AKAN ZAMAN

Kişisel blog, akan zamandaki yaşam izlerinden derlenen özgün içerikler; hikaye, şiir, anı, gözlem, yorum, sitem, alınan dersler olarak yansır gün yüzüne.

Salı, Mayıs 02, 2017

Çiçeği burnunda Mühendislik anılarımdan birisi-ukalalığım diz boyu

iş makinası
Ukalalığım diz boyu

                Yavaş yavaş alışmaya başladım kuruma, Van’a ve arkadaşlara. Kısa sürede arkadaşlıklar kurmaya başladım, bu durum pek de alışık olduğum bir şey değildi aslında ve ben kendime şaşıyordum çünkü: kolay arkadaşlık kurabilen biri değildim veya ben kendimi öyle sanıyordum. Her zaman tanımaya çalışarak uzun bir zaman geçirir ve istikrar görürsem karşı davranışlarda ancak kanım kaynıyor arkadaş oluyordum genellikle. Bu durum bana yaşam şartlarımdan gelen bir alışkanlıktı, çok zarar çekmiş ve acılar yaşamıştım kolay arkadaşlıklardan. Kullanıldığımı ve sömürüldüğümü düşündüğüm çok durum yaşamıştım.
                Van Türkiye'nin diğer ucu ve genellikle batı bölgelerden-yakın sosyo-kültürel yapı-çok az insan vardı çevrede ve gördüğümüz veya duyduğumuz zaman arayıp soruyorduk hemen. Bir makine mühendisi arkadaşımız bu konuda özel bir yeteneğe sahipti ve en büyük yardımcımız da o oluyordu zaten. Özellikle Van ve yakın çevresinde Egeli olup da dağ taş nerede kadın erkek varsa kesinlikle bilir ve memleketindeki adresine kadar size söylerdi sorulduğu zaman. Bizi her zaman şaşırtmıştır bu yeteneğiyle. Burada yazmayacağım, kulağına giderse kırılmasını istemiyorum lakap takmıştık bu durumundan dolayı. Arada takılıyorduk arkadaşlarla birlikte “Oğlum kokusunu mu alıyorsun bu insanların!” diye.
                Neyse, döneyim kendime. İçine kapanık olan ben kısa sürede kabak çiçeği gibi açıldığımı hissetmeye başladım, içimdeki cevher ortaya çıkmaya başlamıştı kendim de hissedebiliyordum bunu. Aynı okuldan bir arkadaş daha vardı çalışan ve benden yaklaşık bir yıl önce başlamış göreve.
                Benden bir gün sonra Mustafa isminde bir meslektaş daha geldi. Onu da aynı kata verdiler. Bir hafta kadar bizi arayan soran olmadı hiç.  Her gün gelip masamıza oturuyor mesai bitince de çıkıp gidiyorduk. Sabah “günaydın” öğleyin “Afiyet olsun veya tünaydın” mesai sonrası da “İyi akşamlar” ifadeleriyle gelip geçti bir hafta kadar.
                Bir gün sabahleyin, şube müdürümüz: “Çocuklar bugün birlikte çıkalım kontrola” dedi ve haber vereceğini söyledi bize. Sevinmiştik Mustafa'yla birlikte. İlk defa mesleki olarak bir yere gidecek ve bir şeyler görecektik. Çok heyecanlıydık elbette.
                Çaylarımızı içtik, bir saat kadar bekledikten sonra beklenen haber geldi, kat odacısı gelerek yanımıza, “Alizer Bey sizi çağırıyor” dedi ve gitti.  Hemen kalkıp indik şube müdürümüzün yanına. İki kat aşağıdaydı kendisinin odası. O kat idari kattı.
                Şube müdürümüz aynı zamanda bazı işlerin kontrol mühendisliğini de yürütüyordu, eleman yetersizliğinden dolayı. Van kanalizasyon işinin kontrol mühendisliğini yüklenmişti ve uzun süredir devam eden uzun soluklu büyük bir işti. Geçmiş zamanlarda birkaç kontrol mühendisinin başını yemiş bir iş olduğunu daha sonralarında öğrenecektik.
                Nihayet işin başına vardık. İmalat birçok noktada devam ediyordu, en yakın noktadan başladık dolaşmaya. Şube müdürümüz çok iyi niyetli ve sıcak kanlı bir insandı daha önceki yazımda da belirtmiştim, bizleri yeni olduğumuz için kısmen teorik konulara giriyor ve teknik dille konuşmaya çalışarak mühendislik duygularımızı okşuyordu. Ancak söylediği rakamlarda yanlışlıklar vardı, benim teorik bilgiler çok taze ve yerli yerinde duruyor olduğunu o anda anladım. Dedim ya önceki yazımda “Günde yedi sınav olursanız bir dersten hiç unutmuyorsunuz bazı bilgileri çünkü: Kazınmayı bir tarafa bırakın çakılıyor sanki aklınıza o bilgiler ve oradan da söküp atabilene aşk olsun dedirtiyordu.
                Ben saf hanzo, çiçeği burnunda mühendis; durmadan içgüdüsel olarak, şube müdürümüzün söylediği rakamların doğrularını yumurtluyordum hemen, bir.. iki.., üç derken “Haydi çocuklar gidiyoruz” dedi sevgili şube müdürümüz ve hiç kırmadan, bir şey de söylemeden hatta suratını bile asmadan ayrıldık oradan. Dooooğru daireye geri döndük yarım saat içinde.
                Ben hiçbir şey anlamış değildim durumdan ve ne yaptığımı da düşünemiyordum. Uzun bir süre de düşünemedim. Bir daha da bize bir yere gidelim diyen de olmadı ve rotasyon eğitimimiz başlamadan bitti böylece.
                Ortalığın alev alev yandığı yaz günlerinden birinde, ıssız bir katta yalnızca Mustafa'yla ikimiz kalmışız ve Mustafa benim odaya geldi kendi odasından. Pencerenin önüne doğru yanaştı yanı başıma doğru ve bir süre ayakta dikildikten sonra bir şeyler söylemeye çalışıyordu bana ama sesi bir tuhaftı, yüzü cama, sırtı bana dönük olduğu için yüzünü göremiyor, bu nedenle de sesindeki durumu anlayamamıştım ilk anda.
                Ayağa kalkıp ben de pencereye yanaştım yanı başına doğru, hafif başımı eğip yüzüne bakmak istedim. Tam da o anda başını çevirdi irkilerek ve bana baktı. Dalmış olduğu için benim yanına vardığımda irkilerek bakmıştı bana. Gözleri buğuluydu, yaşlar aktım akıyorum diyordu sanki. Dudakları titriyordu, çocuklar gibi de dudaklarını büzüyordu durmadan. Yanakları titriyor ve “Hayrola” dememle koyuverdi kendini, tabii ki göz yaşları da koyuverdi kendini. “Şu işe bak, koskoca dairede bir ikimiz kaldık başımıza. Ne ilgilenen var ne de arayıp soran… küfürler ediyordu, isyan ediyordu.
                Önce onu anlamakta zorlandım. Benim hiç de o tür şeyler aklımdan geçmemiş olduğunu düşündüm birden ve doğrusu çok da umursadığım bir durum değildi içinde bulunduğumuz durum. Ben hala rüyalar aleminden çıkamamış olduğumu anladım. Epeyce sohbet ettik birlikte, çaylar kahveler içtik öğle yemeğine kadar ve öğle yemeğinde yemeğe birlikte gittik çarşıya.
                Öğle yemeğinden sonra daireye döndüğümüzde personel şefi gördü ikimizi içeriye girerken ve kahve içmeye davet etti, biz aynı anda “Senin kahveni içtik biz, buyur gel biz ısmarlayalım” deyince “Tamam, biraz işlerim var halledip geleceğim. Yarım saat almaz” dedi. Hepimiz odalarımıza doğru dağıldık.
                Personel şefi benim odama geldi ve Mustafa’yı da çağırdım. Ne de olsa ben Mustafa’dan bir gün kıdemliyim, kıdem kıdemdir ne de olsa😊.   Kahveleri söyledim telefonla ve sohbete başladık havadan sudan. Arada “Halil Bey, neden o kadar geç kaldın başlamakta?” deyince bana şaşırdım yüzüne baktım alık alık, personel şefinin. Hiçbir şey ifade etmemişti dediği şey bana. “Nasıl yani?” diyebildim. Elindeki zarfı ve içinden benim kendilerine verdiğim atama yazısını çıkarıp bana verdi. Baktım zarfın üstüne ve içindeki yazının tarihine, on gün kadar fark vardı ve zarfın üzerinde de “Yerinde bulunamamıştır, iade” yazıyordu. İlk defa görüyordum bu yazıyı, nedense ilk elime geçtiğinde direkt içindeki yazıyı okuyup telaşlanınca üstündeki yazı hiç de dikkatimi çekmemiş. Köy adresime gitmiş önce ve burada yok Denizli’de oturuyor denilince postacı iade etmiş zarfı idareye ve köyden söyledikleri yeni adrese yönlendirilmiş. Bu nedenle de oldukça geç kalmış, neredeyse benim atama yanıyormuş. İçim cız etti farkına varınca durumun. Anlattım artık kendisine ve gülüştük kaza kurbanı olmadığım için.
                Aradan bir ay kadar geçince bizi etüt ve planlama işlerinde görevlendirdiler. Artık adımıza iş havalesi yapılıyor ve kaynak etütleri yapıyor, raporlar hazırlıyorduk. Az buz da olsa işimiz oluyordu arada bir. Dairede çakılıp kalmaktan kurtulmuştuk ikimiz de.
                Kısa süre içinde bütün dairelerle kaynaşmıştık. Bazen diğer servislerden yardım isteyenler oluyordu taze mühendis olduğumuz için. Bazen de boşta kaldığımızda kontrol arkadaşlar beraber gidelim diyor yakın işlerine ve atlayıp gidiyordum.
Dertli adam
                Gen böyle bir durumla Gürpınar kasabasına gittik bir yapı kontrolü inşaat teknikeri bir arkadaşla.  Arkadaş dediysem benden 10-15 yaş daha büyük aslında. Yaş kavramı çok fazla bir şey ifade etmiyordu artık. İnşaata vardık, daha arabadan iner inmez durumun vahameti kendini gösteriyordu. Bataklık bir alan, su içinde yüzen iş makinası, balçığa batmış 50-60 cm çapında tomruklar ve tomruklar üzerinde temel kazısı yapmaya çalışan makine. Su boşaltma devam ediyor bir taraftan. Projeye baktım hemen, sürekli temel olarak projelenmiş, tip projelerden birisi uygulanıyor. Zemin emniyet gerilmesi mevcut zeminden farklı, iki katlı belediye hizmet binası projesi.
                Ofis odasından çıktım projeyi bırakarak dışarıya ve seyretmeye koyuldum. Kontrol arkadaş da yanı başıma geldi “Bir haftadır uğraşıyoruz böyle ve bir arpa boyu yol gidemedik. Adamcağız da kıvranıyor ama bir şey de yapamıyor” dedi. Öyle söyleyince “Ne uğraşıyorsunuz böyle radye jeneral temele dönüştürün gitsin” dedim birden ve ağzımdan çıktı cümle. “Yüzüme bakmak için biraz eğilerek “Ne dedin ne dedin?” dedi heyecanla. “Radye Jeneral temele dönüştürün dedim” dedim kendisine gülerek. Durumu çok komik gelmişti çünkü. “Tamam” dedi ve oradan ayrıldık, kısa bir süre çevrede dolaştıktan sonra şantiyede yemek için tekrar döndük.
                İşin yüklenicisi de gelmişti o anda. Hoş beşten sonra dertleşti biraz bizimle ve ağlamaklı adam, ne yapacağını şaşırmış haldeydi. Muhasebecilikten geçmiş bu işlere ve teknik hiçbir bilgisi de yok, tecrübesi de; ilk işi yüklenicilikte. Benim söylediğimi sevinerek söyledi kendisine kontrol arkadaş. Adam hiçbir şey anlamasa da çözüm olarak düşündüğü için birden yüzü güldü ve gözleri parlamaya başladı. “Kim yapar bu işi?” dedi hemen. “Şubeye bir sorarsınız, olmazsa dışarıda piyasada yaptırırsınız tadilat projesini” dedim. Adam sevincinden yerinde duramaz oldu ve “Oğlum bizim yemekleri iptal et” dedi “Haydi kalkın gidiyoruz” dedi adam benim ve arkadaşın kolundan tutarak kaldırdı arabaya doğru yöneldik. Genç, otuzlu yaşlarda orta boylu esmer birisi olan yüklenici bizi çarşıya yemeğe çıkardı.
                Şimdilik burada kesmek istiyorum bu yazımı sevgili okurum. Daha fazla uzatıp sıkmak istemiyorum çünkü sizi. Gelecek yazımda bu işin çözümü ve başıma kalışıyla ilgili, ayrıca saflığımın ukalalık boyutunun farkına varmamı ve utancımı anlatmaya çalışacağım.
                Şimdilik hoşça ve mutluca kalın. Gelecek yazılarda görüşmek üzere.
                                                                                                                  02-05-2017-1311
                                                                                                                                                           Halil GÖNÜL
Görsel:Pixabay.com

6 yorum :

  1. Ama en güzel yerinde kesmişsiniz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sevgili Lacivert, öncelikle teşekkür ederim ziyaretiniz ve yorumunuz için. Aslına bakarsanız zaman zaman düşünerek yapmaya çalışıyordum bahsettiğiniz işi ama yazarken de unutuyordum ve bir türlü becerememiştim arkası yarın havasını. Bu seferde bilinçli bir durum değil ancak yorulduğum için kesmiştim ve de devamını yazsam biraz daha uzayacaktı, cesaret edemedim anlayacağınız. Neyse böylece takip etmiş olursunuz, fena mı yani! :)
      Tekrar görüşmek dileğimle hoşça ve merakla kalın. :)

      Sil
  2. İçten samimi bir yazı olmuş elinize sağlık. Devamını bekliyoruz....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim sevgili Muro Cevik, beğendiğinize sevindim. Devamı olacak, şimdilik devamının sayısı hakkında net bir kararım yok aslında. hatırladıklarım çekip çıkardıkça gün yüzüne, aktaracağım bloga. Hoşça ve sevgiyle kalın şimdilik. Görüşmek üzere.

      Sil
  3. İlk zamanlar da hep böyle komik şeyler başa geliyor, di mi? :) Hikayenin geri kalanını merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba sevgili bahce perim, maalesef yaşıyoruz zaman zaman. "Avan proje" isimli yayınım var, sanırım gözünüzden kaçtı. Kısa süre içinde de diğer bölümleri yayınlayacağım. İlginiz için de teşekkür ederim. Beğendiğinize sevindim.
    Hoşça kalın.

    YanıtlaSil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.

Yerleşik reklamlardan, rahatsız oluyor musunuz? Sizi rahatsız eden hangisi veya hangileridir?