Perşembe, Temmuz 04, 2019

Yazın, sadece yazın.

ne isterseniz yazın

Ne isterseniz yazın

                Çocuklar, bu gün sizden istediğim serbest olarak bir şeyler yazmanız. Ne isterseniz, ne hakkında isterseniz yazın; içinizden geçtiği gibi, hiçbir kurala dayanmadan, hiçbir kural olmadan. Yalnızca yazın istiyorum. Neler çıkacak bir görelim hep birlikte.

                İsimlerinizi yazmak zorunda da değilsiniz,. Tekrar ediyorum yanlış anlamamanız için. İsim yazmak zorunda değilsiniz. Yani kimse sizin ne yazdığınızı bilmeyecek yani. Bir haftalık bir çalışma olacak bu durum. Bir hafta sonra getirip yazı tahtasının yanında oluşturulacak kilitli kutuya atabilirsiniz yazdıklarınızı.
                Bu çalışmadan çıkarılacak sonucu şimdilik açıklamayacağım. Elbette bir düşüncem var ama bu düşüncemde emin değilim. Yalnızca şunu düşünüyorum: insanlar bir şeyleri ifade ederken amaçlı olurlar ama kendi kendileriyle konuşurlarken amaçları yalnızca doğruyu bulmaya çalışmasıdır. Yalnızca kendisi değerlendirecektir ortaya çıkanları yani beyninin kendi önüne koyduklarını. Unutmayın ki beyniniz hem dostunuz hem de düşmanınızdır sizin. Belki saçma bir fikir gibi gelebilir şimdilik size ama bana göre olmadığını ben çoktan öğrendim. Bu nedenle bu düşüncemi sizinle tartışmak niyetinde değilim şimdilik; belki daha sonra olabilir, garanti de vermiyorum tabii ki. Zaman ne getirip götürecek göreceğiz hep birlikte.
                Haydi, başlayın, şimdi başlama zamanıdır…
                Geleceğin edebiyatçı adaylarıyla yapılan bu çalışmadan oldukça fazla beklenti içine giren profesör ortaya çıkacakları sabırsızlıkla bekleyecekti bir hafta boyunca. Bu arada kendisi de denemeye karar verdi kuralsızlığı. Aklına düştüğü şekilde, her şey ham olacaktı hiç işlenmeden ortaya çıkan anlık döküntüler olacaktı ama kafasının içi de oldukça karışmaya başladı bu arada. Acaba hata mı yapıyordu bilmeden?
                O kadar çok kural anlattıktan sonra şimdi de kuralsızlık istiyordu öğrencilerinden. Beyninde her şey kurallara göre miydi sanki? Bir an geliveren ve hemen yok oluveren bin bir tür düşünce olurdu çoğu zaman. Hatta öylesi anları olduğunu hatırlıyordu ki, kalem ve bir kâğıt buluncaya kadar her şey kaybolduğu zamanları vardı. Hala da düşünmeye devam ettiği rüyaları, anlık düşünceleri vardı kırpıntılar halinde. Hatta rüyadayken nasıl yazması gerektiğini belirten metotlar, yöntemler olmuştu ve bir an kendini rahatlatmıştı ve sanki yarı uykulu yarı uyanık halleri vardı. Sanki bilinçli gibiydi. Böyle yazarsan çok kabul görecek diyordu anlatan ses.
                Gaipten sesler mi duymaya başladım acaba? Diye sorduğu olmuştu kendisine. Saçmalık olarak bakmış bazen de neden olmasın diye düşünerek bir mantığa oturtmaya çalışmıştı görüp hissettiklerini. Bir kaç kez serbest yazmayı denemiş ancak okuduğunda daldan dala konar bir durum görmüştü yazdıklarında. Ne baş belli ne de son. Bir şeyler anlatılmaya çalışılıyor ama ne olduğu tam anlaşılamayan bir duruma düşüyordu tüm yazılar.
                Evet, ne isteseniz, nasıl isterseniz yazın. Kim olursanız, yetişkin, çocuk, genç; her kim ve hangi yaşta olursanız olun yazın. Yazın ki içiniz dışınıza çıksın ve bir güneş gibi parlayın kendi çoraklığınızda.
                Saçma bulanlar çıkacaktır, aldırmayın onlara. Onlar istedikleri kadar bağırsınlar duymayın onları, tıkayın kulaklarınızı. Bakın göreceksiniz siz de içinizden çıkanları. Yılmayın, 30 yılda bir kelime arayanlara benzemeye çalışmayın. Sadece kendiniz olun ve kendinizi koyun ortaya.
                Neye kıl oluyorum biliyor musunuz? Hani diyorlar ya, bazıları bir eseri tamamlamak için otuz yıl beklemişler ya, bir kelime için yirmi veya otuz yıl beklemiş de bir eser çıkarmış ortaya ki dillere destan olmuş. Şimdi merak ediyorum da maharet bir kelime için otuz yıl beklemekte mi?
                Bir şeye dikkat etmenizi istiyorum sadece. O da şu, kendiniz olun ve kopya çekmeyin. Sizi kontrol edecek olan yine kendinizsiniz çünkü. Yazdıklarınız sizi yansıtsın, sizi tarif etsin. İlk ortaya çıkanlar gözünüzü korkutmasın. Bazen de şaşıracaksınız inanın bana.
                Oooof of, diyeceksiniz bazen. Çünkü herkesin başına gelir benzer durumlar. Ooooof of diyeceğinize, inat edin kendinize ve inatla yazmaya çalışın.  İnsanlar sadelikten yana olmuşlardır daima. Arada abartanlar vardır mutlaka, hemen hemen her şeyi abartmaya yönelirler. Abartı moda gibidir, kalıcı değil anlıktır. Bir süre sonra değerini yitirir. Ticari bir meta gibidir. Yazmanın ticareti de yapılır daima. Bazıları bu durumdan yararlanmak için dönüşürler tıpkı bukalemun gibi ama fazla ayakta duramazlar.
                Birçok öneride bulunanlar olur daima. Bunlar kendisini bu işin ustası sananlardır. Bir usta hiçbir zaman işin nasıl yapıldığını söylemeye yanaşmaz çünkü nasıl yapılacağı anlatılamaz, anlatılan şey kişiseldir, bir kişiye ait olanlardır. Hâlbuki her kişinin kendisine göre anlayışı, hissedişi ve aktarma becerisi ve uygulama yöntemi olur. Size aktarılanları ve gördüklerinizin altında yatan dinamikleri anlayamazsanız sadece kopya çekmiş olursunuz ve taklitçiliğe yönelirsiniz. Bildiğiniz üzere taklit de çok beğeni almaz ve göze batmaz. Bazılarının ilgisini çekebilirsiniz ama yerleşik, yaratıcı olamazsınız. Yaratın, sadece içinizi dökün ortaya ve seyredin danslarını. Eminim zevkle seyredeceksiniz onları. Sakın küçümsemeyin kendinizi ve sizinkileri. Görsel: 

Google Görseller

4 yorum:

  1. Akıcı bir yazı olmuş, teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  2. İnsanın kendi kendisiyle konuşması iyi bir şeydir kanımca.. Doğruyu arar vicdanın sesi de en çok kendi kendisiyle konuşurken duyulur.
    Güzel yazı.. Teşekkürler..

    YanıtlayınSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.