AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazar, Ekim 29, 2017

Pazar Gözlemim-27-Gündem Pazarı

"Gelin kurtaralım geleceği"

Cehalet Sergisi

                Bugün Cumhuriyet’in doğuşunun 94. Yıl dönümü ama neresindeyiz hedeflerinin bakalım birlikte isterseniz. Benim gördüklerimi sizler de görüyorsunuz mutlaka eminim bundan ama yine de dertleşmek istedim sizlerle, belki sesime ses katarsınız umuduyla. Hep birlikte seslenmek ne güzel olurdu, geleceğe iz bırakılabilir eminim; mini minnacık oyun ve ana kuzusu küçücük: Ağzında daha süt kokan kız çocuklarının bir dini lütuf gibi cehennem zebanilerine sunulması çabalarının önüne geçilebilir böylece. Duyabilirseniz o çocukların seslerini, çığlıklarını eğer sizler de cılız bile olsa ses çıkarırsanız işe yarayacaktır eminim ve o çocuklar da duyacaktır bu sesleri ve çabalarında daha da dirençli olacaklardır.
                Bu yazımı parçalamadan tek parça yayınlayacağım, biraz uzun oldu ama bölünmeden okunsun istiyorum okuyanlar için. Okumayanlara da saygı ve sevgilerimle hoş geldin diyerek başlıyorum işte.
                İster istemez takılıyor insan çevresinde olup bitenlere. Bazen duymayayım, görmeyeyim diyorum ama olmuyor, olamıyor inatla gelip gelip batıyorlar gözüme; bir değil, beş değil ki binlercesi var ortalıkta dolaşan laf lakırdı, yaşananlar. Gel de duyma, görme sıkıysa. Dokunuyor bazıları insanlık onuruma. Başkalarına dokunmuyor mu acaba? Diye soruyorum kendi kendime. Elbet dokunuyor çok insana ama galiba sinsi bir bekleyiş var sabır sınırlarını zorlayarak. Bu bir geçiş dönemi diye düşünerek bekleyişteler, tetikteler tüm tedirginlikleri üzerinde her birinin.
                Aklıma takılan ve ciğerimde cızıltısını hissettiğim şeylere kısa kısa dokunacağım. Biraz da dertleşme sayalım bunu olmaz mı?
                Bu memlekette Cumhuriyet ilan edileli ve ileri hedefler o günün şartlarına göre büyük ve çok çoook uzak bir öngörüyle belirlenmişler bu günlere kadar gelindi düşe kalka taaa 1923’ den beri. Nedir hedefler, ilim, fen ışığında ilerlemek. Akılla hareket etmek. Ulus bilinciyle hareket etmek, gençliğe güvenmek. Cumhuriyet demokrasi ile taçlandırılarak daima demokrasinin gelişen adımlarıyla daha ileriye adımlar atmak.
                Şimdi de bu memleketin ne kadar da cahil kaldığına bir bakalım, gösterilen hedeflerin ne kadarını gerçekleştirmeye yatkın veya gerçekleşenler ne kadar tam ne kadar eksik.
                Bu memlekette hala zebani, sapık mantıkla çocuk gelinlerden, ana kuzusuyken ana olan çocuk kızlardan bahsediyoruz ve devlet eliyle önüne geçilmeye çaba göstermek yerine teşvik eden çalışmalar ve söylemler var. Ne kadar aydındır bu memleket ve memleketin yönetimi?
                Cennette tomurcuk memeli hurilerden bahseden bir zihniyetin dimağının altında yatanı anlayan var mı? Ağzında salyalarıyla sokaklarda boy gösteren ve yönetim kademesinde de alabildiğine çöreklenen bu sapkın ve sapık zihniyete alkış tutan bu toplumun aydınlığından, insan onuruna yakışır bir yaşam seviyesine ulaşmasından nasıl bahsedilebilir?
                Artık bu çağda bu sapıkça zihniyet ve onun uzantıları bu çağa yakışmıyor yalnızca bizim memlekette değil dünyada hiçbir yere yakışmıyor. Onurlu ve haysiyetli değerlendirenler insan gibi değerlendirmeli. Empati mekanizmasını çalıştırmalı eğer biraz insanlıktan nasibini almışlarsa.
                Cehalete ve sapkınlığa karşı durmak insanlık onuru ve haysiyetine en çok yakışan durumdur, cehaleti nimet sayıp üzerine çöreklenen zihniyetin kökü kazınmalı artık bu çağda. Cumhuriyet demokrasi ve insan onuruna yakışan şekilde taçlanarak yarınlara taşınmalı omuzlarda. Bunu yapmak tüm insanlık olarak boynumuzun ve çocuklarımıza, geleceğimize olan borcumuzdur.
                Gelelim memlekette oynanan tiyatroya, seçim, geçim ve istifa. Evet tiyatronun adı bu bence. Eğer vatandaşın seçmesi söz konusuysa vatandaş görevden almalı değil mi? İşin doğası gereği olması gereken budur. Bu çağda ispatlanan bir durum ortaya tüm açıklığıyla çıkmıştır sayelerinde oyuncuların. Her oyunun bir senaristi vardır, senaryoyu hayata geçirenler vardır. Arada senaryoda duruma göre değişiklikler yapılır ortama ve gelişen şartlara göre.
                Memleket yönetimi ve demokrasi denilen kavramın içi boşaltılarak basit ve cahilane bir senaryoya dönüştürülüp cahil cühela oyuncular tarafından icra edilirse işte ortaya çıkan oyun böyle olur, “siktir git” denir zamanı geldiğinde akan zaman içinde.
                Akan zamanı durdurmak mümkün mü? Elbette değil akan zaman sürükleyerek alıp götürüyor her şeyi, yaşamın doğası bu. Önüne dikildiğinde bazı şeylerin seni de sürükler götürür atar bir şelaleden aşağıya; şelaleden akışı seyretmek güzeldir ama bir de şelaleden düşene sormak lazım “nasıl keyfin?” Diye.
                Bırakın düşsünler şelaleden, seyredin keyfinizce sizler de. Bu dönem geçecektir ama kalıntılarını, pisliklerini çökelte çökelte yol alacaktır bu hezeyan. Temizliği uzun zaman alacaktır elbet, bazılarının üzeri kapatılacaktır üzerinden geçerken çökelen heyelan topraklarıyla. Yüzyıllar sonra nehir yön değiştirdiğinde ortaya çıkacaktır eminim. Hep öyle değil midir?
                Gelelim Cumhuriyet meselesine. Evet CUMHURİYET. İçinde yaşanılan çağda insana yakışan yönetim biçimidir şimdilik eğer uygun ellerde kullanılırsa. Görülüyor ki bir ülkede yaşayan insanların da kalitesi önemli hangi ellerde değerlendireceği konusunda. “Her toplum kendine layık olan yöneticilerini seçer” diye boşuna söylenmemiş yılar yıllar öncesinde, yönetim konusunda kafa yormuştur bu insan denilen canlı türü.
"Senaryo revizyonu"
                Akan zamanlar içinde kendi kendilerini de yok etmenin bir aracı olarak kullanılmıştır yönetim biçimleri. Adına seçim denilen kavram geçim olarak değişmiş ve geçinme yöntemi olarak kullanılmıştır cahil cühela, aklı kıt toplumlarda. Parazit gibi sırtlarında taşımışlardır kanı emildiğinin farkında olmadan. Düşünebiliyor musunuz kanı emiliyor, iliği emiliyor kemiklerinin içinden hala da farkına varamıyor, sendelemeye başlıyor halsizlikten, komalık olacak yakın zaman sonra hala da farkında olmuyor. Bunun adına ne demeli başka, cehalet kör ediyor insanları; halsiz, elsiz ayaksız akılsız bırakıyor ve ortalıkta dolaşıyor hiçbir şeye aldırmadan. Karnına iki lokma girdi mi bayram sanıyor kendine ikram edildiğini düşünerek kendisinin neyi ikram ettiğinin farkında olmadan
                Cehalet bunun adı, cehalet üstüne çöreklenip ilik emenleri besler daima. Hiçbir şeyi başkasına bırakmaz cehaletin nimetlerinden palazlanan, kendine döndüğü zaman iğnenin ucu ne yapacağı kestirilemez, yok edişe doğrulur hemen. Dünyada örnekleri vardır bakılırsa eğer.
                İnsanoğlu hayvanlar ve doğayı gözlemleyip taklit ederek geliştirmiştir kendisini ama kendisinin geliştiği doğaya ve canlılara da ihanet etmiştir akan zaman içinde geleceğe giden yollarda da benzer şeyleri yapmaması için hiçbir sebep yoktur. Toplum olarak arkasında durduğunuz yöneticilerinizin karakterlerini irdeleyip durulması gerekiyorsa sağlam durmak lazım aksi halde karaktersizlik de giyeceğimiz, daha farklı bir ifadeyle giydirileceğimiz bir kıyafet olarak konulacak yatağımızın baş ucuna.
                Bu bir siyasi bakıştan öte tespittir. Siyasi bakış diye bakmak çok hafif kalır ve açıklamaya yetmez hiçbir şeyi. Yaşanılan olgulardır söz konusu anlatılmaya çalışılanlar. Ben dilim döndüğünce çaba göstermeye çalıştım. Takdir ya da lütuf beklemiyorum yalnızca içimdeki sızının biteceği bir günün gelmesi umuduyla çaba göstermeye gayret etmeye çalışıyorum.
                                                                                       29-10-2017
          Halil GÖNÜL
Görsel: Google Görseller

4 yorum :


  1. Çok yerinde ve güzel bir yayındı Halil Bey. Halkımızın, böyle hiçbir konuda haklarını korumaması anlaşılır gibi değil.
    Bir çocuk doğar, onunla haliyle en çok anneler ilgilenir. Bence; annenin aydın görüşlü, eğitimli olması tercih edilendir. Babalar, annelerin hükmünü değiştiremezler, inatçı ve zorba olanlarının dışında. Doğurma işlemini hayvanlar da yaptığına göre, çok da matah bir şey değil. Analar uyanmalı diyorum yani. Uyanmalı ki, analarımız ağlamasın.
    Şu halimize bakın, nefret ve tiksinti doldu içlerimize. Dilerim seçimde hak yerini bulur. O kadar çok cahilimiz var ki, üstelik cahil ne demek bunu bile bilmeyen.

    "Elbet dokunuyor çok insana ama galiba sinsi bir bekleyiş var sabır sınırlarını zorlayarak. Bu bir geçiş dönemi diye düşünerek bekleyişteler, tetikteler tüm tedirginlikleri üzerinde her birinin." burası çok güzeldi. Ama neyi bekliyorlar Halil Bey, Godot'yu mu?

    Şu linkte internette bir araştırmam sonucu bulduğum gerçek bilgiler var Halil Bey. Medeni dediğimiz ülkelerde bile çocuklara tasallut edilmiş. Yazıklar olsun diyorum.

    https://www.eceevren.com/2017/11/cocuk-haklar-gunu.html

    Düşüncenize, kaleminize sağlık. Sevgiler, saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ece Hanım,
      Yazınızı -verdiğiniz link- ilgiyle okudum. Son zamanlarda felsefeye dalınca toplumun eğitim seviyesiyle ilgili düşünmeye başlamıştım. Nereye el attımsa her yerden bu durum çıkıyordu ama hiç kimse de halk denilen alt katmanın eğitimiyle uğraşmıyordu. Sebebini anladım bu durumun. İlk roma ve atina devletlerinde köylü önemli bir sınıf -üretimden dolayı- ve kendileri işlerini bırakıp toplantılara katılamayacağı için kendilerini temsil eden aylakçılardan seçip gönderirlermiş. O nedenle köylü efendiymiş. Bir süre sonra bu seçilenler duruma hakim olmaya başlamışlar ve işler tersine dönmüş artık roma ve atina devletlerinden sonra. Ve o zamanlardan beridir de her şey tersine işliyor meğer. Üretenlerin sırtından parazit gibi yaşayıp giden asalaklar -seçilmişler- onların eğitilmesinden zarar göreceğini biliyorlar ve eğitilmeleri için de hiç bir adım atmıyorlar. Ve bakıldığında Pluton isminde kilise papazının hıristiyanlıkla bilimi uyuşturma -çift kartal oradan geliyor- felsefesinin aynen yönetime hakim olması durumu tüm dünya ülkelerinde geçerli hale gelmiştir. Neyse daha fazla karıştırmayayım burada.
      Kısaca demem o ki: Seçilenler kendilerini seçenlerin bilgilenmesini ve güçlü hale gelmesini istemiyorlar. Aksi halde kendilerinin durumu tehlikeli. işte bütün mesele bu.
      Yazıdaki bekleme durumundan kastım: Jetonun geç düşmesi, cehaletten dolayı bıçak kemiğe dayanınca kıpırdanmaya başlıyor cahil halk. Her ne olsa da Kısa süreli Cumhuriyet kazanımları etkili. :)
      Hoşça kalın. Bilmukabele. :))

      Sil
  2. Olduk olası birileri planlar yapıyorlar. Organizeleri de mükemmel işliyor. Bu ne menem bir şeydir? Şimdi daha da zor durumda olduğumuzu öğrendim. Sağ olun Halil Bet, hayırlı pazarlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ece Hanım, dediğiniz planlar ve organizeler işliyor evet, sistem denilen de bu zaten. Bu durumu da devam ettirmek istiyorlar. yalnızzca bozulduğu zaman, biraz yama yayıp, devam ediyorlar. Her zaman da suçlusu bu halk oluyor. yalnızca bizde değil dünyada aynı şeyler oluyor. Cahil olan yalnızca bizim halk değil, diğerleri de öyle ama bizimki biraz daha fazla cahil sadece. farkımız bu amerikadan veya avrupadan.
      Hoşça kalın, iyi pazarlar dilerim. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.