AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Ekim 07, 2017

Kaşık-17-Veysel'in Refakatçisi

“İki kaşığı yan yana olmayacak kocanın, iki kaşığından birini mutlaka kıracaksın!”
BÖLÜM-17

VEYSEL’İN REFAKATÇİSİ

"Hüsnü Bey bayıldı"

KAŞIK

                Veysel tedirgin oldu yattığı yerde, ne olup bittiğini koridordan gelen gürültülerden anlamaya çalışıyordu ancak bir netlik yoktu söylentilerde. Öyle olsa da tahmin etmişti Hüsnü Bey olduğunu. Yatağından doğrulmaya çalıştı ama yapamadı.
            Yorgunluğu henüz üzerinden atamayan Veysel, başını yastığına yaslayarak uyumaya çalıştı, biraz uyusam rahatlayıp dinleneceğim diye düşünüyordu, kafasının içinde dolaşıp duran düşüncelerden de kurtulurdu belki de. Umutla yumdu gözlerini.
            Sultan koşturarak gitmişti odadan. Sedye gelmiş ve yerde yatan adamı kaldırmaya çalışıyorlardı kalabalık ortasında. Hızla yaklaştı kalabalığa ve yararak geçti. Gördüğünde donup kaldı olduğu yerde. İnsanlar birbirini itip kakarken o hiç kıpırdamadan ayakta kalakalmıştı elleri başında.
            Hızla sedyeyi götürdüler gözlerinin önünde ve bir şey diyemedi. Kimse de bir şey sormamıştı zaten. Bir süre daha ayakta bekledikten sonra insanların homurtularla ayrılması esnasında geldi kendine ve sedyenin arkasından yürüdü hızlanarak. Karşısında kocaman harflerle “ameliyathane” yazan kapıdan içeriye soktular.
            Kapılar da acele etmişti daha yanına yaklaşmasıyla sedyenin, onlar da anlamıştı galiba aciliyetin durumunu ve hemen açılıverdiler hiçbir şey yapmadan. Bir süre bakındı boş boş etrafına ve kapıya. Ortalık sessizdi, kimse bir şey konuşmuyordu burada. Etrafına daha dikkatli baktığında insanlar gördü oturan, ayakta kıvranan. Onlar da kendisine bakıyorlardı acıyarak. “Vah vah” deyişlerini hissediyordu. Bir süre oturmak istedi orada, belki biri çıkar da bir şey ister veya sorar diye. Ne de olsa akraba, dünürdüler. Dost böyle zamanda belli olmaz mıydı?
Ameliyathane
            Bekledi epeyce ama ne çıkan ne de çıkıp bir şey soran oldu. Saatler mi geçmişti bilmiyordu artık zaman kavramı kaybolmuştu kafasının içinde. Oğlu yatağında dünürü ameliyathanede kendisiyse nerede olduğundan habersiz gibi bekliyordu olacakları. Bir haber alsaydı şuracıkta, kurtuldu deseydi birisi çıkıp da haydi gözünüz aydın hastanız atlattı deseydi neler vermezdi ki.
            Etrafına göz attı tekrar Sultan ve “geçmiş olsun, inşallah iyi haber duyarsınız” diyerek kısık bir sesle ayrıldı ameliyathanenin önünden. Yürürken aklına geldi hemşirenin “refakatçi kim kalacak?” sorusu. Kim kalacaktı sanki belli mi değil diye sitemle cevapladı kendi kendine “ben kalacağım hemşire hanım” dedi ve hızlandı.
            Hemşire odasının kapısını çalarak açtı kapıyı “hemşire hanım bizim refakatçi benim” dedi buz gibi bir ses tonuyla. “Hayrola! iyi görünmüyorsunuz” deyince şaşırarak “yok yok iyiyim, bir şeyim yok da üzüldüm benim dünüre” diyebildi. Yüzüne bakan hemşire gülümseyerek “tamam o zaman ben hazırlar odanıza bırakırım kartınızı, sizden isim ve seyisim alayım ben, bir de hastanın adı ve soyadını” dedi ve kalem alarak eline yazdı sultanın söylediklerini. “Tamam” dedi tekrar. Sultan çıkıp Veysel’in yatağının yanına geldi.
            Veysel’e refakatçi kalacağını haber verecekti ama uyuduğunu görünce vaz geçti söylemekten uyanınca söylerim diye geçirdi içinden. Sessizce oturdu sandalyesine. Öğle yemeği geçmişti, epeyce de zaman geçmiş olduğunun yeni farkına varıyordu Sultan. Koridora çıkıp biraz dolaşmak istedi tekrar. Hava alma ihtiyacı duymuştu, koridorun ters tarafında yangın merdiveni vardı, oraya doğru yöneldi. Pencereyi hafif araladı ve dışarıdan gelen serin hava kendisine getirdi biraz daha. Daha iyi hissediyordu şimdi kendisini. Biraz daha beklemeyi düşündü öylesine.
            Gelini Fatma ve Dünürü Hüsniye nerelerdeydi acaba. Ne biçim insan bunlar? Diye kızgınlığını belli etti kendine. Kızmak istemiyordu ama bu kadarı da fazlaydı. Sağlık durumu olmasa işin içinde hiç de önemsemeyecekti.  Adamcağıza bir şey olmasa bari diye içinden dualar etti. Kime ne kötülüğü vardı sanki adamın, kendi halinde biriydi bu dünyada. Hüsniye karısı cezaydı zaten adam için bir de kalbi vardı başına bela olan.
                       
                                                                                                   06-10-2017

Halil GÖNÜL

Görsel: Google Görseller


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.