AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Kasım 24, 2018

Ne Olacak Bu Memleketin Hali?-2

Türkler ve Araplaşan Osmanlı İmparatorluğu

                Türkler, biliyorsunuz hep dağlarda göçebe olarak yaşamış guruplar halinde. Doğanın zor koşullarına karşı savaşarak ayakta kalmanın yollarını her zaman bulmuşlar derken kalabalıklaşmaya başladıkça, hayvanları da kalabalıklaşıyor elbette. Hem insanlara barınak hem de hayvanlarına otlak gerek, çevrelerini genişletmeye başlıyorlar arada bir. Bu sırada savaşmanın gerekliliği ortaya çıkıyor ve savaş sanatında ustalaşmanın gerekliliğini fark ediyorlar. Ok, yay kullanmada, at hâkimiyetinde üstlerine yok.  Bu durum büyük beyliklerin ve güçlü devletlerin dikkatini çekmeye başlıyor.
                Savaş hali yoğun malum, dikkat çeken askeri savaşçı halleri, göze batmaya başlıyor ve ünleri yayılıyor çevrelerde. Sınır boylarına yerleştirilmeye başlıyorlar başka imparatorlar ve beyler tarafından. Toprak, arazi de veriliyor ki savunmaya ihtiyaç duysunlar. Kendi topraklarını savunmak demek başka bir devletin sınırlarına sahip çıkmak demek ve güvenliğin sağlanması demek. Derken işler oldukça büyümeye başlıyor ve Türkler savaşçılıkta asker olarak göz dolduruyorlar. Güçlü, kuvvetli, çevik bir o kadar da sözüne sadık. Kimseyi satmıyor, söz verdi mi ölümüne savaşıyor.
                İşte Osman Bey de bu tür beylerden birisi. Diğer Türk beylikleri arasından sıyrılıp çıkıyor, savaşçılığıyla ve toprakları genişliyor. Fazla uzatmadan gelelim Osmanlı İmparatorluğu’na.
                Tarih kitapları bu zamana kadar Söğüt diye yazdı ama Halil İnalcık Yalova olarak hem yeri hem de tarihini tespit ederek yayınlamıştır. Bütün beyliklere baktığımızda gelenek ve göreneklerine göre yaşlılar meclisince idare edilmişler. Osman Bey de aynı yolu takip ederek idare ediyor beyliğini ve savaşlara devam ederek toprağını genişletmeye devam ediyor. “Gaza” diye tabir edilen ganimet bölüşümüyle hem askerlerinin birliğini ve gelirini sağlıyor, askerlerini heveslendiriyor. Bu durumu gören başka beylerin de katılmasıyla oldukça büyümeye başlıyor nüfus olarak.
                Büyümeye sınır düşünmeden toprak genişletmeye devam ediyorlar. Osman Bey’in arkasından gelenler de devam ediyor. Bu durum birkaç yüzyıl sürüyor.  Ticarete hâkim yerleri ve yolları ele geçiriyorlar, Avrupa’ya uzanıyorlar. Ancak bir sorunu fark etmeden daima aynı düzen gidecek sanıyorlar ama yanıldıklarının farkına vardıklarında oldukça geç oluyor. Ne kadar çırpınsalar da fayda etmiyor.
                Bu arada din savaşları da oldukça hızlı gelişiyor. Osmanlı elde ettikleri topraklarda köylülere, çiftçilere özel bir önem veriyor. Onlara arazi veriyor, belli oranda vergi alıyor. Avrupa’daki çiftçilerin de hoşuna gidiyor bu durumlar. Dolayısıyla güçlü olunan zamanda herkes memnun halinden.
                Delikli tüfek icat oluyor, Avrupalı askerler delikli tüfekle savaşmaya başlıyor, Osmanlı askerlerindeyse hala sıkı yay ve okla savaşıyor derken tökezlemeler başlıyor. Yenilgilerin arkası gelmiyor.
                Arap topraklarını işgal ettikçe Araplarla da haşir neşir olmaya başlıyor ve nihayetinde Araplar üstünde hâkimiyetini belirtmek açısından Halifeliği de üzerine alıyor simgesel olarak. İşte şeriat da giriyor işin içerisine ve yönetim tarzı geleneksellikle şeriat karışımı bir hal alıyor. Şeriat kurumları oluşturuluyor.
                Derken tarikatların güçleneni baş kaldırmaya başlıyorlar, bastırılıyorlar. Bir başkası devam edip gidiyor yıkılıncaya kadar. Bu arada başlangıç aşamalarında birey olan insanlar padişahların kulu olmaya doğru evriliyor ve padişah yeryüzünde Tanrı’nın gölgesi, temsilcisi oluyor. Kul hakkı önemli ama güçlü ulema ve devlet bürokrasisi daha önemli. Haklar ve güç onlara doğru akmaya başlıyor. Sonunda da bu güçlerle baş edilemez duruma geliyor ve gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Elbette bu arada çok fazla detay da var ama burada uzatmanın anlamı yok.
                
Devam edecek...
Başlangıca dön
Görsel: Google Görseller

4 yorum :

  1. Halil bey,üniversitede Türklerin göçebe olduğunu yazdığım için 3 sene Türk tarihinden geçemedim.Türklerin göçebe olmadığı hakkında tez(Abdurruhman Çorak)..Bence bir göz atmanızı isterim.Taraflı-tarafsız teşhisi siz koyun.
    Yazının sonuna gelince;
    Allah hiç bir toplumda bireyi "kula kul etmesin"
    Bu güzel Cumhuriyetin kıymetini bilelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sibel Hanım, teşekkür ederim bilgilendirmeniz için. Ancak benim söz konusu ettiğim göçerlik beylik aşamalarından önceki dönemlerdedir. İklimsel ve sosyal şartlar düşünüldüğünde yapılacak başka da bir şey yok gibi görünüyor. Bahsettiğiniz tezi bulmaya çalışacağım. Sizin durum istisna, üzüldüm elbette. Memleketin eğitim anlayışından kaynaklıdır.
      Elbette, hem de çok iyi bilmemiz gerekiyor. :)

      Sil
  2. Bir devletin kurulma sancıları ve başlangıçta yapılan hataların yüzyıllar süregelen sonuçları.

    YanıtlaSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.