AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Cumartesi, Ağustos 18, 2018

Değişim

"Değişim"
Değişim

                İnsanın değişiminin farkına varılmadan olduğunu düşünürken, kendi yaşamını düşünmeye başladı baştan sona. En geride neyi hatırlıyordu? Kendine sorduğunda bu soruyu bir süre durakladı sabit gözlerle aşağıdaki sessiz çığlıkların atıldığı kalabalık yığınına bakarak.
                Aşağıdakiler de yukarıdakiler de değişiyorlardı ister istemez. Elbette kendisi de değişmişti; hem fizik olarak hem de düşünce olarak. Özellikle bir çabası olmazdı insanların bu değişimlerinde. Belki de yanılıyorumdur, kim bilebilir ki? Yan tarafından bir avuç toprak alıp savurdu havaya. Bir anda hafif esen ters rüzgâr fırlattığı toprağı üzerine doğru getirince de kaçınmaya çalıştı. Kaçınsa da olanlar olmuştu çoktan. Kendisi farkına varıncaya kadar her tarafı tozlar içindeydi. Çırpınmayı denedi tozları ve ot parçalarını başından, yüzünden ve diğer yanlarından atmak için. Sonra da pek işe yaramadığını düşünüp vazgeçti bu çabasından.
                Öğretmenlik için ön kayıt yaptırmaya gittiği zamanları hatırladı. Neredeyse 30-40 yıl önceydi. Liseyi bitirip üniversite sınavlarına girmişti ama merkezi sistemle yerleşememişti. Nasıl yerleşsin ki. Kendi imkânsızlıklarıyla boğuşmaktan doğru dürüst kaynak kitap, yoktu. Dershaneye gidecek parası yoktu. Sadece kendi olağanüstü gayretleri vardı. Uykusundan bile feragat ederek günde iki saat uyumakla hazırlanmaya çalışmıştı üniversite sınavlarına.
                Her ne kadar merkezi sistemle yerleşemediyse de güzel puanları vardı. Hala çok net olarak hatırladığı sayısal puanı 419 idi. Sosyal puan 432 idi. Aydın Ortaklar eğitim Enstitüsü iki yıllık bir okul ve ilkokul öğretmeni yetiştiriyordu. Ön kayıtla öğrenci alacağını ilan etmiş, taban puan 219 idi hatırladığı kadarıyla. Milli eğitim bakanlığı koalisyonun ortağı olan MHP’de idi.
                Otogarda bir arkadaşıyla karşılaşmıştı, biletlerini alıp Aydın’a doğru yolculuk yaparak ortaklara ulaşmışlardı sabahın erken saatlerinde. Yerleşecekleri kesindi. Tamamen emindi her ikisi de. Ancak okulu bulup bir süre dışarıda beklemek zorunda kaldıklarında anlamaya başlamıştı durumu.
                Kayıtlar durdurulmuştu, okulun giriş kapısındakiler öyle söylüyordu ve hiç kimseyi bahçe kapısından içeriye almıyorlardı. Kapının açılması ihtimalini düşünerek kapıya yakın duruyordu herkes. Arkadan bir yaşlı kadın ve yanında torunu olan genç bir kızla kalabalığı yararak ilerlediler. Denilen sözleri dinlemeden ilerlemeye devam etti kadın ve torunu olan kız.
                Bahçe kapısına dayanıp zorlamaya başlayınca kapıdaki genç görevli ikaz etti kadını ama dinleyen kim. Bağıra çığıra zorlamaya devam ediyordu. 100 kişi kadar kalabalık da izliyordu. Ancak beklenilen gibi olmayacağı anlaşılmak üzereydi adeta. Kadın ile birlikte kalabalığın önde olanları, zaten derme çatma olan bir metre yüksekliğindeki sürgülü kapıya yüklenince kapı yamularak devrildi ve insanlar içeriye girmeye başlayınca okulun kapısından birkaç genç çıktı ve hırsla kalabalığı karşılamaya hazırlanıyordu.
                Zafer arkadaşıyla birlikte ilk anda tereddüt etmiş olduğundan oldukça arkalardaydılar. Gelen gençler bağırarak kalabalığı durdurmaya çalışıyorlardı ama çok fazla etkili olamıyorlardı. Okul oldukça dışarıda olduğundan polis falan da yoktu. Bir el silah sesi duyuldu ve bir panik oluştu kalabalıkta. Bazıları yere yattı, bazıları geriye dönüp insanlara çarpa çarpa bahçeden dışarıya çıkmak için çaba gösteriyordu.
                Yaşlı kadın ve torunu ilerlemeye devam ederlerken tam da okul giriş kapısına yaklaştıklarını düşünürken on beş basamaklı merdivenin ilk basamağında güçlü kuvvetli bir adam yaşlı kadının kolundan kavrayarak geriye sürükleyerek döndürdü ve sürükleyerek bahçe kapısına doğru sürükledi. İlk zamanlarda ayakta idare edebilen kadın devrilen sürgülü kapıya yaklaştıkları esnada tökezleyip düştü yere. Elinden kurtulmuştu adamın. Ayağa kalktı bağırıp, ağlayarak. Geriye döndü bir adım atamadan tekrar kavradı adam kolundan ve savurdu dışarıya doğru “ne laf anlamaz bunaksın be, al kızı da defol, yoksa bilirim yapacağımı!” diye bağırdı.
                Sağ kolunu da yukarıya kaldırarak diğer bekleyenlere “kayıtlar bir süreliğine durduruldu. Tekrar haber verilene kadar bekleyeceksiniz.” Diyerek geriye dönüp okula girdi. Beş on dakika sonrasında iki kişi geldi ve kapıyı tamir etmeye çalıştılar. Tam olmasa da kapıyı ayağa kaldırmayı başardılar.
                Zafer arkadaşının kolundan tutarak beş adım ileride kaldırımda bekleyen elma satıcısına doğru gittiler. Neredeyse iki yumruk büyüklüğünde başyıldız elmaydı elmalar. Kıpkırmızı, “ye beni” diyordu elmalar bağıra bağıra. Öğle vakti geçmişti zaten, açlık kendini belli ediyordu. Yakın görünürde herhangi bir yer veya tesisi yoktu.
                Elmanın birini seçip arkadaşına uzattı Zafer, birini de kendine aldı. Parasını da ödedi. Arkadaşı sevinmişti bu duruma. Elmayı birkaç kez ısırdıktan sonra tekrar kapı önüne itmeye çalışan arkadaşının kolundan tutarak “gitme, burada bekleyelim. Görünüyor zaten her şey.” Dedi ve elmalarını ısırmaya devam ettiler bir süre daha.
                Bir saat kadar geçmişti ki, karşı kaldırımdan kendilerine doğru gelen gençleri gördü Zafer. Şüphelenmişti durumlardan. Gelenlerin birinin koltuğunun altında açık bir şekilde görülsün diye itinayla sıkıştırılmış Milliyet gazetesi, bir diğerinde Cumhuriyet gazetesi görünüyordu. Ama bıyıklarıyla uygun düşmüyordu gazeteler. Bekleyip göz ucuyla takip ediyordu Zafer.
                Sakin bir şekilde kapıya yaklaştılar, kimse engel olmadı ve girdiler içeriye. Onlar girince diğerlerinden de girmeye niyetlenenler olunca onlara engel olundu. Ara ara üçer-beşer kişilik guruplar halinde ve benzer şekilde gazete taşıyanlar girmeye başladı derken ikindi vakti geçti, mesai sonuna doğru “kayıtlar açıldı” denildi bahçe kapısında. Ama kalan beş veya on kişi kadardı.  Kayıt yaptırdılar.
                Sonradan durum anlaşıldı ki, yerleştirilmek istenen kişilerin puanları düşük olduğundan dolayı taban puan onların puanına uygun olarak düşürülmüş ve engellemelerle de herkesin ön kayıt yapması engellenerek yalnızca bakanlık parti örgütlerinin oluşturduğu listelerin kayıt yaptırması sağlanmıştı. Ön kayıtla öğrenci alan okulların neredeyse tamamında benzer olaylar yaşanmıştı o zamanlarda. Bazı okullarda solcu öğrencilerin hâkimiyeti vardı ve oralarda söz sahibi olamamıştılar.
                Zafer ve arkadaşı yerleşememişti o puanlarına rağmen. Kendilerine verilen cevapta “evrak eksikliğinden dolayı kaydınız uygun görülmemiştir.” Denilmişti sadece. Listeler yayınlandığı gün sonucu öğrendiklerinde nereye gideceklerini bilemediler. En yüksek puan 300 idi listede. Kendilerinin 400’ün üzerinde olmasına rağmen yerleşememişlerdi. Karar verdi Zafer o anda. “Gelecek yıl kesinlikle merkezi sistemle yerleşeceğim.”
                Uzun bir süre neredeyse nefes bile almadan kaldı öylesine. Dalgındı, yüzünde kızgınlıkla birlikte nefret ifadesi vardı. Sonra tekrar tekrar üstünü başını silkeledi tekrar tekrar. Ada hafif de olsa rüzgâr esiyor ama herhangi bir şey uçurup sürükleyebilecek kadar değildi.
                İki kolunu arkaya doğru gererek kollarına yaslanarak gövdesini biraz geriye kaydırdı, başını da geriye atarak gökyüzüne bakmaya başladı ama derdi yıldızları seyretmek değildi, düşündüğü şeyler vardı. Aklına geliveren durumlar olduğunda ve kendisinde iz bırakmış ayak izleri olduğunda öyle yapardı. Artık bilinen bir davranışıydı bu durumlarda gösterdiği mimik ve hareketler.
Görsel: Google Görseller

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.