AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Çarşamba, Ekim 11, 2017

Kaşık-22-HÜSNÜ BEY’İN DURUMU

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”

"Hüsnü Bey odasında"

BÖLÜM-22

HÜSNÜ BEY’İN DURUMU

KAŞIK


 “Şu koridordan yürüyün sağdaki beşinci odada yatıyor, oda numarası 305 efendim, geçmiş olsun, hastamız gayet iyi.” Dedi gülümseyerek bayan. 
Genç 30 yaşlarında kısa sarı saçlı bir bayandı ve ayaktaydı söylerken. Sultan bir anda yakaladı kadının kafasını ve her iki yanağından da öptü, iş bittiğinde kendisi de şaşırmıştı yaptığına ve karşısındaki genç sarışın bayan şaşkın ama ağzı kulaklarında memnun görünüyordu şaşkınlığını hemen atmıştı.

“Sağ ol kızım, Allah ne muradın varsa versin inşallah. Bundan iyisi can sağlığı. Bugün aldığım en güzel haber bu, sağ ol yavrum, sağ ol” dedi ve birden dönerek koşturmaya başladı gücü yettiğince. Görenlerde şaşırmıştı. Olanı gençler halt ederdi yanında.
                Hemen odayı buldu ve daldı içeriye telaşla ve sevinçle. Hüsnü Bey yalnız başına yatıyordu yatağında başını pencereden tarafa çevirmiş halde. Kendini fark ettiğinde çevirdi başını ve gülümsedi birden, gözleri dolu dolu oldu. Yerinden oynamaya zorlandı ama “kıpırdama, dünür kıpırdama” diyerek yaklaştı yanına Sultan.
                “Gelmiş geçmiş olsun dünürüm, Allah bizlere evine bağışladı seni. Yaratanım bundan kötü etmesin ya Rabbim. Âmin” dedi. Sultan anlamıştı gelen gideninin olmadığını.  Ziyaretçi saatinin bitişinden sonra odasına çıkmış anlaşılan diye düşündü Sultan. Bir an tereddüt etti, kırılır mıydı acaba kendisine yardım etmek istediğini söylese?
                “Dünür, damadım nasıl damadım, daha iyidir inşallah, çıkıyor mu hemen?” dedi buruk bir ses tonuyla.
                “Sen merak etme Veysel’i, bugün geçti ama yarın olmazsa yarından sonra çıkarırlar, çok da önemli bir şeyi yok, kopan parmağını dikmişler yerine ve iyiymiş ameliyatı da mikrop kaptırmazsak bir sorun çıkmayacakmış, öyle söylediler.” Sen nasılsın, nasıl hissediyorsun kendini.
                “Bak dünür, bir ihtiyacın var mı, günahın boynuna eğer varda bir isteğin ihtiyacın söylemiyorsan.” Dedi Sultan, gülümseyerek sımsıcak bir ses tonuyla. Biz bu günler için varız dünür, sakın çekineyim falan deme. Biz el değiliz öyle değil mi? Haydi söyle varsa?” diyerek ısrar etmeye çalıştı ama Hüsnü Bey kendine yediremiyordu eşek gibi karısı ve kızı varken, hastası yatakta olan dünüründen bir şey istemeyi.
              “Sağ ol, bilmez miyim kıymetli dünürüm bilmez miyim hiç. Şimdilik yok, daha yeni kendime geliyorum zaten daha da iyiyim. Seni gördüm daha iyi oldum. Moralim düzeldi sayende. Söz sana ihtiyacım olduğunda haber salarım birisiyle. Sağ ol” dedi gözlerinden boşalacak yaşları tutmaya çalışarak.
                Fazla da bir şey konuşamadılar, ne konuşabileceklerdi ki. Her ikisi de biliyordu durumu, açık seçik ortadaydı durumları. İlk Veysel’i ziyarete geldiğinde anlamıştı daha yüzlerinden kendi kızının kocasına ziyarete gelmediğini, kendi yanına gelmeyen kocasının yanına gelir miydi? Ya karısına ne demeliydi. Söylenilecek bir şey yoktu. Boşuna gevezelik olurdu ve kendini hafifletmekti karısı ve kızından konuşmak. Bir süre bakıştılar kaçamak kaçamak. Birbirlerini iyi anlamışlardı, birbirinin üzülmesini istemiyorlardı, konuşmamak daha iyiydi. Gözleriyle konuşuyorlardı zaten, söylenebilecek her şeyi söylüyorlardı gözler. Suratlara ne demeli, bir kızarıp bir bozarıyordular.
                Yemek dağıtımı başlamıştı, koridordan sesler gelmeye başladı. Görevli erkek birisi isimler söylüyordu bağırarak. Kendilerine yaklaşıyordu ses. Hüsnü Bey’in ismini bağırmıştı adam. Sultan bir anda fırladı kapıya ve eline bir küçük tepsi tutuşturuldu. “Yalnızca bunu içecek” diyerek. Aldı tepsiyi ve içeriye getirip duvar kenarında duran tekerlekli sehpaya koydu.
                “Dünür, ben kaşık getirmiştim evden alıp geleyim hemen. Oğlanın yemeğini de ayarlayıp gelirim hemen.” Dedi ve telaşla çıktı odadan. Hızlı adımlarla Veysel’in odaya geçti. “Oğlum ben Dünürün içeceğini içirip geleyim, sen de yemeğini alırsın geldiğinde, istersen seninkini de yediririm sıkıntın olursa. Boyu ...  Dedi hemen değiştirdi cümlesini sultan. Oğlum kimse gelmemiş.” Dedi ve getirdiği poşetlerden birinden bir kaşık aldı dönerken “iyi durumu, iyi gördüm, konuşabiliyor, bilinci falan yerinde.” Dedi dönüp bir adım attı kapıya doğru.
                “Anacım müneccim misin sen, tahmin ettin değil mi, onun için de bir şeyler getirdin ihtiyacı olur diye?” geriye dönen sultan gözlerini delercesine bakıp başını sallamakla yetindi ve hızlıca gitti Hüsnü Bey’in yanına.
                                                                                                                       08-10-2017

                                                                                                           Halil GÖNÜL

Görsel: Google Görseller



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.