AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Çarşamba, Ağustos 02, 2017

Pazar Gözlemim-19-İlk ve Son Yardım İsteği-Yaşlı Adam Gitmiş

Yaşlı Adam Gitmiş 
"Yaşlı Adam gitmiş"

               Anlattıkları yıllar öncesine götürdü beni; belki 40 yıl geçmiştir bu yana. Aynı yaşlarda ve aynı tipte yaşlı bir adam, İstanbul Bakırköy sahil kenarında bir bankta oturuyordu gün batımında.                  

           Çekirdek çıtlayarak yürürken oturmak istemiştim ve yanına oturmuştum yine “merhaba” diyerek.
            O yaşlı adam da çocuklar küçük diye 30 sene katlanmış. 1982 yılıydı sanıyorum, 50-60 yaşlarında kısa boylu, zayıfça, bakımlı bir adamdı.

            30 sene boyunca aynı odada hiç konuşmadan, birbirlerine sırtlarını dönerek, biri çorabının söküğünü dikmiş, diğeri de fistanının söküğünü derken üç çocuğu da büyümüş, okumuşlar. 

             Erkek olan en büyükleri yüzbaşıymış o zamanlar, bir diğer kız öğretmen, en küçük kızı da ebe olmuş ve evlenip barklanmışlar.

                  Yaşlı adam yıllardır konuşamadığı ve dökemediği derdini, kısa bir durgunluktan sonra, hiç tanımadığı yabancı bir delikanlıya anlatma ihtiyacı duymuştu belki de.
             Birden boşaldı duyguları ve ben de nezaketen dinlemek zorunda kalmıştım, ayrılmanın hoş bir davranış olmayacağını düşünmüştüm. bir saatten fazlaydı bu anlatı.

         Gençlikten olmalı, o zamanlar fazla bir şey de anladığımı söyleyemem ama oldukça etkilenmiştim ve yıllarca aklımdan silinmeyecekti o bir saati geçik akan zaman.

                Çocuklar ne yaptıysa barıştıramamışlar onları. Zamanı geldi diye boşanma davası açmış adam. Hâkime “40 yıldır evliyiz ve 30 yıldır konuşmuyoruz, ruhen zaten ayrıyız” deyince hâkim reddetmiş boşanmayı, boşamamış.  "30 yıl dayandıysan bundan sonra da dayanırsın" demiş gözlerine bakarak, üstelik bir de gülümseyerek söylemiş hâkim. Çaresiz katlanmaya devam ediyormuş adam.

                Bu kadar mı benzerlik olur diye düşünmeye başladım, konuşmasını dinler gibi görünürken. İki adam da aynı yaş ve tiplerde.

                Uzunca bir süre oturduk birlikte. Ben genelde az konuşmuştum.  Yaşlı adamı dinledikçe başım dönmeye başladığını fark ettim. Arada mideme birden kramp giriyor istifra edesim geliyordu. Sanki bir an başım daha fazla dönmeye başladı ve terlediğimi hissedince mide bulantım daha da arttı.

                Daha fazla dayanamayacaktım bu konuşmaya. Tedirginlik yaşıyordu o da karşımda. “Rahatsızlandın sen evlat” dedi gülümseyerek.

                “İzninizle lavaboya gitmem lazım” dedim ve ağzımı ellerimle sıkıca kapatarak kalkıp koşturdum. Beş dakika kadar kaldığımı düşünüyorum lavaboda. Biraz rahatlamış olarak döndüğümde, masada kimse yoktu. “Gitmiiiş!” diyebildim. Masadaki hesabı da ödemişti. Çok mahcup oldum.
"Ne kadınlar varmış, gördün mü!"

                O günden sonra tekrar tekrar vardıysam da aynı yere, daha da göremedim bir daha. Rahmetli mi, sağ mı bilmiyorum. Üç mü, beş mi yıl geçti tam hatırlayamıyorum. Bazen gözlerimin önüne geliveriyor hayali birden ve serap gibi hemen kayboluyor. Tuhaf bir etkisi kaldı üzerimde: Ne üzüntü ne de sevinç; çok değişik bir duygu bu.
                Bazen aklıma geldikçe karımın suratına bakıyorum galiba “Ne oluyor sana, neden bakıyorsun bana öyle?” dediğinde, kendime gelip “Yok, yok bir şey” diyerek geçiştirdim birkaç kez ama peşimi bırakmıyor o günden beri.
                     Hemen bir durgunluğumu fark etse, yanıma gelip “Bir derdin var senin epeyce zamandır ama söylemiyorsun. Belki söyler diye sıkıştırmak istemiyorum bilesin” dedi son defasında ve benim için bir tehditti bu cümle. Bir gün gelip bana anlattıracaktı durumu, daha dikkatli olmaya çalışmaya başlamıştım.

                “Biliyordum anlattığımda söyleyeceği sözü, ‘Ne kadınlar varmış gördün mü!” diyecekti gözlerimin içine dimdik bakarak ve arkasından gülecekti.


   Not: 4/4
     3/4 gelsin...          
    1/4 gelsin...                                                                      29-07-2017-2000

                       Halil GÖNÜL

Görsel:Pixabay.com

8 yorum :

  1. Kırk yıllık evlilik hayatının otuz yılının konuşmadan geçmesi ne acı. Umarım böyle şeyler yaşamayız.Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ebemkuşağı,
      maalesef çok acı; haklısınız!
      Böyle şeyler yaşamamanız dileklerimle teşekkür ederim.
      Hoşça ve mutlu kalın. :)

      Sil
  2. yazınızı okudum ruh eşi diyorlar ya işte bazıları onu buluyor bazıları da bulamıyor. Her zaman derim severek evlenin karşı cinsi iyi tanıyın. Görücü usulu bana pek makul gelmiyor ha görücü usulü evlenip de mutlu olanlar yok mudur vardır tabi ki ama çocukları için katlanır bu amca gibi.
    Saygılar.
    Fakir yazar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fakir yazar,
      bulan kişi define buluyor aslında da farkında olmuyor belki de, bulamayan da sefil bir hayat sürüp gidiyor işte bir umut diyerek!
      Mutlu hayatlar dileklerimle, hoşça kal.
      Teşekkür ederim. :)

      Sil
  3. çok ilginç bir hikaye, çok da ibret verici, paylaştığınız için teşekkürler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eren O.
      Yaşanan iki hikayedir, 30-40 yıl öncesinde ve 30-40 yıl sonrasında; karekter olarak aynı yapıdadırlar. Dinlediğimde beni şoka uğratmıştı her ikisi de. Çok kısa özettir anlatılanlar. :(
      Rica ederim. :)

      Sil
  4. Evlilikler sevgiler bıyerden sonra aradaaki o aşkı tutamazsan buşekıl oluyor 😞

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şeyda nur Dincer,
      haklısınız maalesef. İnsanlarımızın evlilikten beklentileri farklı farklı, hem toplumsal, hem de kişisel olarak.
      Kişiler açık yürekli ve samimi olamadığı sürece hiç bir bağ kurulamıyor, kurduk sanılan bağın da pamuk ipliğinden öteye geçmiyor. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.