AKAN ZAMAN

Akan zaman, seninle birlikte akar. Sen yoksan, seninle birlikte akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Çarşamba, Nisan 11, 2018

Kaşık-51-AAAAA de bakayım!

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Fatma'nın şaşkınlığı"
BÖLÜM-51-

“Kocaman AAAAA de bakayım!” 

            “Anlayacağınız işte böyle doktorum, bizim asi kızımız Hüsniye ve Fatma Kızımızın hikâyesi.”
            Sofrada çıt çıkmadı muhtarın son sözlerini söyleyip sesi kesilinceye kadar. Sanki masanın etrafında mumdan heykeller var gibiydi. Ne bir kimse nefes alıyor ne de hareket ediyor her hangi bir yanları. Bu tablonun adını “ellerinde kaşık” koymak daha doğru olur herhalde. Çünkü herkes nasıl başlamışsa Muhtar konuşmaya başladığında, aynı şekilde hareketsiz bekliyorlardı.
            Doktor bozdu ilk defa sessizliği. Havayı biraz dağıtmak istedi Fatma’nın ağzına bir kaşık yemek uzatarak. “kocaman AAAA de bakayım!” kaşıktaki kuru fasulyeleri boşaltıverdi ağzına Fatma’nın. Ne olduğunu şaşıran Fatma, birden ağzının içine dökülen kuru fasulyeleri çiğnemeye başlayınca herkes de gülüşmeye başladı.
            “Aşıcılar da böyle demişti emme bi şey vermedile o zaman.” Deyince Fatma, daha da arttı gülüşmeler.
            Hava tamamen yumuşayınca, sıra diğer odada alçılar içinde yatan çelimsiz çocuğa gelir.   Doktor muhtara dönerek: “Muhtar bu içerideki çocuk kim ki de herkes seferber oldu. Nahiye Müdürü, sağlık il Müdürü, kim aklına gelirse herkes bana ‘sakın iyileştirmeden gelme doktor o çocuğu’ dediler.
Soramadım da kimseye ama merak da etmedim değil doğrusu. İlk geldiğimde Hüsniye’nin kardeşi sandım ama sonra anladım hal ve hareketlerinden kardeşi olmadığını. Hem kim bu hale getirmiş bu çocuğu, kimi kimsesi yok mu onun da? Neden sizlerden başka arayanı soranı yok burada?..” daha bir sürü soru sıraladı doktor, çocukla ilgili.
“Doktorum; bizler de tam olarak bilmiyoruz henüz, kimin nesi, nereden olduğunu falan. Daha kaç gün oldu şunun şurasında buraya geleli. Elinde bir tahta çantayla geldi geçenlerde bu köye. Bana geldiğinde akşam karanlığı bastırmak üzereydi. 
Yüzünü bile tam seçememiştim o akşam ‘ben öğretmenim, yeni atandım bu köye.’ Dediğinde, önce inanamadım, bir kaçkın, meczup sandım ama karşımda öyle güçlü ve akıllıca duruyordu ki, aklımdan geçirdiklerimden utandım kendimden. Üstü başı da pek düzgün değildi hani; pek öğretmene benzeyen bir yanı yok gibiydi. Bildiğin bir çocuk işte. Sen de gördün ya zaten halini, boyunu posunu.”
Aşağıdan gelen ses takıldı muhtarın kulaklarına: “Muhtaaar, candırmalar geldi, candırmalar. Seni soruyorlar ‘nerde, önemli bir işimiz var’ diyorlar…”  kulak kabarttı muhtar konuşmasını keserek. Tekrarlanmaya devam etti ses, daha da güçlenerek.
“ben müsaade isteyem doktorum, aşağıdan gelen sesi sizler de duymuşsunuzdur, candarmalar gelmiş.” Hemen acelesi varmış gibi yerinden fırlayarak kalktı muhtar ve aşağıya indi “afiyetler olsun size” diyerek.    
           
                                                                                                                    
Devam edecek...
Görsel: Google Görseller

2 yorum :

  1. Öncesini okumamıştım ama çok güzel bir hikaye belli ki. Fatma da çok tatlı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aytül Örcün - Ayna Hikayesi,
      Bir roman denemesi olarak yazıyorum. İnsanlık halleri işte.
      teşekkür ederim. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.