AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Çarşamba, Temmuz 26, 2017

KAŞIK-12-VEYSEL USTABAŞI’NIN SORGULAMASI

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”
BÖLÜM-12
16 Mart 1989

VEYSEL USTABAŞI’NIN SORGULAMASI

KAŞIK

                Veysel’in mezuniyet sevinci kursağında kalmıştı, halbuki ne hayaller kurmuştu bugüne dair. Karısı kollarına atılır, boynuna sarılır sevinçten çılgına dönmüşçesine diye beklerken iki lokma doğru dürüst bir yemek bile yiyememişti, sevincinin üstüne. Kutlamayı bile düşünmüştü karısıyla birlikte, ona sürpriz yapacaktı yemekten sonra…

                Her şey bir anda uçup gitti havaya, ne olduğunu bile anlamadan. Ne göz nurları dökmüştü o yılların soğuk ve aç gecelerinde. Hiçbir şey söylemeden uzaklaştı olduğu yerden ve dışarıya çıkmaya karar verdi. Kendini sokağa atmak en iyisiydi kimselere görünmeden.

                Cadde üzerindeki kalabalığa karıştı sanki kendi yatağında akan bir Nehire ulaşan dere gibi hissetmeye başladı yürürken. Hiç kimse bakmıyordu; kim bakacaktı ki zaten, tanıyan mı vardı akşamın karanlığında. Herkes bir yöne koşturuyor, kimisi de kendisi gibi amaçsız yürüyordu, nereye gideceğini bilemeden.


                Geçen günleri, ayları hatta yılları düşündü yürürken, zaman zaman kapıldığı umutsuzluklar ve hissettiği çaresizlikler gelmişti aklına. Başka yapılacak bir şey yok oğlum, pes etmek yok yola devam demişti kendi kendine ve zorlamıştı kendi kendini.

                Acaba evlenmekle hata mı yapmıştı. Evlenmeden önce planları daha iyi işliyordu ve belirlediği hedeflere bir bir ulaşıyordu; anası da çok memnun oluyordu gelişmelerden ve yüzü güler olmuştu. Evliliğin ufak tefek rahatsızlıkları, uyuşmazlıkları olurdu ama konuşarak iyi niyetle halledilebilir diye düşünmüştü her zaman.

                İnsanlar birbirine saygılı olmalıydı, ortak yaşam şartlarına uyum sağlamalıydı, aksi durumda elbette hatalar ve anlaşmazlıklar olurdu. Ancak bu son karşılaştığı durumlardan kendini pek iyi hissetmemeye başlamıştı. Bir de Fatma’nın “ev, ev” diye tutturmaları vardı gece yarılarında tam da uykunun cav cav ettiği zamanlarda. Kalbi kırılmasın diye alttan almaya çalışmıştı her seferinde. Bazı zamanlarda da duymazlıktan gelmişti uyuyor numaralarıyla.

                Fatma’nın değişimleri oldukça hızlı olmuştu ona göre, ayak uydurmakta zorluk çekiyordu Fatma’ya ve isteklerine. Birden havalanmıştı sanki. Daha etim ne budum ne de havalanıyordu bu hanım diye düşünüyordu. Hep başkalarını, başkalarının hanımlarını örnek vermesi de cabasıydı, canını yakar olmuştu söyledikleri.

                Ne diyeyim yahu, otur oturduğun yerde ne ben o yum ne de sen onun karısısın; kapat çeneni mi demeliydi? Bir türlü kestiremiyordu. Alttan alıp zamana bırakmakla hata mı yapmıştı yoksa? “Yılanın başı ufakken ezilir” diye söyleyenler boşa söylememişlerdir her halde! Ben ne yaptım! Yılanın başını büyütmeye yardım ettim. O da büyüyünce havalandı ne oldum delisi olmaya başladı.

Biraz yularını kısmam gerektiğini ne zaman anlayacağım ben acaba?.. Birçok soru arka arkasına gelmeye başladı aklına. Çare mare düşünemez olmuştu. Bir süre daha her şeyi zamana bırakıp seyretmeli durumu; daha da havalanacak olursa çekmeli kulağını, bakalım anlayacak mı o zaman da!..
                Zamanın nasıl da çabuk geçmiş olduğunu, o uzun caddenin sonundaki büyük dört yol kavşağına varınca anladı birden araba gürültüsüyle kendine geldi. Trafik oldukça yoğundu, klakson, egzoz sesleri tırmalamaya başladı kulaklarını.

                Ayaklarındaki hafif sızıyı hissetti. Akşama kadar ayakta olması hiç yormuyordu onu, hiç sızı da hissetmemişti bugüne kadar. Bu yol yormuştu oldukça fazla.

                Etrafına bakındı, oturup nefeslenebileceği ve aynı zamanda da bir çay içmeyi geçirdi içinden ama aklı hala evdeydi. Fatma’nın ne yaptığını merak ediyordu. Anası eve gelmiş miydi acaba, merak ediyordu. Ya eve geldi de mutfağın halini gördüyse!..

                Görmüşse görmüş! Nasıl olsa bir gün daha açık görecek her şeyi. Üzülecek elbette ama ben ne yapabilirim ki? Ne gelir elimden bilemiyorum daha şimdiden çuvalladım. Ne menem şeymiş bu evlilik denilen durum. İnsanlar dışarıdan gülüm balım, içine girdin mi tu kaka; verirsen hoş, iyisin bir de vermeye gör; yandın demektir o zaman işte. Ne hallere düştüm yahu ne hallere. Gece yarılarında sokakta dolaşan evli, üstelik yılı bile dolmadan daha.

                Nasıl geçecek bu gelecek yıllar acaba; geçer mi peki?..

                “Oooooff, yeter be!” diye bağırdı birden avazı çıktığı kadar. Etrafındakiler alındı kendi üzerlerine ve ters ters bakmaya başladılar. Durumu fark eden Veysel, iki elini de havaya kaldırarak başını hafifçe öne eğerek özür dilemiş oldu çevresindekilerden. Uğultuları duyuyordu hızla oradan uzaklaşırken. “Ne manyaklar var şu dünyada ya!” diyenler de vardı, “Garip kafayı yemiş” diyenlerde.

                Arkasına bakmadan koşturmaya devam etti, gelişinin ters yönüne doğru; kulağına gelen seslerin kesildiğini hissettiğinde yavaşlamaya başladı. Hafiften terlemeye de başlamıştı. İlk gördüğü kafeteryaya daldı, daha yerine oturmadan girişte “Bir çay” dedi yüksek sesle. İlerledi oturacak bir yer bulana kadar. Kalabalık görünüyordu içerisi, kendisine bakıldığı hissine kapılarak oturunca çevresini kolaçan etti. Herkes kendi halindeydi, rahatladı birden ve çayı da gelmişti zaten.

                Gelen çayını iki eliyle kavradı, bir yudum aldı; kış ortasında ayazda kalmış gibi. Doğruydu içi buz gibiydi sanki ama dışı terliyordu. Bi alem olmuştu vücudu da karışık kuruşuktu her şey…
                Çayından yudumlar alarak rahatlamayı istiyordu, fakat olmuyordu bir türlü, sorular, sorular?..

                “İki ev üst üste olmazmış!” yahu nesi iki ev bunun. Biri yalnız yaşlı kimsesi anam, yıllarca o yok yoksul haliyle benim için yemeyip yediren kendisi aç yatan anam, diğeri sonradan görme karım. “Laf mı yani dediği Fatma’nın. Koca bir kadını sığdıramadı eve!..” 

                “Kadıncağızın ne bir yükü var ne de bir isteği; önüne koyarsan yer koymazsan bir şey söylemez, hatta zaman zaman yemek yapar koyar önümüze… iki ev üst üste olmazmış, vay anam vay! Kesin bunu aklı değil bu. Anlaşılan beni yumuşak buldu bunlar. Ulan sülalesini eve sokarsam bundan sonra bana da Veysel demesinler!”

                Sinir küpü olmuştu Veysel, oturduğu yerde zor oturuyordu. Bir an çay bardağını kıracağını düşünerek ellerinden bırakmış, masanın altına almıştı ellerini. Arkasına yaslandı rahat görünmek için. Birkaç kişi bakmaya başlamıştı hemen.

                “Bir de günlere başlamasına ne demeli, buldu dul karıları, godaş karılarını ne ağzı kaldı ne de kafası bozulmadık. İçlerinden biri de hırlı olsa canım bu kadar yanmayacak, her birine insan demeye bin şahit lazım neredeyse; işleri güçleri kılık kıyafet, caka, gösteriş; başka bildikleri bir şey yok. Çocuk evde açmış, koca işten dönmüş yorgun argın, yemekmiş, bulaşıkmış ha ha!  Bizim karı da uyunca tam uydu yani; ne beklenir ki cahil cühela kafadan. Al birini vur ötekine!..”

                Bütün dertleri depreşti Veysel’in. Çok dolmuş olduğunu fark etti. “Acaba evliliklerin hepsi de mi böyle acaba?” diye sordu kendine. “O kadınların kocaları boşuna meyhanede, barda değil anlaşılan. Oğlum yolunu seçeceksin: Ya meyhane, bar ya da karıyı adam edeceksin; işte sana iki yol.”


                Gülümsedi kendi kendine: “Ah benim salak oğlum, sanki paran yetecek de bara, meyhaneye, pavyona; yol seçeceksin, salak mısın nesin sen yahu? Gideceksin o eve ağzını burnunu dağıtacaksın karının, Çarşamba pazarına çevirip anasının kucağına vereceksin, yapacağın iş asıl bu, işte yol sana!..” 

          El kol hareketleri artmaya başladı git gide ve yerinde kıpırdanıyordu Veysel. Düşündüklerini kendi aklı da almıyordu ama iyi hissetmeye başlamıştı kendini ve buna şaşırdı kaldı. 

         “Ulan bugüne kadar kime tiske vurdun da karının ağzını burnunu kıracaksın ulan dangalak, hayvanlaşma da otur oturduğun yerde. Zamana bırak biraz daha.” Diyerek kendisini tokatladı.

                Çay parasını ödeyip acelesi varmış gibi çıktı kapıdan. Yürümeye başladı gene aheste aheste. Bir hedefi yoktu. Gideceği bir yer de yokmuş sanki, gibi hissediyordu kendini. Ne olmuştu bugün kendine, her şeyi alt üst etmişti…

                                                                         26-07-2017

Halil GÖNÜL

Görsel:Pixabay.com

2 yorum :

  1. Veysel'i iyice kızdırmışlar :)) yazıyı okuyunca ben de eşini öldürecek zannettim bi ara.. :( Allah'tan öyle bişey olmamış.. elinize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazar Yildirim,

      Veysel'in hayâl kırıklığı çok fazla, evli olduğu zaman içindeki karısından duyduğu şeyler çok üzmüş onu ve hep içine atmış. Bir tür patlama yaşadı böylece. Gelecek zamanda aralarındaki meseleleri halledebilecek mi bakalım! :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.