Cuma, Ekim 16, 2020

Akıntıya kapılıp gidiyoruz!

bilgi_paylasimi
Akıntıya kapılıp gidiyoruz!

            Gecenin karanlığı bastırdı. Sanki dünyanın her yanı simsiyah sanacağım bilmesem öyle olmadığını. Her yer bulunduğu coğrafyaya özgü. Bazı erler geceye teslimken bazı yerler de gündüz, apaydınlık.

            Geceden yeni çıktım galiba, kim bilir belki de çıkamamışımdır. Doğumla birlikte giriliyor geceye. Gündüze geçiş zaman alıyor. Eğer şanslıysa o da. Bütün ömrünü gecede geçirenler de var. Az şanslı olanlar, dişiyle tırnaklarıyla yırtmaya çalışarak bir ışık demeti görmeye çalışıyorlar.

Gördükleri zaman da emin olamıyorlar. İlk defa yenilen bir yemek türü gibi, mideyi bozar ya, işte öyle rahatsız ediyor ışık. O kadar emeğe değip değmediğini anlamaya çalışarak geçiyor zaman. Anladığından emin bile olamayarak yırttığın perdeyi azıcık daha yırtarak genişletmeye çalışıyorsun, içeriyi rahat görebilmek için.

Altmış, yetmiş yıl hatta seksen, doksan yıllık bir ömürde, gecede mi gündüzde mi yaşadığını düşünemeden gidenleri gördükçe insan bir tuhaf hissediyor kendisini. Bir mağarada yaşıyorsunuz, içeriye aydınlık çakıyor bir an, gözler alışık olmadığından kamaşıyor. Bir süre körlük yaşıyorsun. Sonra düzeliyor. Karanlığa alışmış göz rehberlik ediyor kişiye.

İşin daha da tuhaf yanı, ışığın olmasını isteyenin olmaması. Değişikliğe ayak uydurabilmek zor. Zor olmasının yanında zaman alacak olan bir durum. İçlerinden birkaç kişinin ışığı düşünmesi çok kısa sürede bir şey ifade etmeyecek. Sadece o kişilerin tuhaflığı olarak düşünülecek. Belki de zaman içinde çoğalamadan nesillere aktarılamadan sönecek.

Bilmek önemli. Öğrenilinceye kadar emek sarf edilip zaman harcanır. Bilginin değerli olabilmesi için öğrenilenin aktarılması gerekir. Aktarılamayan bilgi öğrenilmemiş demektir. Aynı zamanda da değersizdir. Sadece kilitli bir kutuda saklanmaktadır. Ne saklayana ne de başkasına faydası yoktur. Hatta ortada yoktur.

Mesele anlatabilmektir. Kime? Akademisyenlere mi, üniversite mezunlarına mı, lise, ortaokul, ilkokul mezunlarına mı, kime anlatılmalı? Kime anlatılıyor?

Öncelikle, otorite ortadan kalkmalı paylaşabilmek için. Paylaşım eşit şartlarda olmalı. Amir, memur değil, ast, üst değil, iki birey arasında olmalı paylaşım. Eşitlikten kasıt, fizikselliktir. A şahsı, b şahsı gibi. Prof., ilkokul mezunu gibi.

Profesör, kendini bilgili ve sınıf olarak farklı gördüğünde ilkokul mezunundan, bildiğini de anlatmaya gerek görmeyecektir. Bildiğini sadece kendi sınıfından insanlara anlatmayı kolaycılık olarak kabullenecektir. Kısır bir çemberin içinde dolanıp duracaktır.

Demek istediğim şu: bilgi çoğaldı. Eğrisi, doğrusu karıştı. Hangisinin işe yarar hangisinin zarar verir olduğunu seçmek bilgi birikimini gerektiriyor. Toplumların bilgilendirilebilmesi için sağlıklı bilgi iletişim ve paylaşım ağları kurulmalıdır. Aksi halde dünyada yaşanan durum daha da hızlanarak cehalete doğru ışık hızına yakın seyretmektedir toplumlar. Amerika, Avrupa fark etmiyor.

Toplumlar cahilleşiyor. Şiddet artıyor. Yöneticiler cehaleti kullanmayı seçiyor çünkü bilgisizler. Ve bilgisiz yöneticilerin seçimleri kazanması daha da kolaylaşıyor ve kolaylaşacak. Çünkü doğru bilgiyle donanmış insan sayısı azalıyor gitgide. 

Bilgisiz insan özgür olamaz, daima etki altında kalır. Kişisel çıkarlar daima ön plandadır ve çıkarla kolaylıkla etkilenerek avlanır. Avlanan seçmenin verdiği karar da doğru olamaz. Dolayısıyla çoğunluk yanlış kararlar alacak, yanlış yöneticiler seçilecek, adına da demokrasi denilecek. Dünya birkaç yüz –bin- kişiye peşkeş çekilecek.

Saçmalamayı burada keseyim bari. Başlangıçta derdim üçer, dörder kelimeden ibaret cümleler kurarak iletişimin kolay olacağını, daha çok kişiye ulaşılacağını falan yazacaktım bir deneme olarak.

Usta bir yazarın ifadesini -“Roman, ilkokul dört veya lise seviyesindekiler içindir.”-  hazmetmekte epeyce zorlandım. Hatta tam olarak hazmedebilmiş de değilim henüz. Ama katılıyorum. Roman’ın ortaya çıkışı ve yolculuğu dikkate alınırsa sözün doğruluğuna katılmamak mümkün değil. Hele “bestseller” –en fazla satanlar- listeleri düşünüldüğünde ne tür bir el veya ellerin Roman’ın arkasında olduğu anlaşılabilir.


Görsel: Google Görseller

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.