AKAN ZAMAN

Akan zaman, birlikte akar. Yoksan, akan zaman da yoktur; bu yüzdendir ki, akan zamanı iyi değerlendirmek önemlidir.

Pazartesi, Ağustos 28, 2017

Yavrunuz Kaçırılsa Ne Hissedersiniz? -3/13

"Uçan Şapka"
Şapka Uçtu

            Yerden sürünmeye başladı beni yerimde bırakarak, sürüden ayrılan yavrulara doğru yaklaşmaya çalışıyordu otlar arasında. Aralarında 3-5 metre kadar mesafe vardı.
        İki tane daha yavru ayrıldı sürüden ve diğer ayrılan iki yavrunun yanına gitmeye başladı.

          Her şey doğal görünüyor fakat ben doğal olamıyordum, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi gümbür gümbür atıp duruyordu sürekli.

            Yerde uzanırken üzerime çıkan ve tenimi ısıran bazı karıncaların verdiği acılar bile çok hafifti benim için, olsun, beni yiye yiye bitirebilecekler mi sanki gibi, saçma sapan düşünceler geçiyordu o anda aklımdan.
            Bir anda havada uçan bir şapka gördüm, ablanın başındaki şapkaydı bu uçan şapka; ayrılan yavruların oraya doğru uçuyordu. Anlamaya başlamıştım galiba olanları ve olabilecekleri düşünüyordum. Bir mi, iki mi veya dördünü de yakalayabilir miydi? Merakla ablaya çevrildi gözlerim.
            Abla dişi bir aslan gibi fırladı yattığı yerden ve kurşun gibi gidiyordu şapkanın gittiği yöne doğru, şapka henüz düşmemişti yere ve düşmeye çok yakındı.
            Çok kısa bir süre geçmişti şapkanın düşmesi ve diğer yavrular ve anaçların kaçmaya başlamasından sonra, abla sevinçle beni çağırıyordu yanına, çöktüğü yerden. Dizleri üstünde çöküyordu, elleri göğsünün üstünde.
           “Cig cig cig” sesleri geliyordu göğsünden, iki tane yavru yakalamıştı ve bana bakıyordu gülen gözleriyle, güneş kadar sıcaktı gözleri bana bakarken, o kadar da güzel gülüyorlardı ki anlatılması mümkün değil o anın. Birden boynuna sarılasım geldi içimden ama yapamazdım bunu; korkmuştum yavrulara zarar vermekten.

            “Aç avucunu” dedi abla, “hadi aç aç, korkma!” diyordu karşımda gülümseyerek. 

        Ben olduğum yerde donmuş hareket edemiyor, yalnızca nefes alıp verebiliyordum, göğsümün inip çıkmasını hissederek, ablaya bakıyordum.

            O ise karşımda, güler yüzüyle ve güneş gibi parlayan gözleriyle durmadan başını sallayarak “aç avucunu aç aç” diyordu, sesi çooook uzaklardan geliyor gibiydi, zorla işitebiliyordum ama ne elimi oynatabiliyordum ne de sesimi çıkarabiliyordum, ayaklarımın yere bastığını da hissetmiyordum, çoook yukarılardan bakıyordum sanki onun gülen yüzüne.

            Ne kadar sürdü halim bilmiyorum “cıg cıg” sesi kulaklarımda sağır edercesine çınlamasıyla kendime geldim, elimi uzattım, “diğerini de” dedi abla ve diğer elimi de uzattım ona doğru, ikisini birleştirerek, ağaçlardaki kuş yuvaları gibi yaptım ellerimi.

Not: 3/13

26-08-2017-19.40 

   Halil GÖNÜL

Görsel: Google Görseller



4 yorum :

  1. Yanıtlar
    1. İrem E.
      Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. sevgilerimle hoşça kalın. :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Avrupada Yaşam,
      bir de çocukken tatlılıklarını sorun siz. Adeta ananın bebeğine karşı hissettikleri duygu nasılsa aynen o duygular oluşuyor çocuklukta. Arkadaş, kardeş, bakmak ve beslemekle yükümlü olduğun küçük bir bebek!.. :)

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.