AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Ocak 15, 2018

Tek Taş Pırlanta

             
"Tek Taş"
                “Kız, gördün mü?”
                “Neyi ayol?
                Masanın başındaki şişman kadın da kulak kabartmıştı yanındakilerin fısıldaşmalarına dayanamayarak “Neyi olacak canım,” başını Lale’ye çevirip bilmiş edasıyla “görmüyor musun gııı, kocaman yüssüğü, baksana parıl parıl nasıl da göz alıyo!”
                Sultan şaşırarak baktı Lale’nin parmağına. “hayırlı olsun canım, güle güle kullan. Darısı başımıza” diyerek kısa kesmek istedi ama için için de kıskandı Lale’yi.
                Lale esmer, sıska bir kadındı kendisine göre, içlerinde en sıskasıydı, aslına bakılırsa ahım şahım bir durumu yoktu ama koca işte, şanslı kadın diye geçirdi içinden.
Varsan baksan adamcağız aylarca para biriktirmiştir onu almak için. Tütün sarıyordu adam arada bir de pipo alır eline hava atardı kendilerine geldiklerinde.
                Piposuna tütün doldururken masanın altına indirir piposunu ve kimse görmesin diye aceleyle sardığı tütünden koyar piposuna ve sağ elinin başparmağıyla da kapatır piponun ağzını, bastırırdı masanın üstünde herkesin göreceği bir şekilde.
                Aslında tiryaki olanlar tütünün kokusundan anlamıştı durumu ama bozuntuya vermemişti kimse de, biliyorlardı halini. Adamcağız karısının gönlünü hoş tutabilmek için kırk takla atıyordu, tütün işi de tasarruftandı.
                Karısına baksanız en pahalı sigara ne varsa ondan alır, havasını atardı el âlem içinde, bir de tutuşu vardı sigarayı; hiç de yakışmıyordu eline. Bir seferinde öksürmekten nefes nefese kalmış içi dışına çıkmıştı. Bilemeden sert sigara almıştı. Hele o puro sigarasından çekişi yok mu kimse unutmamıştı o günü. Sarhoş gibi gitmişti kocasının kolunda eve kadar.
                Lale yüzüğünün fark edilmiş olmasından oldukça memnun olmuştu, etrafına bakındı konuşmaları duymamış gibi yaparak ama kulakları da radar gibi en kısık sesi bile duyacak ayardaydı. Arada parmağını kaşıma bahanesiyle yüzüğü oynatıyor, yüzüğün taşına vuran güneş ışığı daha bir değişik parlıyordu.
                Feraye meraklı meraklı “kız lale bayram değil, seyran değil. Anlayalım anlayalım…” dedi diğerlerine bakarak. Sanki diğerlerinden yardım istiyordu konuşturmak için.  Diğerleri beklemeyi tercih ettiler, biliyorlardı çünkü ağzında bakla ıslanmayacağını Lale’nin. Dayanamaz çatlardı bu kadarından sonra dinlemesen bile zorla anlatır ve dinletirdi. Sanki bilmedikleri biri miydi Lale. Bir ağzını açtı mı da akşamlar, geceler olurdu. Al alabilirsen lafı ağzından. Kimseyi konuşturmazdı.
                Sultan hepsinden de alımlıydı ama sadeliği sevdiği her zaman ortaya çıkardı. Konuyu değiştirmeye yeltendi ancak masanı sumo güreşçisi şişman Jale lafı dolandırıp getirdi yine yüzüğe. “kıız çatlatacak mısın sen insanları?”
                “Biraz sonra geldiğinde kendisine sorarsınız ayol, ben nerden bileyim neden aldığını. Essahtan ben de bilmeyom annayacağınız.” Herkes buz gibi dondu bir anda. Birbirlerine bakındılar ne yapmaya çalıştığını anlamak için. Lale cingözlük yapmıştı aklı sıra ama işe yaradığını da görüyordu karşısında oturan arkadaşlarının halinden.
                “doğru söylüyor kız, birazdan geldiğinde sorarsınız ayol, gelirler az sonra. Acıkmışlardır, aç duramazlar daha fazla. Saatine baktı sultan, eski zamanlara göre sanki yarım saat kadar rötar vardı gelişlerinde. Çoğu zaman bu parkta yemişlerdi yemeklerini. İyi anlaştıkları ortadaydı. Arada her ne kadar tatsızlıklar olsa da katlanırlardı birbirlerine.
                “iyi akşamlar kızlar”  dedi Sultan’ın kocası ve yanına oturdu bir sandalye çekerek yan taraftaki boş masadan. Park da bu arada kalabalıklaşmaya başladı. Yaz günü evlere sıcaktan girilmezdi, herkes çoluk çocuk atardı kendini parka.
                Masa sıkışmaya başladı diğerlerinin de gelmesiyle ve hafif sandalyelerini oynattı oturanlar ve aralık dengelendi masanın etrafında.
                Sultan bu gün çok donuk duruyordu içlerinde, çoğu zaman neşeli olurdu aslında. Kimse de bir şey sormadı yüzük merakının yanında. Belki de anlamadı kimse, çünkü herkesin dikkati Lale’nin parmağındaki tek taş pırlanta yüzükteydi.
                Sultan’ın kocasının dikkatini çekti yüzük, Lalenin kocasının sırtına pat diye vurdu elini uzatarak, “anlayalım yani, oğlum kötü örneksin sen bize. Kuyumuzu kazıyorsun bizim.” Dedi Lale’nin masa üzerinde duran elinin yüzüklü parmağını parmağıyla göstererek.
                “ne yani, ne kötü örneğiymiş o?” dedi etrafına bakınıp anlamazlıktan gelerek. Sultan anlamıştı durumun altında yatan taktiği. İçlerinde açıkgöz geçinirdi, çoğunlukla da leb demeden leblebiyi anlardı. Bu gün karı koca sözleşmiş bunlar diye düşündü. Fırsata çevirmek istiyordu durumu. Ama zamanı kollamalıydı.
                “haa şu mesele yani…”  “lafı mı olur ya, küçük bir şey işte. Çocukların, benim o kadar kahrımı çekti kadın, bir dediğimi iki etmedi. Saçını süpürge etti desem yeridir, memnuniyetimi belirtmek istedim o kadar. Daha iyisi sizlerin olsun canım, vallahi aslında Sultan Hanım’a da yakışır ablama yani.” Deyip göz attı Sultan’a herkesin fark edeceği şekilde. Bilinçli olarak yapmıştı bu davranışı aslında. Biraz durgun olduğunu fark etmişti Sultan’ın.
                “Haklısın kardeşim, iyi yakışır, ben de biliyorum emme, niyet de ettim ama bir türlü iki yakayı bir araya getiremedim işin açığı. Bütün kartlar hanımda, ben sen gibi kazak değilim ki. Harçlığımı hanım veriyor haftalık olarak. Hesabı kaçırdım mı yaya gidiyorum işe taa nereden nereye…”
                Sultan biraz bozuldu duruma ama aldırış etmemiş gibi göründü.  Kocasının yüzüne bakmaya devam ederken “haa kocacığım, aklıma gelmişken unutmadan söyleyeyim yarın temizlikte senin üzerinde yattığın üçlü koltuğu atacağım artık, ortası çöktü iyice onun. Misafir geldiğinde ayıp oluyo. Sonra bana bir şey deme diye söyleyeyim dedim.” başını çevirdi önüne Sultan.
                Bir an kendisinden hınç aldığını düşündü karısının ama anlamazlıktan gelerek işi şakaya vurdurmak istedi “beni açıkta koyma da…” dedi gülümseyerek. “yok, canım açıkta kor muyum ben seni, gerekirse kendimi örterim üstüne…” gülmeye başladı sultan. “anlaştık, tamam o zaman, istediğini yapabilirsin karıcığım” dedi kocası tok bir ses tonuyla.
                Jale açlığını en fazla hissedenlerdendi, havanın gitgide soğuduğunu hissedince hemen garsona işaret etti. Gelen garson havayı değiştirdi hemen. Siparişleri verdi herkes, yanında içecekleriyle beraber.
                Bu gün zafer Lale ve kocasınındı, yemek boyunca onlar konuştu, onlara takıldılar bol bol. Sultan’a kocasının dedikleri epeyce koydu, yemek boyunca suskunluğunu korudu, üstüne direk laf gelmezse konuşmadı. Kocası aslında iyi biri ama aklına gelivereni hemen koyardı ortaya. Herkesi kendisi gibi saf bellerdi. Bir türlü beceremezdi nabza göre şerbet vermeyi. Denemişti aslında ama olmamıştı. Karısının şerbetlemesine de bozulurdu, hatta utanırdı zaman zaman ama sesini çıkarmazdı.
                                                                                                                                             14.01.2018
                                                                                                                                             Halil Gönül   

Görsel: Google Görseller

8 yorum :

  1. devamını merak ettim neden sultanın morali bozuktu ki? lalenin tek taş yüzüğünü kıskandığından değil kesinlikle birşey canını sıkmış belli ki ama neden?

    YanıtlaSil
  2. Kadın erkek ilişkileri zaten karmaşık oluyor bir de işin içine başka çiftler girince... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İrem E.
      evet, trafik iyice karışıyor değil mi? :)

      Sil
  3. Bol, bol bu tür yazılar paylaşın. İnsan okumaktan doyamıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sinan ACAR,
      teşekkür ederim. zaman zaman paylaşıyorum bu tür yazıları. Ayrıca güzelöneri için de teşekkür ederim. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.