Pazartesi, Ağustos 07, 2017

Pazar Gözlemim-20-Tarih’in Bize Anlattıkları-Gelelim Türkiye’ye

Gelelim Türkiye’ye
"İşgal haritası"

    Türkiye geçmiş tarihinden ne kadar ders alabilmiştir acaba?          Osmanlıdan ve daha önceki tarih izleri neleri gösteriyor, hiç de dönüp bakan var mı?

      Bence yok denecek kadar az, onların da sesi cılız kalıyor. Prof. Dr. Halil İnalcık Hoca'dan ne kadar ders alabilmiş Türkiye? Hemen hemen hiç!

Halbuki değerli tarihçi, hem de Osmanlı tarihi alanında birçok yayını olan kişi Türk olmasına rağmen, belki de Türkiye’de en az bilinen kişidir nüfusumuza oranla ama Dünyanın her yerinde birçok kişi bilir ve lakabı “Tarihçilerin Pusulası” olmuştur. Dünya tarihine yön gösteren adam olmuş  maalesef Türkiye ‘ye doğru yönü gösterememiştir. Neden acaba? Okuyan yok çünkü. Bir sürü diplomalımız var ama yalnızca okur yazar o kadar. Basit bir konuda bile düşünme, analiz yapma yeteneği olmayan bir toplumuz çünkü.

Kitap tanıtımlarımın birinde Halil İnalcık ve İlber Ortaylı’nın birer kitabının tanıtımını yazmıştım. Özellikle içinde bulunduğumuz durumların daha öncelerinde benzerlerinin bir Osmanlı zamanı boyunca ve daha sonraları sürekli tekrarlandığı açıkça ortadadır. Bu kadar mı aptalız biz ki bu kadar açık olan bilgileri değerlendirmekten aciz? Elbette Aziz nesin haklı, böyle devam ettiğimiz sürece de haklılığı devam edecek.
"Lozan Antlaşmasına göre Türkiye"

    Evet, aciz, aciz bir toplumuz okuyanımız, okumayanımızla birlikte. Çünkü sonuçlar hepimizi etkiliyor istesek de istemesek de.

Bazılarımız hicap, üzüntü içinde gücü yetmeyerek, bazılarımız da zevk ve sefa içinde yüzdüğünü düşünüp hayal aleminde yaşayarak.

Halüsinasyon içinde olduğunun farkında değil bu toplum. Yakın geçmişimizde yaşanılanların en berbatını isteyerek ve bilerek yaşamımıza sokmaya çalışıyor bazıları. 

Kim bunlar baktınız mı hiç? Elbette geçmişte de var olup o zamanlarda istediklerini elde etmesine fırsat verilmeyenler. Şimdi birilerinin yönetmesiyle kendi kendini yönettiğini sanan, kendini bile yönetmekten aciz bir topluluk. Altında ne yatıyor peki? Kişisel çıkar ve hırslar, yılların biriktirilmiş kini ortaya çıkıyor.
"Bir işgal askeri 7 işgalliyi çekip götürüyor"
İşte Amerika ve onun etrafındaki çıkar gurupları. Türkiye’de de İran’da da kendisini gösteriyor. Fark şu: Diğer Arap ülkelerinde tarihi geçmiş çok da köklü olmadığı ve tarihi kökenleri derinlerde olan ülkeler İran ve Türkiye bu durumu büyük bir sancıyla atlatacaktır eminim çünkü: Bir gün gelecek genlerimizdeki şifreler harekete geçecek ve bu durumu savuşturacaktır.

Genlerimizdeki şifreler henüz uykudan uyanmış değillerdir.

Bu toplumun genlerinde kurtuluş savaşı iz bırakmıştır. İşgal yılları ve o yılların acıları teker teker genlerimize işlenmiştir mutlaka, hemen hemen hepimiz dedelerimizden ninelerimizden çok şeyler duyduk bu konularda.
"Kara Fatma"

O yokluk ve açlık yıllarında insanların çoğu sokaklardaki, yollardaki hayvan pislikleri içinden hububat-buğday, arpa- danelerini seçerek yemişler ve onunla ayakta kalmışlardır. Var mı başka bir memlekette bu gibi bir olay? Yoooook, ben okuyup duymadım en azından.
"Kadınlar Vatan savunmasında"

“Bir bez uğruna ne güneşler batıyor” diye yazmak lazım artık.      Bezlerle örtünerek namuslu kalınacağını veya namuslu olunacağını düşünen bir beyinin beyin varlığı kendini lav etmiş demektir. Ya da namus kavramından bi haberdir. 
Birileri bu durumu bildiği için, durmadan kaşıyıp daha da bürelenmesini sağlama derdindedir insanların. İnsanlar ne kadar bezlerle bürelernirlerse o kadar yok oluyorlar çünkü.
"Cepheye doğru"

Asıl mesele beynin nöronlar arası iletişiminin örümcek ağlarıyla bürelenmesi meselesidir. 
Örümcek ağları nöronların iletişimini sağlamıyor dolayısıyla beyin devre dışı kalmış oluyor.
Bez parçalarıyla bürünenler kendilerine soruyor mu acaba hiç, etrafımda neler oluyor? Diye.
"İşgale karşı kadın"
Benimkisi de soru mu şimdi?  Haydi siz değerlendirin bu soruyu da!

Notlarım arasında “Yarınsız yarınlar -beklentisi kalmamış, yarınların planı yok- “  cümlesi var. 

Belki bu konuda yazarım ileride. Şimdilik konuyu daha fazla uzatmak istemediğimden bırakmak istiyorum yazmayı.
Sizler de yazmayı denemeye teşvik edin çevrenizdeki insanları. Belki de işe yarar, kim bilir!

Ben işe yarayacağını düşünenlerdenim. En azından yarınsız yarınlar olmasın, yaşanmasın diye yapın bunu. 

Yaşayan her insanın bir yarını olabilsin planlayıp yaşayabileceği. Lahana marul veya ağaç yetiştirmek de böyle değil midir? Küçücük bir tohumu atarsınız toprağın bağrına ve beklersiniz sabırla, emek lazım bir de. Korumak ve sulamak gibi. 

"Cepheye yolculuk"
Bir de bakmışsınız bir gün yemyeşil bir bitki çıkıverir ortaya, inatla ve azimle toprağın bağrını yırtarak. 
Sonra ne mi olur? İçinde sevinç dalgaları oluşur görünce ve daha da heveslenirsin bakıp korumak için. Emek harcarsın yani.
Emeğinin sonunda bir de bakmışsın meyveleri olmuştur ve toplayıp yersin ağız tadıyla. Ne kadar da lezzeti olur, insanın kendi yetiştirdiğinin meyvesini yemesi. Tadına doyum olmaz.

Başkalarının yetiştirdiği meyveyi bir kez yersin ya çalarak ya da hatıra binaen göz hakkı diye vermişlerse eğer. Şimdilerde göz hakkı falan kalmadığı için çalmaya kuvvet daha fazla yemek için. Tercih insanların ya çalacaklar ya da yetiştirecekler. Göz hakkı dönemi bitti çünkü üreten ve yetiştiren az kaldı, o da hırsızlara zor yetiyor. Kurtarabilen kurtarıyor ellerinden ve ağız tadıyla yemeye devam ediyor kalanını.

Yetiştirdiklerinizi ağız tadıyla yemeniz ve yarınlarınızı planlayıp yaşayabilmeniz dileklerimle hoşça kalın. 😊

Not: 3/3

      1/3 gelsin...    

       2/3 gelsin...                                                                                                                                                                                                                                                  05-08-2017-1747

                                                                                                Halil GÖNÜL

Görsel: Google görseller

4 yorum :

  1. Ne güzel yazmışsınız. Tarihten her zaman gözüm korkmuştur. Çünkü çok derin ve algılarımın üzerinde bir bilim. Ancak zorla da olsa okuyorum, anlamaya çalışıyorum. İlgisi olmayanın bile çok fazla kaynak karıştırmasına gerek yok. Her Türk vatandaşının bir kez eline alması gereken Nutuk'ta dahi Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşaması belgelerle kanıtlanıyor. Lozan ve Sevr Anlaşmaları arasındaki farkı görebilmemiz için ayrı bir bölüm dahi kaleme alınmış. Lakin dediğiniz gibi okumak, okumaktan da öte bir nebze dahi olsa ilgilenmek gerekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İrem E.
      Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim.
      "Nutuk" konusunda haklısınız, başka bir memlekette olsa-gelişmiş memleketlerde- Tarih müfredatında baş köşeye koyarlar ve ders kitabı olarak okuturlar. Bildiğim kadarıyla Hitler'den başka olanları direkt birinci elden yazan -Kavgam- başka yok Nutuk'tan başka. Hitler'i Almanya, hatırlamak bile istemediği için Bildiğim kadarıyla on yıllarca TV programlarıyla anlattı insanlarına, hem de bütün kötülükleriyle birlikte.
      Bence Tarih bilinci çok önemli, aksi halde dönüp dönüp aynı yolları çiğneyeceğiz acılar içinde kıvranarak. İçinde bulunduğumuz zamanlarda da onu yaşıyoruz zaten, yalnızca yakın zaman değil, Atatürk'ten bu yana hemen hemen bir şey ilave edilemedi yaptıklarının üzerine ve tam tersine yaptıkları ortadan kaldırılıp etkisizleştirildi sürekli. :)

      Sil
  2. ''Yaşayan her insanın bir yarını olabilsin planlayıp yaşayabileceği''çalmadan ve üreterek...bu satırlarda kaldım ben.

    YanıtlaSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.