AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Perşembe, Ağustos 30, 2018

30 Ağustos Zafer Bayramı

30-Ağustos

30 Ağustos

                Bloğumu ilk açtığım yıllarda bütün özel günlerde kutlama yazıları yayınladım, artık yayınlamıyorum. Sebebini merak edersiniz belki diye bu yazıyı yayınlamaya karar verdim.
            Ne de olsa oldukça hevesli başlar her insan bir işe ilk başladığında. Ben de öyleydim blog yazmaya başladığım ilk zamanlarda. Gerçek dünyada bulunmayan şeylerin blog ortamında sanal olarak da olsa olabileceğini düşünmüştüm o kadar samimi ve sıcak duygulu yardımsever yazıları okuyunca. En yardımsever camianın blog camiası ve ortamı olduğu konusunda hala aynı fikirdeyim diyebilirim ancak bende değişen şeyler oldukça fazla oldu bu kısa maceramda.

            Türkiye’de ve dünyada olup bitenleri biraz düşününce zamanın çok gergin olduğu fikri oluşmaya başladı benim kafamda. Örneğin: Türkiye, Amerika en belli başlı değişenlerden belli başlıları. Seçilmiş yöneticiler eğer bir memlekette  “ben gidersem memleket felakete sürüklenir!” diyebilmişse o memleket zaten bitmiştir, ilk sinyali değil son sinyallerdendir bu söz. En azından ben öyle düşünmeye başladım. İster “his” diyelim ister “önyargı.” Adına her ne konursa konulsun bu cümle “Ben” kelimesini ön plana koyuyor demektir.
            “Ben” kelimesi bencillik ifadesi olarak kabul edilir. Bu yüzden özellikle bizim –Türk- kültüründe “Ben demek, kör şeytan” diye bir ifade vardır. Bir kişi bir konudan bahsederken mecburen “ben” kelimesini kullanacak ise kullanmazdan önce söyler bu cümleyi, özellikle söyler ki, bencil olmadığını izah etmiş olur böylece. Biz öyle anlardık en azından. Artık öyle bir cümle kuran kalmadı sayılır artık. Ne çok şeyi çabucak unutuyoruz, öyle değil mi?
            Amerika’dan bahsettim. Amerika’da işler kötüye gidiyor artık, öyle eskisi gibi dev bir ekonomi falan kalmadı çünkü ondan daha açıkgözler türedi dünyada. Kapitalist düzen içinde dünya talan edilmekten kurtulamadığı gibi, insanlar da yeterince sömürüldüler. Bu sömürüler yüzünden ölümler aldı başını gidiyor. Savaş, ilaç kaynaklı ölümler, ilaç endüstrisi bizzat ilaç diye yutturulan kapitalist sistem içerisinde insanlar zehirleniyor uzun vadeli olarak. Zehirlenmeyen hiçbir ulus insanı yok tabii ki. Amerika veya dünyanın başka bir yerinde de üretilse kendi milletinden insanları da zehirliyorlar. Bütün mesele para kazanmak. Adına da ticaret diyorlar. Ne kadar ilginç öyle değil mi? Zehirleyip hasta ediyorsun, arkasından da talep doğuyor ve ilacını buldum diyorsun zehirlemeye devam ediyorsun hem de para veriyorsun zehirlenmek için. En yakın örneği “Domuz gribi” meselesiydi her türlü oyunun ortaya çıktığı bir şeydi bu senaryo. İçinde dünya sağlık örgütünden insanlar da vardı. Hatırladınız mı? Ben hatırlıyorum, çünkü kendim ve oğluma aşı yaptırmamıştım ama hanımı ikna edemediğim için yaptırmıştı. Sonrasında da bir gün kalorifer bakımcısı “Domuz aşısı olanlar domuz olacaklarmış, hoca öyle dedi” demez mi, hanım da duydu bu sözü. Ben gülmekten kendimi alamamıştım.
            Aradan çok zaman geçti sayılmaz. Hala da devam eden bir düzen var. Bu kapitalist düzen, insanlara şatafatı ve yalanı sevdirse de sürekliliğini devam ettirebilmesi için insanların aydınlanmasına falan ihtiyaç olmadan kendi kendini kendi hastalığıyla boğacaktır. Kısa sürede olmayacaktır ama uzun vadede bunun olması kaçınılmaz. Kaynaklar birkaç elde toplanıp süreç içerisinde kaynak olarak görülen tüketiciler iyice zayıf düşecekler, görülen durum da bu.
            Dolar şimdilik fena gitmiyor ama nedeni Amerikan ekonomisinin gücünden falan değil, Trump görüyor anlaşılan, savaş açmasının nedeni var. Kendi üreticisini ayakta tutmak. Başkasının onları yıkmasına gerek kalmadan onlar kendilerini yıkacaklar zaten. Dünyada sömürülecek değerli zenginlik kaynaklarına herkes göz dikmiş durumda.  
            3o ağustos kutlaması yazmaya ne elim, ne dilim ne de gönlüm el vermiyor. İçim kan ağlıyor açıkçası. Küskünüm, kırgınım, endişeliyim, kaygılıyım, korkuyorum. Hem bu günden hem de yarınlardan. Yarınlar öyle kolay olmayacak çocuklarımız için. Yetmiş seksen yılda adım adım, göz baka baka gelen bu durum ülkenin ne kadar kazanımı varsa silip süpürmeye devam ediyor. Karabasan gibi çöktü karanlık memleketin üstüne.
            Kandırmaca, yalan, talan, boş vermişlik, liyakatsizlik, riyakârlık… Daha ne akla gelirse kötüye dair her şey oldu, olmaya devam ediyor Türkiye’de ve ne muhalefet, ne de vatandaşta tık yok, her şey lafla halledilmeye çalışıyormuş gibi görünmekten öte geçmiyor.
            Bu memlekette yaşayan, komünist, sosyalist, ilerici, devrimci, sosyal demokrat hatta liberal –iyi niyetli- olan tüm iyi niyetli insanlar şapkasını önüne koyup tekrar düşünmesi gerekiyor. Zaman oldukça fazla geçti, oldukça fazla yara alındı ve zarar var. Daha olacaklar da kapıya dayandı yakın zamanda tekmeyle açılacak tüm kapılar.
            Ben demek kör şeytan, ben iyi olan ve iyi olacak hiçbir şey göremiyorum. Yılların emeğiyle o kadar zorluk ve yokluklara rağmen elde edilen bütün varlık ve kazanımlar buharlaşıp uçtu. Buharlaşanların bu memlekete faydası yok ve olmayacak artık. Tasarruf tedbirlerinden de görüleceği gibi en başta tasarruf yapılan şey en gerekli şey olan “eğitim”den yapılıyor. Kendi çocuk ve yakınları yurt dışındaki en iyi eğitim kurumlarında okurken Türkiye’deki çocuklara imamhatipler uygun bulunuyor diğer okullardaysa din tüccarlarının karanlık yüzü hâkim olmuş durumdadır. Cehalet kol geziyor her yerde. En başta da en tepeden başlıyor cehalet zifti akmaya. Kin ve nefret nereye kadar götürür bu memleketi. Gitmeyecek artık zaten belli oldu. Gitmeyecek ama giderlerken de kan gövdeyi götüreceğe benziyor.
            İçeride ikiye bölünen cahil bir halk, çeteleşmiş devlet ve devletin kolu olan kurumlar. Kurtuluş savaşında kazma, kürek ve çakaralmazlarla savaşılabildi çünkü işgalciler karşıdaydı. Ama şimdi işgalciler içeriden ve dışarıdan. Kapılardan içeriye el birliğiyle girdiler onlarca yıllardır. Bu da gösteriyor ki iş kurtuluş savaşından daha da zor.   30.08.18-Halil Gönül

 Görsel: Google Görseller

6 yorum :

  1. Baştan aşağıya çok içten ve "biz" diliyle yazılmış bir yazı... katılıyorum ve takdir ediyorum sizi Halil bey...👏👏

    YanıtlaSil
  2. Hislerime tercüman olmuşsunuz Halil bey, ne diyeyim şu hallere gelmenin en büyük sebebi cahil kesimler ve dini, imanı para olanlar. Çıkarcı, paragöz tiplerin umurunda değil vatan, Atatürk, cumhuriyet, 30 Ağustos, paraları, ihalelerden alacakları trilyonlar, Dolarlar, lüks rezidanslar, ayaklı kuyumcu gibi karıları...parayı, ahlaki değerlere, vatana tercih eden bir kesim var, bir de şu türban yasağı yüzünden Tayyip'i dindar, diğerlerini dinsiz, imansız sanan cahil kesim var. Hala twitter'da Atatürk şapka giyenleri astırdı gibi yalanlara inanıyorlar:( cehalet ve çıkarcılık işte bir ülkeyi mahveden iki şey...:(

    Elinize sağlık...yine de 30 Ağustos'umuz kutlu olsun

    YanıtlaSil
  3. Ah abim, hepimizin düşüncelerinin tercümanı olmuş, döktürmüşsün cümleleri. Dünyada en etkili iki uyuşturucu vardır, her dönem her yerde özellikle bizim coğrafyada işe yarar. Biri paradır, diğeri ise din. İkisi çıkar ile bir araya geldi mi, hele de cehalet gibi besleyen bir unsur da varsa bu ülkeleri hem yönetir hem sömürürsün. Etki- Tepki döngüsüyle bizi dinimizden uzaklaştırıyorlar. Oysa ki din tüm siyasi yaşamın üzerinde çok özel bir olgudur. Laikliğin önemini her gün daha iyi gösteriyor bize bu yaşananlar. Emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim. elimizdekilerin kıymetini kaybettikten sonra anlarız her zaman.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.