AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cuma, Kasım 30, 2018

Ne Olacak Bu Memleketin Hali?-10

Emevi, Abbasi Karışımı Kafalar

Evet, kafamda dolanıp duranlarla neredeyse birebir örtüşen ilgili araştırma sonuçları, çok şeyi net bir şekilde açıklıyor kendi başına. 1979’da köyü ve köylülüğü görenler olmuş zaten. Elbette başka görenler de var. Üstelik bu araştırma genellikle 1975-79 arasında yayınlanan mahalli ve genel gazeteler taranarak ve verileri tekrar elden geçirilip analiz ederek bulunabilenler. Daha başka yapılan araştırmalar da var mutlaka ama kimsenin ne duyduğu var ne de kulak kabarttığı yok. Herkes kendi dünyasında geziniyor, kesinlikle başkalarının sınırlarını aşmak gibi bir iyi niyet yok bana göre.
Köylü yine köylü, tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi, yarı aç yarı tok halde ölekez bir durumda yaşam savaşı verir halde. Şimdi de gecekonduya kavuşabilen çok şanslı hale geliyor. Gecekondu sadece bize has bir tabirdir biliyor musunuz? Eş dost bir araya gelip yardımlaşarak boş bulduğu şehir merkezi dışındaki herhangi bir araziye bir gece içinde yapılan evlerdir; adını yapılış tarzından alır. Avrupa’da veya Dünyanın diğer ülkelerinde “Teneke ev” diye adlandırılıyor bu tür evler. Nitelik olarak bizden farklılar, teneke barakalar halinde yapılmışlar.
Yukarıda alıntılarda da görüleceği üzere toplumda kimlik sorunu var ve bu kimlik bir türlü bulunamıyor. Gitgide fakirleşip yoksullaşan insanlar isyan halinde kendilerine umut vadeden her şeye veya her yere koşuyor adeta. Ölüm-kalım da koşulanlar arasında yer alıyor.
Memleketin bu haliyle kişilik yapısını geliştirememiş olması ve daima da geliştirmesinin önüne geçilme çabası güya uygarlığın sembolü olan gelişmiş kentlerimizin yapılarının yükselmesiyle ölçülür hale getirmiş. “İçi beni yakar, dışı seni” hikâyesine benzer bir durum ortaya çıkıyor, adeta sözün ispatı oluyorlar.
Dolayısıyla kendini bulamayan kentler ve içinde her ne kesimden olursa olsun kendi kimliğini bulamayan insanlar topluluğuna ev sahipliği yapıyorlar. Her ne kesimden olursa olsun derken kast ettiğim şey, zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz ne tür isimlendirilirse isimlensin birbirinden kimlik olarak çok fazla farkı yok. Fark dış görünüşte sadece, kafanın içinde hepsi birbirine benzerler üç aşağı beş yukarı. Birileri köyden gelip fakülte bitirip mühendis, doktor, profesör, vb. olmuş ama kafasının içindekiler çocukluğunda kazınan tabularla dolu ve bir türlü uygarlığa kapı aralayaman bir haldedirler. Cahil, duyarsız, kimliksiz sadece günü kurtaran, geleceğe bakamayan, çevresini ve dünyayı takip edemeyen bir tür köle toplumu adeta. Yoksullar zenginlerin kölesi, aydınlar da keza, zenginler ise Batı ve Amerika’nın köleleri. Hiç de farkında değiller bunun. Modaya uymuşlar gidiyorlar o kadar.
NATO, Avrupa topluluğu, Birleşmiş Milletler, Marşal yardımı… Hepsi de egemenlik uğruna oluşturulan ve dayatılan kurumlar. Birey olamayan insanların oluşturduğu modern köle toplumunun apaçık göstergeleri, apaçık kendini tüketimde gösteriyor. Reklamlarla pompalanan ne varsa saldırıyor köleler ve kendilerini avutuyorlar kılık, kıyafet, araba ve evleriyle. Gösteriş almış başını gidiyor. Atatürk’ün bahsettiği Ulus olmaktan, milli olmaktan o kadar uzaktayız ki, “Ulus” olmanın ırkçılıkla eşit görüldüğü bir zamandayız. Cehalet insanı ne hallere getiriyor!
Daha da uzatmayacağım artık. Bundan sonrası “Aydın Havası” olacak. “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusunun cevabını arıyordum ya, ne yazık ki buldum, çok memnun olmasam da ne yazık ki durum ortada. Zaman makinasını geriye sardık 1700’lü yıllara gideceğiz. Hızla yol alıyoruz. Bu durumdan –iktidardan- kurtulunsa dahi 700’lü yıllardan bu tarafa kapanmaya yüz tutarak mührelenen yaralar tekrar kanamaya başladılar. Bunun tamiri için en iyi niyetlerle ve çabalarla ufak tefek kayıplarla 200 yıl sonra kendimizi toparlayabileceğiz. Bu da şu demek oluyor. Avrupa nasıl geçmişinde asırlarca din ve tarikat savaşları sürdürmüş ve kurtulabilmişse aynı yolu biz Emevi ve Abbasi dönemlerinde yaşamış olmamıza rağmen hala kurtulabilmiş değiliz anlaşılan ve yürüyeceğiz, tek farkla; Atatürk’ü anlamaya ve O’nun yaptıklarını geliştirip üzerine yeni şeyler koyabilirsek 200 yıl daha erkene alınabilir aksi haliyle güle güle Türkiye. Tıpkı Osmanlı’nın bölündüğü gibi milliyetçi akımların törpülenmesiyle fay hatları tamamen ayrılmasıyla kopacağız birbirimizden. Kala kala belki Ege kalabilir elde. Kolay mı? Evet, projeksiyona göre kolaylaştırılıyor zaten. Dolayısıyla çok kolay olacak gelecek 50 yıl içinde. 
Emeviler dâhil Abbasi dönemlerinin çılgınca devam eden birbirine olan düşmanlığı yüzünden Ortadoğu 400-500 yıl, binli yıllara gelinceye kadar sürekli savaşlar devam edegelmiştir. Emevi dönemi tam bir eşkıya dönemi olmuş ve Bedevi’lerin Müslümanlık yoluyla din adına savaş ve talan ganimeti amacıyla göçerliklerinden bir nebze de olsa kurtarılmış işgal ettikleri yerlerin gelişiminden etkilenerek düzene ayak uydurmaya, girmeye başlamışlardır.
Müslümanlık inanışındaki savaşlar Emevi ve Abbasi sülaleleri arasında epeyce devam etmesi ayakta kalmalarını zorlaştırmıştır. İşte yirmi birinci yüzyıla girerken dahi Emevi ve Abbasi izleri hala kendisini devam ettirmektedir İslamiyet ve Osmanlılık adı altında. Emevi ve Abbasi Arap sülaleleridir. Arapların diğer insanlardan üstün olduğuna inanırlar. Özellikle Emevi çok geri kalmış ilkel çöl bedeviliği yaşamı süren bir dönemdir.
İçinde bulunduğumuz yüzyılda hala birçok insanın kafası Emevi ve Abbasi aklının karışımından ibaret, dışları Batı görünümlüdür. Çelişki de buradadır zaten. Ya kafalar değişmeli ya da kılık, kıyafetler. Özellikle Osmanlı ile geçmişin izleri –Emevi, Abbasi dönemi- yirminci yüzyıla taşınmıştır.
Tek çare, toplumun fertlerinin düşünsel ve analiz edebilen bireyler olarak yetiştirilmesidir. Yiyecek, içecek, kılık, kıyafetten çok daha hayatidir iyi eğitim, çağdaş eğitim, bilimin rehberliği.
23.11.18- Halil Gönül
Son.

Başlangıca Dön...

Görsel: Google Görseller

4 yorum :

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.