Salı, Ağustos 21, 2018

Ortaklık

Piknik
Bütün insanlarda ortak olan şey nedir?
                Anlaşıldı şimdi aklına gelenler ve takılan soru. “İnsanların ortak bir yönü var mıdır, varsa nedir? Veya insanın niteliği ne olursa olsun aralarındaki ortak olan bir durum var mıdır, varsa nedir?
                İlginç sorular ve konular düşünmekte üstüne yoktur Zafer’in. Bazen öyle olur ki, saçma sapan bir durumdan saçma sapan bir sonuç çıkarır ama oldukça yoğunlaştıktan sonra yapar bu durumu. Neye vursan yapışır kalır. Yani anlayacağınız her şeye uyar. Hatta birisinde “uysa da koydum, uymasa da” diye söylenen sözü kullanmış ve arkadaşları arasında kısa bir an anlayamamazlıktan dolayı şaşkınlık yaratmış ve kısa sürede birer ikişer gülmeler başlamıştı.
                Mesele piknikte ocak ateşinde yemek yaparken olmuştu. Hararetli bir edebiyat, sosyoloji, psikoloji tartışmasından sonra sosyoloji mezunu olan arkadaşının bitirme tezini çürütmüş ve ikna etmişti kendisini. Tez konusu “intihar” dı. Arkadaşı tezinde, savaş esiri askerlerin atropin yoluyla intihar etmelerini erdem ve cesaretlilik olarak değerlendirmiş, sosyal hayatta da normal insanların intihar olayını cesarete bağlamıştı.
                Zafer'e göreyse tersiydi durum. İnsanın intihar etmesi cesaretsizlikti, kolaycılıktı. Teslimiyetti. Asıl olan yaşamdaki zorluklara her ne şart altında olursa olsun dayanma gücünü kendinde oluşturarak beynin vasıtasıyla bir çözüm yolu bulmak gerekliliği vardır. Aksi durumda zorluklara göğüs germe cesareti yok demektir ki bu durum açıkça zayıflık, basiretsizlik, beynini kullanamamak demektir.
                Genel bir ifadeyle durum buydu ve arkasından kalkıp odun ateşinin başına gitti ve sönmüş olan ateşe odun sürmek istedi. Üç büyük taş üzerinde büyükçe bir tencere kaynıyordu çünkü. Daha ilk odunu yerleştirmeyi tamamlanmadan uzaktan bağırmaya başladı arkadaşları “olmadı, olmadı” diye Zafer de o zaman işine devam ederek “isteseniz de koydum, istemeseniz de” demişti.
                İnsanların ortak olan duygulanmalarının olduğunu düşünmeye başlamıştı. Nereden böyle esti pek emin değildi ama bu tür sorular bir anda çökmüşlerdi beynine. İnsanları insan yapan özelliği duyguları olmalıydı kendisine göre. Elbette akıl işin içindeydi. Ne hallere sokuyordu insanı duygu durumları. Genellikle insanların bulundukları çevre koşullarına göre yaşam ve davranışlarını biçimlendiriyorlar, farklı bir çevreye girdiklerinde de bir süre bocalama yaşıyorlar, neyse ki çoğunluğu kendilerini uyduruyorlar ve yaşamlarındaki değişiklikleri gerçekleştirebiliyorlar. Ya değiştiremeyenler? Uymuş gibi görünenlerdeki duygusal uyumsuzluklara ne demeli?
                Acı yaşatan olaylar üzüntü verir yaşayan ve yakın çevrelerine hatta kısa süreli bile olsa tanımayıp da şahit olanlara da üzüntü duyguları hâkim olur kısa süreli de olsa. Sevinç duygusu ise herkesi çevreler, adeta dalga dalga yayılır göle atılan küçük bir taş parçasının yaptığı gibi. Bu nedenle sevgi, sevinç bulaşıcıdır diyorlar anlaşılan. Keşke!
                Genellikle acının daha yoğun yaşandığı bir yaşam söz konusu bu dünyada. Bu yüzden de acıyı öğretici kabul etmiş insanoğlu. Anlaşılan başa çıkabildiği bir durum değil bu yüzden olumlulamayı seçmiş. Olumsuzluk yüklese, zaten olumsuz bir durum acı denilen şey, bir de üstelik olumsuzluk yüklerse dayanılmaz olduğunu düşünmüş anlaşılan.
                Kim duygularına hâkim olabilir ki? Hemen hemen hiç kimse hatta hayvanlar ve diğer canlılar da dâhil bu duruma. İnsanlar kısmen frenlemeye çalışsa da duygularını pek uzun süreli olmaz bu durum, eninde sonunda bırakırlar kontrol etmeyi. Çünkü dayanılmaz olur ve tüm enerjiyi emmeye başlar.

                İnsan şen şakrakken ne kadar da enerjik oluyor değil mi? Her sorunun üstesinden gelebilecekmiş gibi düşünür her zaman. Üstesinden gelemeyeceği bir engel yoktur adeta. Yılmaz, yılgınlık aklına gelmez var gücüyle yüklenir sorunların arkasından. Haksız da sayılmaz hani.

Görsel: Google Görseller

6 yorum:

  1. Zorluklara çözüm bulup mücadele etmek için var beynimiz..
    tamamen teslim bayrağı açmakta yanlış, intihar'ı saymıyorum bile düpedüz korkaklık..

    yaşadığınız çevreyi kendinize uyduramazsınız , doğru sosyolojik davranış: bizim çevreye uymamız..
    saçma bir yorum oldu.. herkesin bildiği şeyleri söyledim.. olsun bu da okuyanlar için bir pekiştirme olur.. hayırlı bayramlar Halil bey...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Genelde bilinenler tarihler boyu sürekli tekrarlanıyor zaten bir şekilde ama hafıza sorunu olmalı bu insanoğlunda. Toplumsal bellek korunmadığı gibi çok zararlar verilmiş tarihler içinde ve yaşanan travmalar çok şeyin üstünü kapatmış görünüyor iyi bakıldığında.

      Sil
  2. Acı, keder gerçekten de başa çıkmakta zorlandığımız duygular, savaş esirleri konusunda ben de olsam herhalde intihar ederdim ama aşağılama, işkence yoksa, - böylesi de olmaz ya- ve geride bekleyen eş, çocuklar varsa belki onlar için katlanılabilir. İnsanların gördüğüm kadarıyla tek ortak noktaları yeme, içme güdüsü, karınları doysun, ihtiyaçları görülsün bunun üzerinde bir şey tanımıyorlar:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insanların hepsini ayakta tutan sadece umut, umut tükenince göze fazla bir şey görünmüyor ama bir de öğretilen, öğrenilenler var. aslına bakılırsa çok şey yanlış. çoğumuz farkına vardığımızda geri dönüşü olmayan noktalarda oluyoruz, genel durumda ise insanlar farkına varamıyorlar bile.

      Sil
  3. Yazınız gerçeklerden ibaret. Ama önüne geçilemeyen şeyler var hayatta. Keşke her şey değil de, bazı kaldırılması zor acılar olmasa... Onlardan kaçış zor zira. Emeğinize sağlık. İntihar konusunda bence daha tedbirli düşünmeliyiz. O kişinin duygu durumunu anlamamız imkansızdır. Ancak yaşayan bilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki yaşanılan bazı durumlar gerçekten altından kalkılması zor durumlar oluyor ancak ne tuhaftır ki insanoğlu her acıya katlanabiliyor. Ancak başka da çaresi olmuyor maalesef. Haklısınız elbette, imkansızdır. Dışarıdan göründüğü kadar basit değil.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.