AKAN ZAMAN

Akan zaman, seninle birlikte akar. Sen yoksan, seninle birlikte akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Nisan 28, 2018

Soğan'ın Yaşam Azmi

"Soğan'ın azmi"

Soğan ile Sohbet

            Evet, sevgili okurlar, ne alaka demeyin hemen. Bu gördüğünüz soğan durduğu yerde baktı ki bir işe yaramıyor uzun bir süredir, kendisini yeniden var etmeye kalktı. Aynı zamanda intiharıydı da bu durumu ve azmi.
            Kendini yenilemeye karar verdi. Mademki ben bir işe yaramıyorum kuru bir soğan olarak, ben de yeşil, yemyeşil bir soğan olurum, yaratırım kendi benliğimden, kişiliğimden diyerek başladı işe küçük küçük.
            Küçükten başladı kıpırdanmaya ama azmin elinden ne kurtulmuş ki bu güne kadar, en iyi bilenlerden sanıyorum bu soğan da bu durumu. Azmiyle yola çıktı ve başladı önce küçük bir yeşillik çıkardı orta yere arkasından baktı diğerleri de cesaret aldılar ve peşine düştüler ilk kafasını çıkaranın ardından.
            Kendi kabuğunu yararak bütün engellemelere ve zorluklara, olanaksızlıklara –toprak, su gibi- rağmen direndi ve direndi inatla. İşte görünen durum ortada. Kaç tane yeşil dalı var şimdi. Ben de bunun azmini çok sevdim ve çay tabağına alıp çektim resmini. Azminin zaferini yaşıyor anlayacağınız. Meşhur edeceğim kısmen de olsa.
            Ben duyuyorum onun sesini, sevinç naralarını. Biraz da sitemi yok değil bana ama olsun, memnun hayatından şimdilik. Ne de olsa yolunun başlarında sayılır daha, öyle değil mi sizce de? Bebeklik evreleri yani, daha emekleyecek, yürüyecek ve koşturmaya başlayacak. Ohooo oldukça uzun bir yol var önünde daha. Git git biter mi?
            Bana bağırıyor el sallayarak soğan: “sen aldırma tertip, ben bilirim işimi, akşamdan yaparım çişimi” diyerek gevrek gevrek kıkırdıyor karşımda. Hakikaten hak verdim ben de durumuna bakınca, işini biliyor gerçekten. Artık nesini akşamdan yapar bilemem, hiç de şahit olmadım ama azmetme ve cesaretle adım atma işini iyi yaptığını görüyorum elbette.
           
"Aynı Soğan'ım ben, bakmayın rengime"
Baktım işini iyi yapan bir usta bu soğan, geçtim karşısına konuştum biraz. Biraz dediğim epeyce yani. Anlattı da anlattı o da bana, nasıl başarabildiğini. Bir de benzetme yaptı, kendisiyle ben benzeşiyormuşuz. Öyle dedi “biz ikimiz birbirimize benziyoruz, kendi içimizde doğup, ölüyoruz, yeniden yeniden yapıp duruyoruz biz bu işi. Sen farkında değilsin belki ama aynısını yapıyorsun sende. Bak şu haline daha yenice filizlenmeye başladın sen de ama daha tomurcuk halindesin, kabuğun çatlamış duruyor öyle, ha gayret, gayret; az kalmış patlamaya. Sen de kendi kendine var olma savaşındasın bildim bileli. Ben senin ciğerini bilirim…”
            “Vay beeee!” dedim, duyduklarıma, ağzım bir karışı bırak yırtıldı, yırtıldı da çuvala döndü neredeyse şaşkınlıktan. Ne kel alaka be, soğan, hem de cücüklü soğan ve ben. 
             Kendi kendimize yetermişiz. Lafa bak lafa… kendi küllerinden var olmakmış. Çok biliyor bu soğan. Felsefeci mi ne? Düşünür veya bilim adamı falan olmasın. Ya in, cin –lafın gelişi- falansa. Belki de ermiş falandır ha, yolu buralara düşmüştür bu aralar soğan kılığında. Belki de inceleme gezisine falan çıkmıştır ruhu. Aman ne olur ne olmaz, dikkatli olayım bari.
"Göz var, izan var"
            Ben çok sevdim bu soğanı. Biraz da yeşillensin hele de bakarız birlikte çaresine. O nasıl ister, ne yapılmayı ister. Yeşil mi gitmek ister, gençliğinin baharında yoksa biraz daha yaşını başını almış olarak mı gitmek ister. Oturur konuşur ve kavga etmeden bir karar varırız. Belki de kuru kuru gitmek ister, olamaz mı?
            Sordum kendisine “Kuru fasulyeyi sever misin?” diye. Amanıııın, bir güldü bir güldü “kuru fasulye” der demez. 
       “bir âlemsiniz siz yahu, göz var izan var, bir de akıllı geçinirsiniz. Sulu şeye kuru diyorsunuz ya, pes doğrusu. Bir diyeceğim yok size.” Demez mi, ağzı kulaklarında. 
       Önce şaşırdım tabii. Sonra da şapkamı önüme koyup düşünmeye başladım, haklıydı be.  Herifler cıbıl cıbıl suyun içinde yüzüyorlar, içi dışı su olmuş, hala “kuru fasulye” diyoruz kaşıklarken bile.
            “Afiyet olsun, afiyet olsun. Ben de çok severim sizin o ‘kuru fasulye’ dediğiniz sulu fasulyeyi.” Dedi, benim yavaş yavaş kalkacağımı, bu yazıyı bitireceğimi anlayınca.
Unutmadan, size de selamı var, “çok çok selam söyle herkese benden” dedi. Neme lazım, üstümde kalmasın selamı. 
“Soğan’ın size selamı var.”

27.04.18
Halil Gönül

Görsel: Halil Gönül

2 yorum :

  1. Ağabey sen de hazır cevaplığını konuştursaydın ya o "sulu fasülye" muhabbetinde. Deseydin sana da kuru soğan diyoruz ama yumuşaksın diye. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Recep Hilmi Tufan,
      ne bileyim, hiç aklıma gelmedi. :))

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.