AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazar, Ekim 08, 2017

Kaşık-18-Otobüsteki Kız

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

BÖLÜM-18

OTOBÜSTEKİ KIZ

KAŞIK

"Şehiriçi yolcu otobüsü"

                Sultan tekrar odaya geldiğinde Veysel uyanıktı. Uyanık olduğunu görünce rahatladığını hissetti bir anda kendisini “oğlum refakatçi ben kalacağım yanında” dedi gülümseyerek, tıpkı çocukluğunda hasta olduğu zamanlardaki gibi hayalinde canlandı. Neydi o günler, unutulup gitmişlerdi, ateşler içinde yanıp tutuştuğu günlerdi. Sıska zayıf vücudu nasıl da direnmişti hastalıklara geceler boyunca. Gözüne bir damlacık bile uykular gelmemişti hiç.
                Ellerinin içine aldığı Veysel’in yüzü gülüyordu anasına bakarak. “Ah anam benim, fedakâr, cefakâr anam. Sen varken bana bir şeycikler olmaz hiç korkma sen olur mu? Keşke yapmasaydın desem de faydası olmayacak biliyorum, iyi etmişsin diyeyim de sen de rahatla bari” dedi ve boşta olan elini koydu Sultan’ın yanağındaki elinin üstüne.
                “Akşam oluyor, ben eve gideyim de bir şeyler getireyim bari. Kaşık çatal biraz da iç çamaşırı falan, var mı senin istediğin bir şey?” dedi ellerini çekerken Veysel’in yanaklarından. Gözleri konuşuyordu ikisinin sessiz sessiz. Fatma gelmedi değil mi diyordu Veysel anasına, anası da boynunu burup şefkatle gülümseyerek gelemedi oğlum, duymamıştır her halde, yoksa gelirdi be yavrum diyordu.
                Arkasına bakarak çıktı kapıdan Sultan. Acele acele yürüdü koridordan ve merdivenlerden. Binanın dışına çıkınca serinlik suratına çarptı birden, bir de akşam karanlığının çöküşü. Olsun, bu kadar olsun, geçecek, bu günler de geçecek, biz de eller gibi gülüp oynayacağız bir gün gelip de. Bu kara günler hep bize yazılmadı ya! Aklından geçenler Sultanı dikleştiriyordu ve hızla durağa doğru yürüdü.
                O yalnız günlerinde el kadar çocuğunu evde hasta yatağında bırakıp eczanelere koşturmamış mıydı gece yarılarında, hem de kaç defa. Bu da bir şey mi ki, gelecek varsa göreceği de var! Hırslanıp caddeden karşıya geçti yaya yoluna varmayı beklemeden. Umurunda değildi vızır vızır gelip giden arabalar. Gözleri kör mü dursunlar, bize gelenler duruyor mu da ben duracağım. Bize gelenleri biz ağırlıyoruz ya bekleyerek!
                Tam da durağa vardı ki sözleşmiş gibi evlerinin yanından geçen araba geldi, sıraya takıldı ve bindi telaşla arabaya. Mahalleden tanıdıklar vardı arabada, görsünler istemiyordu kendini ve arkaya doğru hızla ilerledi ücretini verdikten sonra, kartla martla uğraşamam diye düşündü. Laf yetiştirmek zor gelmişti insanlara, arkaya varınca genç bir kız yer verdi kendisine gülümseyerek. Teşekkür ederek oturdu ve “kızım ver çantanı, ağır bir şeye benziyor” dedi ve tuttu kızın sırtındaki çantanın sapından. Önce teşekkür ederek reddetse de kız, ısrara dayanamayarak “tamam” dedi ve çıkardı sırtından.
                Ne iyi insanlar var dünya da ama bize rast gelmiyor. En azından şimdiye kadar diye iç geçirdi camdan dışarıya bakarak. İki ellerini kucağındaki çantanın üzerine koymuştu. Ne kadar yol gitmişti hiç fark etmedi kucağındaki çanta yerinden oynayıncaya kadar. “Teşekkür ederim abla” demişti kız gülümseyerek ve çantasını sırtına taktı yine ve arkaya doğru ilerledi, inecekti.
                  Bir şey değil kızım, Allah bahtını açık etsin” dedi sımsıcak gülümseyerek ve ellerini kaldırmıştı çantanın üzerinden.
               
                                                                                                         06-10-2017

                           Halil GÖNÜL

Görsel: Google Görseller


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.