AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Pazartesi, Temmuz 31, 2017

Pazar Gözlemim-19-İlk ve Son Yardım İsteği-Acil

 Acil Yardım İsteği

                Oturmak için bir yer aradım, ortalık kalabalıktı, sıcakların etkisinden olmalı, ağaçlık ve çimenlerle kaplı bir ortamda herkes neredeyse üst üste oturacak. Nihayet birisi kalktı ve bir sandalye boşalınca hızla oraya yöneldim. Yaşlı biri oturuyordu tek başına. Sandalyeler alınmıştı demek ki teker teker. “Merhaba” diyerek oturdum yanına.
                Mecburen havadan sudan konuşarak sohbet ortamı yaratmaya çalıştım bir süre. Sanki konuşmaya istekli değildi… epeyce bir zaman geçtikten sonra yavaş yavaş açılmaya başladı.

                Yardım konusuna girdik her nasılsa ve damarına basılmış olmalı ki açılmaya başladı. Daha istekliydi konuşmaları.

           “İstediğim en son yardım acildi, hem de çok acil. Benim için ölüm kalım meselesiydi!..” dedi.

                Yaşlı, bembeyaz saç ve sakallarıyla bir heykel gibi cansız oturan adamın gözleri dolu dolu oldu birden, gözlerime bakıyordu delercesine. İçim kıyıldı, gözlerime bakmaya başladığı andan itibaren. Bir şeylerin koptuğunu hissetmeye başlamıştım içimde. Sanki adamın yaşadıklarını yaşıyordum hiç bilmeden, tanımadan. Olabilir miydi böyle bir şey?..
                Karşımda oturan adamın yerine yani, onun yaşadıklarını yaşayabilir miydim ben? Mümkün değil bu, diye düşünürken:
              “Ben yardım istemek nedir bilmem yavrum!” dedi boğuk bir sesle. Genzinden geliyordu sesi, kısık ve boğuk… esrarengiz bir hali vardı yaşlının.
                “Ne demek ‘yardım isteme bilmem?” “Hiç yardım istemediniz mi yani?” 
    “Evet istemedim, o istediğim zamana kadar…”
                Bir an sustu gene ve yutkunmaya başladı sık sık. Boğazına tıkanan bir şey vardı, onu ileri doğru itmeye çalışıyordu…
                “Nasıl olur? Hiç yardım istemeden, hiç kimseden hem de!.. Bu yaşınıza kadar!”

                “Benim çocukluğumda yoktu o dediğinizden sanki, ben hiç rastlamadım kimsede. Yalnızca un, yoğurt -maya için- bazen de ödünç tohumluk istenirdi; ellerindeki yetmezse. Yardım denilen şey istenmezdi, nasıl bir şeyse o…”

                “Bizim zamanlarımızda, bizim oralarda insanlar birbirinin halinden anlardı, yardıma ihtiyacı varsa hiç sormadan yardıma koşarlardı zaten, hem de minnet borcu hissettirmeden. Nasıl anladıklarını bilemem ama oluyordu işte, anlıyorlardı. Telepati mi, helepati mi diyorsunuz her neyse işte ondan vardı galiba bizim insanlarımızda o zamanlar.”

                “Şimdi pek yok artık, nasıl olduysa kayıp oldu; o insanlar göçeli beri. Çok az kaldı; hiç denecek kadar az…”

                Suratı gevşemeye başladı anlatırken, gülümsüyordu besbelli ama kendisi farkında değildi. Rahatladı da oturduğu yerde. Duyguları derindi, çok eski günlerdeki zamanlarındaydı, anlatırken o günleri.
Bu durumu bana da cesaret verdi, yüzüne ve gözlerine daha dikkatli bakmaya başladım anlamaya çalışıyordum onu ve hissettiklerini.
                Ne de olsa yaşlarımızda 20-30 yaşa yakın fark olsa da bazılarını anlayabilmiştim. Neden yardım istemeyi bilmediğini mesela. Ben de benzer şeyi düşünmüştüm yakın zaman öncelerinde. İstediğim tek tük yardım vardır, onlarda hiç olmamıştır zaten. Olmadığında da “yapılabilecek bir şey olsa herhalde istetmezlerdi ve yaparlardı” diye düşünmüşümdür.
               

“En son yardım istediğiniz neydi, kimdendi peki; oldu mu? Yardım edebildiler mi?”

                Keşke sormaz olsaydım duygusu geçti içimden bin bir pişmanlıkla ama pişman olsam da yapacak bir şey kalmamıştı; sözler çıkmıştı ağzımdan bir kere ve geri almak mümkün değildi!
                Adam dondu tekrar, gözleri matlaştı ve yanakları seğirmeye başladı. Gözleri uzaklara hem de çooook uzaklara kaydı ve daldı bir zaman. Nefesi de kesiliverdi, hiç nefes alışını fark edemiyordum. Çaresiz beklemeye başladım tedirginlik içinde.
                Cevap vermeyecek diye düşünmeye başladım hareketsizliğinden yola çıkarak. Yutkunmaya başladı ağzı kurumuş gibi, dudaklarını yaladı. Önündeki duran su şişesine gitti eli ve kapağını açtı yavaşça. Bir yudum su aldı ağzına, bir süre bekletti, yuttu sonra. Bir daha aldı, daha hızlı yuttu; bir daha bolca aldı sudan ağzına ve avurdunu şişirene kadar suyu doldurdu ağzına ve üç seferde yuttuktan sonra şişeyi bıraktı kapağını kapatarak.
                                                                                   29-07-2017-2000

   Halil GÖNÜL

Not: 1/4

Görsel:Pixabay.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.