AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Perşembe, Kasım 22, 2018

Nobel Ödülü Almak - Ateist Olmak

Nobel Ödülü Almak-Ateist Olmak

                Bir söz var ya hani tam aklıma gelmedi “Bu ne lahana, bu ne turşu” derler galiba. Siz de buna benzer söylüyorsunuzdur eminim başlığı okuyunca.  Bilmem, birden aklıma geliverdi bir şeyler okuyup yazarken. Elbette bu gün yaşadığım birkaç olayın da ilgisi var sanıyorum.
                Yetmiş, seksen yıllık yorucu ve bir o kadar da yıpratıcı, ölümüne yaşam savaşının içinde hala daha nefes almaya zorlanırken insan hiçbir şeyden şikâyet etmeyi aklından bile geçirmeden şükrederek yaşıyor hayatının ne kadarı kalmışsa ölümün gerisinde.
                Bir başkası benzer yaşlarda aklınla sorunları var, demans etkisi zaman zaman fazla kendini gösteriyor, bu yüzden en başta kendisiyle sorunlar yaşıyor, çevresiyle sorunlar yaşıyor; bir süre sonra normale dönüyor bir süre devam ediyor normallik.
                Orta yaş dönemlerinde yaşam şartlarına isyanı vardı arada bir. Bazen iyice artıyordu isyankârlığı ve Tanrı’yı reddediyordu. İleri yaşlarda hiç isyankârlığı kalmamıştı ancak kendisini çok hırpalamaya başlamıştı kendi kendini fazlaca dinlemesinden dolayı. Kendini fazlaca dinlediği zaman da bir şeyleri kurup kurup patlama yaşadığından en yakınları ve çevresiyle sorunları artıyordu.
                İnsanoğlu ortaya çıkmasından bu yana yenemediği güçlere tapınmışlar onun yenilmezlik gücüne bakarak. Yenemediği güce sığınmaya çalışmışlar merhamet dileyerek. Zaman ilerledikçe değişerek devam etmiş adım adım ve dinler ortaya çıkmaya başlamış. Dinlerin de evrimleşerek günümüz haliyle bildiğimiz duruma gelmişler.
                Eğer bu kadar uzun zaman yolculuğunu yaşayabilen tek bir insanın varlığını düşünmüş olursak ve bu mümkün olmayan durumu gerçek olarak örneklersek, kendisinden bu zaman yolculuğunu anlatmasını istesek ve o da anlatmaya başlasa inanmayız taa işin başında. Kim bilir belki de bazılarımız düşünür dediklerini.
                Bilim adamlarının hayali, bir gün Nobel ödülüne aday olabilmek ve o ödülü alabilmektir mutlaka. Bir ömür adar o ödül için ama görünen odur ki çok az sayıdaki bilim adamı almaya hak kazanır Nobel Ödülü’nü.
                Ateist olmayı da Nobel Ödülü almaya benzetiyorum ben kısmen de olsa.  Şu dünyada yaşayan insanların içindeki ateistleri oransal olarak düşünürsek çok azdır eminim. Ancak bu çok az olan kişiler de çocukluklarını ve gençliklerini saymazsak yaşamlarının sonraki evrelerinde sorgulamaya başlarlar Tanrı’nın varlığını. İlk başlarda suçlanırlar biraz ceza korkusuyla ama zamanla korkularını aşmaya başlarlar yavaş yavaş. Daha fazla soru sormaya başladığında işler değişmeye başlar. Daha fazla soru demek normal olarak daha fazla cevap demektir nihayetinde ömürlerinin sonlarına ramak kala bir karara varırlar. Bazıları son anda ölüm korkusu yaşamaya başlarlarsa geriye dönüş yaparak kararlarını değiştirirler.
                Ancak kararlarını değiştirmeyenler de hala Tanrı’yı tam olarak silemediklerinden dolayı, belki de yaşamın her evresinde etrafında olan insan selinin etkisiyle hala Tanrı’ya dokunmaya devam ederler. Tanrı’yı sorgulamayı tamamen bırakmış olanlar ise Nobel ödülü alan bilim adamları kadar azınlığa düşerler.
                Kısaca ifade etmek gerekirse bu dünyada Ateist olmak Nobel ödülü almak gibi bir şeydir. Çok hem de her şeyden daha çok çalışmak gereklidir. Deyim yerindeyse adeta kendini sil baştan yenilemek, başka bir dünyada yeniden doğmak gibidir.
                Asıl mesele ve olması gereken insanların vicdanlarıyla baş başa kalabilmeleridir. Gerisi kendiliğinden çözülür zaten ve kimsenin kimseyi etkilemesi gibi bir mesele kalmaz. Etkilemeye çalışmak da anlamsız bir çabadır ayrıca çünkü eğilimi ve çabası olmayan kişiyi etkilemek kolay olmadığı gibi tersine itici bir hal kazanılır. Eski çağlardaki aforoz olaylarını bir düşünsenize. Şimdi hepsini en cahilimiz bile kabul etmiş durumdayız. Çünkü istesek de istemesek de yaşamımızın birer parçası oldular. Elbette hala “Dünya düzdür” diyenleri saymazsak. Yakın zaman içinde “Ay Evren’in merkezidir, gök yedi kattır” diyenler de çıkabilir.   21.11.18- Halil Gönül


Görsel: Google Görseller

8 yorum :

  1. Delikizin kalemiKasım 22, 2018 3:33 ÖS

    Herkesin inanci kendine ve özel tabii ki ama dinin insanin gözüne sokulmasindan huzursuzluk duyuyorum. Benim inancim ve ibadetim nasil kimseyi ilgilendirmiyorsa, baskasinin inanci ve ibadeti de beni ilgilendirmez. Inanc Allah ve kul arasindadir yoksa inanc degil gösteris olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Delikizin kalemi,
      haklısınız elbette. İnsanlar yaşadığı müddetçe dinler de var olmaya devam edecekler.

      Sil
  2. Nobelin bilim ödüllerini destekliyorum.Bilim dışında verdiği ödüller heleki tarih ve edebiyat konularında ülkelerin "azınlık" sorunlarını tetikliyor.Daha çok ayrıştırıcı kitaplara ödül veriyor diye düşünüyorum.Tabii bu benim düşüncem..

    YanıtlaSil
  3. sibel özer,
    haklı olabilirsiniz belki de, çünkü benzer tarzda düşünenler zaman zaman artıyor. Ancak "soykırım" meselesiyle ilgili olarak bizim tarihçilerimizin tembelliğine ve arşivlerin geç açılmasına bağlı olduğunu düşünmeye başladım son zamanlardaki okuduklarımdan sonra.

    YanıtlaSil
  4. Din olgusu insanları etki altına almanın en önemli aracıdır. Aslında gerçekte kişinin vicadınında olup bitmelidir inanca dair ne varsa. Ancak insan kendisini kısıtlayan her şeyin başkasında özgürlük yarattığını görünce herkesi kendi yaşadıklarını yaşamaya çekiyor. Böylece din bireysellikten çıkıyor. Aslında olması gerken kolaydır, tüm inançlara hatta inançsızlığa saygı göstermek. Kişinin tercihidir ve kendi tercihlerimizi başkalarının alternatifi haline getirip gündem yaratmaya gerek yoktur. Bence din hakettiği gibi üst mertebeye çekilmeli ve toplum yaşamından kişisel dünyalara çekilmelidir, ancak bu şekilde birbirimizi anlayabiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dinler Tarihi ve dinlerin ortaya çıkış şekli iyi irdelendiğinde işin iç yüzünün daha başka olduğu çok açık biçimde ortaya çıkıyor; özellikle belirtmek isterim ki ilkel toplumlar-tarım toplumları dahil- bildiğimiz anlamda din yok hatta içinde bulunduğumuz yüzyılda bile hala varlıklarını sürdüren ilkel -avcı-toplayıcı, ilkel tarım toplumları- yaşam biçimlerinde din ve tek tanrı anlayışının olmadığı kitaplarda yazıyor. Söylemek istediğim şu ki; bize yutturulan şekli çok farklı. İşte bu nedenle din ve dindarlar her zaman müdahale edeceklerdir ve ediyorlar da zaten, bizde değil sadece dünyanın her yanında böyle durum. Sizin de benim de düşündüklerimiz akılcı tarzda ancak okursanız eğer dört kitabı göreceksiniz düşünülen gibi olmadığını.özet olarak diyorlar ki: "Ya bizden olacaksınız ya da yok olacaksın." seçim ne olacak? tarihin cevaplarla dolu alabildiğine. Katliamlar yani savaş. Ne yazık ki dünya hala aynı sarmalın içinde.

      Sil
  5. din konusunda söyleyeceğim hem çok şey hem hiç birşey.dinin ahlak kısmını kapatıp ibadetle öne koyup üzerine dayatma yaptığınızda ortaya korku ve beyni yıkanmış zombiler çıkıyor.zombileri sevmiyorum ve hatta onları istemiyorum.şimdi ateist olmak yerine deist olmak durumu çıktı birde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alanay yıldırım, katılıyorum. deist olmak da olumlu bir aşama bence. korku ve baskının hakim olduğu toplumlarda hiç bir şey yerli yerine oturmuyor ki.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.