AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Ocak 13, 2018

Pazar Gözlemim-41- Dua ile Gelen Müşteriler

               
"Pazar tezgahı"
 Geçen hafta Pazar pazarına çıktım yine. Dolaştım bir süre ama zaten geç kalktığım için kahvaltı yapmadan çıkmıştım evden. Saat aşağı yukarı on beş civarlarındaydı Pazar yerine vardığımda. Kafam yeni yeni çalışmaya başlamıştı. Alış veriş yapmadan önce kahvaltı yapmayı düşündüm. 

            Her zamanki bildiğim otlu pide yapan yerden pide almak için döndüm sokağın başından. Geldim ki iki kişi bekliyordu başında.

                Epeyce beklemem gerektiğini anladığımda biraz sonra geleyim diyerek yanından ayrıldım.  Geriye döndüm sokağa devam ettim başka otlu pide yapanları bulmak amacıyla. Buldum sokağın sonuna doğru, aldım iki tane ve kahve aradım çevrede bir süre. Nihayetinde dolana dolana bildiğim kahveye çıka geldim. Oturdum dışarıya ve çay söyledim kendime. Bir tanesini yedikten sonra ikincisinin fazla geleceğini düşünerek bir çay daha söyledim. Eskiden iki tanesi bile doyurmuyordu.
                Biraz oturup sağı solu seyrettim ve bu arada bir saate yakın zaman geçmiş olduğunun farkına vardım ve yakında olan tanıdık pideciye giderek sipariş verdim beş adet, alışverişe çıktım. Yarım saati geçen bir süre dolaştım. Aklımda olan ihtiyaçlarımı aldım tekrar dolanarak pidecinin yanına geldim ama henüz hazır değildi benim siparişlerim

“biraz otur istersen” deyince etrafıma bakındım oturabileceğim bir şey var mı diye ama bir bayan oturuyordu yandaki taburede. Kenara çekilip bekledim bir süre. Yanı başımdaki kırklı yaşlardaki erkek pazarcınım tezgâhının arkasında, benim hemen yanımda boş bir tabure duruyordu.

“oturabilir miyim?” dedim. Döndü adam şöyle bir baktı bana ve sonra “otur” dedi duygusuz bir şekilde. Oturdum, elimdeki poşetleri de iki ayağımın arasına aldım. İyi geldi oturmak, ayaklarım ağrımıştı ayakta dikilmekten. “pazarcı oturmaz değil mi?” dedim duyabileceği bir sesle. Arkasına dönerek baktı bana ve “evet, akşama kadar yarım saati bulmuyor oturmam” dedi.
Kendimden biliyordum ama üzerine gitmek istemedim konunun,  “pazarın durumu nasıl?” diye sordum. Hem gelen tek tük müşterileri kaçırmak istemiyor arada bir bana bakıp sohbet etmeye çalışıyordu. “iyi değil ama idare ediyoruz işte” dedi üzgün bir halde. Yarasını kaşıdığımı düşünerek suçlandım, sustum bir süre.
Bir sigara ikram ettim, alıp yaktı, çakmağını bana doğru uzattı sigaramı yakmak için ama ben yakmıştım o anda. “şu kendi ürettiklerimiz olmasa aç kalacağız neredeyse!” dedi. “Aslında alıp satmak daha iyi değil mi?” dedim. Bir an anlamsızca baktı yüzüme sen ne diyorsun der gibi,  “hani masrafını kurtarmıyor ekip biçtiğin” deyince “orası da doğru ya!” diyerek boynunu büktü ve bütün çaresizliği yüzünden okunabiliyordu.
Arada pideciye bakıyorum, tezgâhtar fırsat buldukça da sohbete devam ediyorduk. Sigaramı bitirince “hadi bir çay seslen de çay ısmarlayayım sana” deyince “ben çay içmiyorum… Oradan içmiyorum” dedi. “tamam, önemli değil” dedim bende. Anlamıştım durumu. Aslında hesap kitap meselesiydi bu işler.
Taptaze uzun yemyeşil biberler gözüme takıldı tezgâhında, “acı mı?” kafasını salladı evet anlamında yarım kilo vermesini söyledim. Tezgâhında çok fazla da bir şey yoktu görünürde, beş kg kadar biber, beş kadar lahana, domates birkaç kilo patlıcan, tere, maydanoz…
Bana uzattı tarttığı biberleri, parasını verirken ellili yaşlarda bir şapkalı adam yaklaşıyordu elinde kalem ve kâğıt vardı, “söyle” dedi tezgâhtara. Tezgâhtar bekliyor olmalıydı ki başladı Arapça bir şeyler söylemeye. Bir sureyi yazdırıyordu. Ellili yaşlardaki şapkalı adam anlayamıyordu bazılarını tekrar ediyordu ve şapkalı adam yazıyordu heyecanla ve umutla.
Yazıp bitirdikten sonra tezgâhtar adamın suratına minnetle bakarak gülümsüyordu, gözleri ışıl ışıldı o anda. “inşallah işler yoluna girer değil mi? Kaç kere okunacak?” dedi. Anlamaya çalışıyordum durumu. “Tezgâhı açmadan üç, açtıktan sonra beş okursan yeter eğer sen istersen daha fazla oku, zararı olmaz faydası olur” deyince jeton düştü bana.  İşlerin açılması içindi adamın yazdığı sure. Yani bereket duası anlaşılan, işleri yoluna girsin daha fazla kazanabilsin, daha fazla müşteri gelsin diye.
İçimden gülümsedim, daha biraz önce yağıp esiyordu adam “Fransa’dan et alacakmışız, bizim etler ne olacak? Durmadan savuruyorlar, saltanat sürüyorlar biz de buralarda karın doyurmaya uğraşıyoruz” diyordu adam. Her şeyi duayla halletmenin yolu varmış demek ki bulmuş adamlar işlerin yolunu. Ulan dedim kendi kendime oğlum sen yaya kalmışsın be! Öğreneceğin çok şey var daha bu memlekette diye içimden geçirerek ağzımı mühürledim bir süre.
“sizinkiler hazır” dedi pideci, “hayırlı işler” diyerek teşekkür ettim adama ve ayrıldım yanından. Poşetlerimi alıp düştüm yola, durağa doğru yürürken gülümsedim kendi kendime. Bizim yaya kalmamız gayet normal, adamlar dünyayı terk edecekler, demek ki adamlar daha tesirli bir dua biliyorlar ki uzaya gidebiliyorlar, bizimkilerin duaları şimdilik tezgâha müşteri çekmeye zar zor yarıyor, biz de duaları geliştireceğiz inşallah diyerek içimden kendimle konuşarak durağa geldim.

                                                                                                                             13.01.2018
                                                                                                                             Halil Gönül
                                                                                                                                              


                

Görsel: Google Görseller

6 yorum :

  1. "bloglara çok ziyaretçi çekmek için dualar okunur" misali gibi bi hikaye olmuş.. 🤔 Eee artık bundan sonra bizim blogada bi üfleyip dua edip bol bol ziyaretçi çektiririz artık..😀 pazarda çok iyi bir gözlem yapmışsınız,emeğinize sağlık..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ertuğrul Yıldırım,
      keşke adamdan ben de alsaydım. kafam basmadı işte blog meselesini düşünemedim; okuyup üfledin mi tammış o iş. bir anda okur dolardı bloğa. vay be! tüh! kaçırdık. :)

      Sil
  2. Çok anlamlı bir yazı olmuş, Halil Bey, çok iyi hikayeleştirmişsiniz...
    Söyleyeceklerinden de yapacaklarından da geri kalmıyorlar lakin, bir doğru oturup doğru düşünmüyorlar; bu işte mantık nerede demiyorlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Feri Peri,
      teşekkür ederim. sorsalar zaten oralarda olmayacaklar, orada olmaları ve o halde olmaları için sebep var. Birileri tepelerinde tepinsin. :)
      Sorgulayan eğitim sistemi gerekli. :)

      Sil
  3. Güzel bir bakış açısı ve gözlem. Güzel yazı olmuş.

    YanıtlaSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.