AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Ekim 09, 2017

Kaşık-19-Sultan'ın Telaşı

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Bahçe kapısı"

BÖLÜM-19

SULTAN’IN TELAŞI

KAŞIK

                Neredeyse geçmek üzereydi mahalle durağını otobüs, camdan gördüğü kişiler takıldı gözüne. Dikkatlice baktığında farkına vardı mahallesine geldiğinin. Telaşla kalktı bağırmaya başladı “İnecek var, inecek var” diye. Etrafındakiler de şaşırdı bu duruma ve bir şey olmuşçasına herkes başını çevirdi arkaya doğru.
                Hele ki fark etmişti gelindiğini tam da zamanında yetişti arka kapıya. Durakta indi ama kalbi küt küt vuruyordu göğsünün sol yanını.
               Etrafına bakındı kaş altından ve evine doğru yöneldi hızlı adımlarla. Bir telaş vardı üzerinde. Kimseler görsün istemiyordu kendisini nedense. Bir anlam veremedi bu duygusuna ve yürümeye devam etti kendinden emin adımlarla.

         Daha sıkı basmaya özen gösteriyordu, dik yürümeye çalışıyordu. Kimseler zayıflığını fark etmesin, güçlü duruşunu sergilemek istiyordu bütün yaşamı boyunca yaptığı gibi.
                Bir telaşla anahtarı buldu çantasından, dış kapıyı açtı yavaşça ve aceleyle kapattı bir adım içeriye adım atar atmaz. Birisi görüp gelmesin istiyordu. Çene çalacak zamanı yoktu hemen dönmek istiyordu geriye hastaneye. Hızlıca evin kapısını da açıp girdi içeriye. Ayakkabılarını çıkarmadan daldı odalara. Kafası karışmıştı telaştan, heyecandan.
                Bir an dikildi olduğu yerde, düşündü kısa bir süre neler alması gerektiğini. Karar vermeliydi hemen. Amaaan sende yatıya gitmiyorsun ya! Al işte bir şeyler, iç çamaşırı, çatal, kaşık, tabak… olamadı evi sarın git bari! Kızdı kendine, telaşını yatıştırmaya çalışıyordu bir taraftan da. Bir naylon torba buldu içine koyacaklarını hızlıca bulup attı içine.
                Tamamdır her halde, eksik olursa da oradan alırız canım, dağ başına gitmiyoruz ya, haydi acele et biraz diyerek sıkıştırdı kendini. Bulduklarını eline geldiği kadar atıyordu poşetin içine. Sıra iç çamaşırı bulmaya geldi. Veysel’in yatak odasına girip, yataklıktaki çekmeceleri çekti birer birer, bulmuştu Veysel’in çamaşırlarını. Birkaç atlet, külot, birkaç da çorap aldı attı başka bir poşet torbaya.
                Suçlandı hırsızlık yapıyor gibi hissetti kendini. Uzun bir zamandır girmemişti hiç bu odaya. Düğünden bu yana girmediğini düşündü. Arkasına bakarak çıktı hemen odadan, kapıyı kapatmayı unutmuştu ki birkaç adım atınca tekrar dönüp kapattı kapısını yatak odasının.
                Neden korktuğunu düşündü bir an. Fatma’ya yakalanırsam diye korktuğunu anladı. Hiç de düşünmemişti daha önceleri böyle. Ne olacak sanki yakalansa. Hem kim suçlu şu anda. Kadın gibi kadın olsaydı da ben burada olmasaydım keşke, kendisi olsaydı. Neden suçlanacakmışım, düşündüğün şeye bak sen koca sultan. Bir an önce çık şuradan. Kendi kendini kovdu odadan, evden de kovacaktı az sonra.
                Bir an aklına takıldı Hüsnü bey ne olur ne olmaz adamcağız için de alayım şuradan bir şeyler bari diye düşünerek kaşık, çatal tabak aldı fazladan. Belli mi olur bunlara!
                Aklına gelenleri aldı, etrafına bakınarak poşetleri eline aldı, sımsıkı tuttuğunu fark edince, gülümsedi kendi kendine ve aceleyle kapıya yöneldi. Kapıyı çekti arkasından, sert çekilmişti kapı, sesinden irkildi. Kimsecikler de çıkmasa bari karşıma da takılmasam şurada diye düşünüp hızlı adımlarla dış kapıya doğru yürüdü.  Kapıdan da çıktı mı tamamdı bu iş, sonrası evinin dışıydı artık halletmesi daha kolaydı içeriye göre.
                Korktuğu olmadı, kimseler çıkmadı önüne, zaman kaybetmeden durağa yürüdü. Önüne bakıyordu kimseyi görmemek için.  Tam adımını atmıştı ki tanıdık bir ses geldi arkasından. Veysel’in arkadaşı Yusuf’un sesiydi bu.  “Sultan teyze ben birazdan geleceğim var mı bir ihtiyaç?” demişti. Ama cevap veremeden araba hareket etti. Camdan bakıp el salladı, yok demek istediğini belirtmek için. Yusuf işten yeni geliyordu demek ki, arkadan inmişti kendi binerken.
                İçi yanıyordu, kimselere anlatılacak dert değildi bu, ancak kendin anlardın kendini. Yılardır aynısını yapmıştı, yine aynı yerdeydi sanki. Aşağıya tükürse sakal, yukarıya tükürse bıyıktı. En iyisi ağzında tutmak tükürüğünü ve yutmak en iyisi diye düşündü.  Aklından geçenleri bir kendisi biliyor bir de Allah, oğluna da bir şey demeyecekti, çocuğa ne diyeyim ki onun da içi yanıyor zaten, bir de ben benzin mi dökeyim üzerine. Hadi canım sen de kapat kapanası çeneni. Kendini rahatlatmaya çalıştı epeyce giderken.
               
                                                                                                         07-10-2017

                          Halil GÖNÜL

Görsel: Google Görseller


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.