AKAN ZAMAN

Akan zaman, seninle birlikte akar. Sen yoksan, seninle birlikte akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Ağustos 04, 2018

Başla!

"Başla"

Başla!

                Başlamak. Bütün mesele bu gibi görünüyor sanki. Nereden başlamalı? Neye nereden başlamalı? Uzar gider bu sorular öyle değil mi?
                “Okumaya nereden başlamalı?” sorusunu sordu kendisine önce. Bu soruyu sorduran şey ise çok basit bir hesaptı sadece. Bir insan ortalama 3000 –üç bin- kitap okuyabilir hayatı boyunca. Nereden çıkıyor bu hesap? Diyenleriniz varsa eğer işte hesap: ortalama haftada bir kitap okunursa ve ortalama yaşam da 60 yıl kabul edilirse, bir yılda 52 hafta vardır bu demektir ki ortalama 50 kitap okunabilir. 60 yıllık yaşamda ise 60x50= 3000 kitap eder. Haydi, bunu biraz daha zorlayalım yılda 60 kitap yapalım ve 60 yılda 3600 kitap eder.
                Şimdi bu durumu dikkate alarak okunan kitapların kalitesi önemli demektir bir şeyler öğrenebilmek veya kazanabilmek için. Eğer bu sayıyı okumuş olmak için polisiye veya ıvır zıvır şeyler okunursa yalnızca beynin içini abur cuburla doldurmakla kalınmaz aynı zamanda zarar vermiş olunur beynin işleyişine. Çünkü beyne ne verirseniz beyin onu işler ve değerlendirir.
                Şunu söylemem gerekiyor sanıyorum. Yazmak önemli bir uğraştır ve emek ister. Bu durumda yazana saygılı olmak gerek. Okuyana da. Kimsenin keyfine kâhya olmak kimsenin hakkı değildir elbette. Ancak okumanın önemi sınırlı sayıda okunacak olması. İşte bu sınırlı sayıda kumayı değerli kılabilmek için okunacaklar için seçici davranmak okuyucunun işidir.
                Bu durumda şu soru sorulabilir. “nereden başlamalı? Nasıl seçmeli? Gibi temel sorular sanırım yol gösterici olabilir. Örneğin yüzyıllardır okunduğunda damak tadı bırakan eserler vardır bilinenler içinde. Bunlara klasikler denilir dünyada. Ulusu, milleti, rengi, ırkı yoktur bunların. Kim okursa okusun okuduğundan zevk alır ve kendilerine bir şeyler kazandırırlar.
                Bu görünen durumda seçici davranılarak başkalarının yaşamlarının değerlerinden değerler kazanılabilir ve bu değerler okuyanın da değerleri haline dönüşürler. Dolayısıyla düşünce bazında bir şeyleri değiştirirler veya değiştirmek için kapı aralarlar. Aralanan kapılardan girmek veya girmemek okuyucuya kalan tercihtir. Her kitap kapı aralayamaz, yalnızca kopya hayatlar sunarlar. Kopya hayatı kopyalayan okur ise her kopyanın değersizliği gibi bir şanssızlığı yaşar elinde olmadan. Belki de değer yargılarının değişmesi de buna veya bu gibi kopya yaşamlara bağlıdırlar. Öyle bir zaman gelir ki, kopya yaşamlar çoğalmıştır etrafta. Asıl yaşamlar seçilemez olur aralarında. Memlekette okuryazar oranı yükselmiştir, kitap okuma sayısı da yükselmiştir ama bazı şeyler ters gitmektedir. Bu kadar okuryazardan beklenenin tersine durumlar gelişmeye başlar ve giderek artar.
                Hızlı mı başladı nedir? Oldukça hızlı bir çıkış olu bu durum. Kolay yenilir yutulur şeyler değil. “sana ne canım, kim ne isterse onu okur. Keyfinin küreği misin be haydut?” diyenleri duyar gibi sanki kulağının arkası kaşınıyor gibi.
                Bir şeyler yazmak, ortaya çıkarmak mutlaka önemli. Kimse de bu durumu inkâr edemez. Bir emek vardır sonuçta, öyle veya böyle de olsa. O zaman şöyle bakalım bir de. Sağlıklı kalabilmek için sağlıklı beslenmeliyiz. Başka ifadeyle sağlıklı gıdalar tüketmeliyiz ve dengeli beslenmeliyiz. Sağlıkçılar hep böyle der, sizler de duymuş veya okumuşsunuzdur bol bol. Ve sonuç itibariyle elinizden geldiği kadar özen göstermeye çalışırsınız sağlıklı kalabilmek için.
                Yediğinizde midenizin ekşimeye başladığını düşünsenize bir. Ya da istifra etmeye başladığınızı. Ya da gıda zehirlenmesine yol açtığını. Ölüme kadar gidenleri bile olmuştur. Kimse yediğinden ölmeyi istemez herhalde bile bile. Hastalandığınızda tedaviniz için kullandığınız ilaçlarda öyle değil midir? Reçete gereğince kullanmalısınız. Aksi halde az kullanırsanız tedavi etmez, çok kullanırsanız aslında kökten tedavi eder bir daha hiç hasta olmazsınız, diğer köyü ziyarete gidersiniz. Şakası bir yana ama her şey karınca kararınca olmalı. Sanıyorum sizin için de geçerlidir bu durumlar.
                Beyninizi de sağlıklı besleyecekseniz ve yaşamınız boyunca okuduklarınızın kaliteli olmasını isterseniz reçetesini de kendiniz bilinçli yazmalısınız. Aksi durumda beyniniz de bir yönlere gidecektir. Ne okursanız beyin onları işleyecek ve onlarla beslenecektir, tıpkı sizin sağlıklı beslenmeye, dengeli beslenmeye dikkat ettiğiniz gibi. Elbette yazacaklarınız da benzer olacaktır. Yazma nedeninize bağlı olarak devam edip gidecektir belki de bir yerlerde malzemeniz tükenecek yazmaya devam edemeyeceksinizdir. Ne kadar kötü olur yazamamak, öyle değil mi? Hele alabildiğinizce hızlanmış, epeyce yollar kat etmiş belli bir yere gelmişseniz. “eh yeter artık, ben kendimi emekliliğe ayırayım” diyen bir yazar duymadım ben şimdiye kadar. Var mı sizin bildiğiniz emekli bir yazar, çizer, ressam, kısacası; sanatçı?
                Dediğim gibi ben rastlamadım ve duymadım. Eğer varsa bilineni, sanırım kopyacı bir sanatçıdır. Mutlaka kopya çektiği asıl sanatçı bu dünyadan göçmüştür artık ve bir şey üretemiyordur. Aslına bakılırsa ölse bile üretmeye devam ediyordur asıl sanatçı ama kopya çeken sanatçı onları fark edemiyordur ölümüne kadar fark edemediği gibi.

Görsel: Google Görseller

4 yorum :

  1. Ölümsüz olmayı sadece okuyamadığım bir dolu güzel kitap olacağı için istemişimdir hep.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İrem E.
      evet, hak vermemek elde değil ama maalesef her zaman okunacak kitaplar mutlaka bulunacaktır.

      Sil
  2. bir insanın ömrü boyunca 3000 kitap okuması ilginç bir durum ve yazı da gerçekten çok ilginç ve bilgilendirici olmuş,emeğinize sağlık..

    YanıtlaSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.