılana göre ihtiyaçlara cevap verme ve yalnızca emredileni yerine getirme hem de ne pahasına olursa olsun yapılır. Eğer yapılması konusunda en küçük bir tereddüt sezilecek olursa yamanılan tarafından, pat diye aşağıya düşeceğini bilir yamanan kişi.
                Bu durum zamanla alışkanlığa ve “başarı” kavramının yerini almaya başlar. Bu tip insanlar başarısız ve kişiliksiz olduklarını taa en baştan kendileri bildikleri için böyle bir yol seçmeyi kendilerine uygun bulurlar. Kolay yoldur güya ama işin tersi de her zaman mümkündür. Çünkü birilerinin emri ve tahakkümü altında yaşamak oldukça zor bir iştir. Her zaman varlığı o kişinin iki dudakları arasındadır. “yok ol” dediği anda yok olmuştur bile. Bu durum neredeyse ışık hızından -300.000 km/sn.- bile çabuk gerçekleşir.
                Erdemli bir ortamda erdemli bir kişi kimse üzerinde tahakküm kurmaya çalışmaz tam tersine onları tahakküm altına alabilecek farklılıklarını onlara aktarmaya çalışır düşünce aktarım ve davranış yoluyla. Bu durumlarda bilgi ve görgü gerektirir.
                Görgüsü toplumun belleğinde saklanıp ve süregelen zamanlar içinde belleklerden zaman zaman ortaya çıkarak dalga dalga yayılışlardan gelir. Toplumun değer yargıları bilge insanlar tarafından görgü kuralları, gelenek ve göreneklerde özü değişmeden geliştirilir ve dönüştürülür. Bu dönüşüm hızlı olmamakla birlikte zamana yayılan bir dalga halinde toplumun kan damarlarına işlemeye başlar dolayısıyla nesilden nesile aktarımı sağlanır. Ancak yazılı yasalarla da kısmen de olsa desteklenir. Toplumları sıkı bir bağ içinde bir arada tutmanın en temel yoludur.
                İnsanlık tarihi uzadıkça zamanla değişiklikler hızlanmıştır. Önceleri yalnızca hayatta kalmak ve barınmak, günlük ihtiyaçlarını temin ile sınırlı iken daha sonraları ilave durumlar –stok, değiş tokuş, ticaret- oluşturulmuş ve yanında düşmanlarına zarar verecek aletler yapmaya başlamışlar. Günümüzde de icatlar yapılmaktadır, oldukça hızlı bir gelişim ve değişim süreci yaşamaktadır insanoğlu.
                Bu gelişimlerin doruk noktası uzayın derinliklerine, bilinmezliklere ulaşma çabasıdır. Bu gibi çalışmaların yanında genel olarak insanoğlunu değil tüm dünyayı yok edebilecek silahlara da ulaşmayı başarmışlardır. Geçmiş tecrübelerde görüldüğü üzere –dinamit, atom bombası- birisinin erki ele geçirip ferdi kararlarıyla adım atarak bu silahı kullanması, her ne kadar kendilerini korumanın bir yolunu bulduklarını düşünmüş olsalar da sonraki süreçte kendilerini tam anlamıyla koruyamadıklarını görecekleri kesindir. Çünkü dünyanın genel dengesi bozulacak ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
                İşte bu nedenle “erdem” kavramı tüm toplumlarda korunabilmeli, bunu başarabilmenin yolu da tüm dünya insanlarının kendi çocuk ve yakınlarını düşündüğü gibi hiç tanımadığı ve tıpkı kendileri gibi, canı, kanı, sevdiklerinin olduğunu düşünmeleri bu iş için atılacak ilk ve önemli bir adımdır. Her ne kadar güçlü olursa olsunlar, diğer güçsüz denilen, güçsüz görülen insanların sayesinde güçlülüklerine kavuşmuş olduklarını akıllarında tutmaları gereklidir. Eğer güçsüzler yoksa güçlülerin de olmayacağı gerçeği ortadadır. İlk anda belki o kadar çok olan ve sürekli de bilinçli olarak güçsüz yarattıkları halde o güçsüzler bir araya gelip tüm dünyada tek vücut olabildikleri anda güç dengesi tamamen değişmiş olacaktır. Hayalde olabilecek bir durum olsa da olabilirliği olan bir durumdur bu.
                İşin bir başka yanı ise, güçsüzler kendilerini ayakta tutabilecek değişim ve dönüşümü geçirmişlerdir zaman içinde. Daha az besin ve yetersiz koşullarda ayakta kalabilmenin bir yolunu bulabilirler ama güçlüler asalaktır temelde. Bir başka güçsüzün sırtında bir parazit gibi onun kanından ve canından beslenirler. Onlar yoksa güçlüler de yok olmaya, hem de çok hızlı bir şekilde yok olmaya mahkûmdurlar. Ne kadar ileri silah ve icatlar geliştirseler de kendilerine yaşam kaynağı sağlayacak bir durum icat edemeyeceklerdir güçsüzlerden başka. 05.08.18

Görsel: Google Görseller

2 yorum :

  1. Merhaba, blogunuzda daha nice güzel yazılar görmek üzere!
    Sevgilerimle, B
    Takibimdesiniz, yeni yazımı gördünüz mü? :) https://benirva.blogspot.com/2018/09/su-ksackhayatta-bu-kadar-guzel-dunyada.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim. Yazınızı okudum ve gönüllü platformları toplu halde bir arada görünce sevindim. çalışmalarınızda başarılar dilerim.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.