Çarşamba, Nisan 25, 2018

Aksesuar Koca-2-Ne Oldu?

Aksesuar

Aksesuar Kocaymışım Meğer

Zeki ve Seyfi birbirlerine bakarak anlaştılar, bir şey yapmama konusunda. Anlaşılan oldukça uzun bir gece olacak diye düşündü her ikisi de. Böyle durumlarda sessiz kalıp dinlemekti en iyisi, boşalıp, açılsın diye. Yoksa dalgalar birbirine karışırdı da patlama tehlikesi doğardı.
Ellerini havaya açan Asım: “Ey gökyüzü, eyyy yıldızlar, insenize be aşağıya. Ne bakıyorsunuz oradan öyle. Yoksa siz de mi aksesuarsınız benim gibi?”  bir süre kaldı öyle ses çıkarmadan ama gözlerinden damlayan yaş damlacıkları ay ışığında düşerken parlıyorlardı.
İçleri kıyılır gibi oldu zeki ve Seyfi’nin, arkadaşlarının bu haline. Belli ki çaresizdi. O çaresiz kalınca kimseler bir şey yapamazdı ona. Hâlbuki Asım öyle miydi ya, kendileri sızlanmaya başladığında hemen “kalkın lan gidiyoruz halletmeye” derdi ayaklanmaya kalkardı önlerinde de zorla durdururlardı onu.
“ben bu cezayı hak ediyor muyum ya? Ne yaptım da bu cezayı kestin bana eyyy koca Tanrı?” Ne bulduysam eline teslim ettim, kıskanmadım, yoksa bile var etmeye çalıştım sevinsinler çoluk çocuk diye, gel gör şu halimi. Para kasasıyım sadece onun için. Yüzüme canım cicim, buz gibi hem de. Sıcacık bir sarılması, derdin ne diye sorması bile olmadı bu günlere kadar. Yeni mi farkına vardın? Demeyin, yuvarlarım şuradan aşağıya sizi…”
“İş gücü hava atmak meğer etiket de etiket, gösteriş de gösteriş. Başka bir şey yokmuş meğer.”
Zeki ağzını açıp: “bizim oğlan, bir yanlışlık var bu işte gibi geliyor bana, Fatoş abla değil bu dediğin senin. Her zaman seni sever bilirsin, üstüne toz kondurmaz hiçbir zaman. Bizim karıların bile dikkatini çekmiş de bize ver yansın ediyorlar zaman zaman.”
“yok, be oğlum, yok bee! Sizin gördükleriniz buz dağının öteki yüzü, güneşin buzlarını erittiği yüzü yani. Arada olsa da ot biter o yanında. Ama bizim o tarafında ot bile bitmez her tarafı metrelerce buz kaplı… Hey be yavrum heyy. Saflarım benim. Ulan siz benden betersiniz be, haberiniz yok. Açın oğlum açın gözlerinizi de iyi bakın…”
Şaşıran Seyfi: “abi, boş ver bizi de, biz zaten senin bildiğin ahmaklarız da, sen nasıl anladın, daha doğrusu ne oldu da birden böyle oldun sen. Biz ne yapalım söyle…” ellerini ovuşturmaya başlayan Seyfiye bakmaya çalıştı biraz öne eğilen Asım:
“oğlum, benim için kimse bir şey yapamaz, siz kendi başınızın çaresine bakın. Ben bakarım kendi başımın çaresine. Alıp başımı çeker giderim, yollar nereye kadar giderse, isterse cehennemin dibine gitsinler… Benim için hiç de mahsuru yok artık..”
“Abi ne oldu, bir şeyler olmuş belli. Seni ilk kez böyle dertli gördük biz. Sen demez misin hem ‘derdini söylemeyen, derman bulamaz’ diye.
“Oğlum, ne derdi be? Bu dert değil ki, baş belası, baş belası, görünen köyün başka yanı. Kendimi kandırmanın anlamı yok artık. İşimiz bitti oğlum, bitti. Anlayacağınız bizim işyeri kapandı, sular çekildi artık, para musluğu kapandı, bir daha açılmayasıya. Anladın mı şimdi ne olduğunu? Benim karı da gösterdi asıl yüzünü. Yoksa ben nasıl görürdüm?”
Birden her ikisi de konuşmaya çalışınca şaşkınlıktan “teker teker” dedi elini yukarıya kaldıran Asım. “Abi, duymadım inan, ne zaman kapandı iş yeri. Ne oldu peki, iflas mı?” dedi dili dolaşan Zeki.
“Ulan, ne karıymış be? ‘üzülme’ bile demedi dilinin ucuyla bile olsa.  ‘ben ne yaparım şimdi, ne derler benim sefil halime insanlar’ demez mi, tepem fırladı gitti yerinden. Tepesiz de kaldım anlayacağınız artık aklım da yok yani…”
Seyfi ve Zeki’nin de aklına takıldı Asım’ın dediği “aksesuar kocalık” lafı. Sahi! Kendileri de mi “aksesuar koca” yoksa? Anlamanın bir yolu olmalı bu durumu. Merakla Asıma bakarak Zeki: “Abi, biz nasıl anlarız bu ‘aksesuar kocalık’ durumumuzu, senin fikrin ne bu konuda?”
“basit Zeki’ciğim basit, çooook basit hem de! Kartları isteyin karılardan, ne yapacaklar görün… Merak ediyorsanız eğer… Benimkinin dini imanı kartlarmış zaten, daha iptal ettirmeye kalktığım zaman anlamıştım da pek anlam verememiştim, nasılsa yeni bir iş bulunca hallederim diye düşünmüştüm o zamanlar ama işin durumu öyle değilmiş işte. Hal ve hareketler de değişince anladım her şeyi. Oğlum evde odalar bile bölüşüldü, benim yanıma gelen, neredesin diye arayan soran bile yok artk…”
Bir süre sessizlik oldu. Hafif çalı çırpı, otlardan ıslık sesleri duyuluyordu arada rüzgârın esmesiyle hafiften hafiften.
Elini kaldıran Asım: “işte size ispat, saat kaç bakın, arayan soran var mı hiç. Eskiden saatte bir aranıyordum, değil mi? Yaa! Gördünüz mü?...” alçak taburesinden yere oturdu önce, sonra da bırakıverdi arkasına kendini ve sırt üstü uzandı yıldızlı gökyüzü şemsiyesinin altında.
“Siz gidin bu gece, beni bırakın burada. Arabada battaniye ve minderleri bana bırakın yeter.” Arabayı da yarın eve teslim edersin. Sorarlarsa da, sormazlar ya, neyse –kıkırdadı-  eğer bir aksilik olur da sorarlarsa bizimkilerden ‘öldü ve gömdük çalılıklara’ dersiniz, duydunuz mu beni…” bir süre sonra horlama sesleri gelmeye başladı derin derin.
                                                                                              15.04.2018
                                                                                              Halil Gönül
2/2

1/2'ye dön...

Görsel: Google Görseller

2 yorum:

  1. Para üstüne kurulmuş çok evlilik var. Benim lisede bir arkadaşımın bile tek hayali zengin bir koca bulup evlenmekti. Ne kadar acınılacak bir durum. Üniversitedeki arkadaşlarım da okumamın bir sebebi de boşanabilmek diyor. İş sahibi olunca sevmediği ya da problem yaşadığı biriyle evli kalmak zorunda olmayacak çünkü. İki düşünce de bir noktada üzücü. Ama para olmadan yaşanılamayan dönemlere geliyoruz. Eskiden mahallelerde durumu kötü insanlar bilinir bir şekilde yardım edilirmiş. Şimdi insanlar birbirini tanımıyor, güvenip yardım etmiyor. Herkes kendini güvenceye almaya çalışıyor. Ama adamın karısının yaptığı da büyük ayıpmış. Eşlerini sadece maddi kaynaklar için seçenler sonradan bunları yaşayabiliyor işte. Olan adama olmuş :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İrem E.,
      evli kalma zorunluluğu olmaması için iş sahibi olmak isteyen arkadaşınız aslında fena düşünmüyor bence: insan kendine ikinci bir şans vermeli. evet çok eksantrik bir düşünce ama, şartlar gerektiriyor bazen. Toplum yapımız da çok çok bozulmaya başladı. Para ihtiyaç temelde ama her şey de para demek değil. iyi bir insanla birlikteyseniz, birlikte gülebiliyorsanız, ağlayabiliyorsanız en büyük sermayeye sahipsiniz ve çooooook zenginsiniz demektir. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.