Pazartesi, Aralık 11, 2017

Pazar Gözlemim-32-Türkiye Analizi ve İç Savaş Sinyalleri

               
"Ortadoğu-İsrail ve Arap Ülkeleri"
         Mutsuzum, maddi olarak hiçbir şeye ihtiyacım yok, ihtiyaç da hissetmiyorum ama mutsuzum! 
     Bu havayı teneffüs etmek mutsuz ediyor beni. Yetmiş, seksen yıldır adım adım, bu günleri hazırladığımızı açık seçik görmek mutsuz etti beni. 
       Bu zamana gelişe benim de katkım var elbette. Sesimi kendi çapımda çıkardım, bireysel olarak desteklemedim hiçbir şekilde ama mücadele de ettiğim pek söylenemez. Yani mücadele edenlere katkı veremedim, kendi özelimi bahane ettim kendi kendime.
                Mutsuzluğum daha da mutsuzluğa dönüştü son yıllarda. Evet daha da mutsuzum şimdilerde eskisine göre. Hiçbir maddi varlık beni mutlu edemeyecek biliyorum bunu ve son kararım, eminim bu duygumdan.
                İçimde bir ürperti var geleceğe dair. Yirmi, yirmi beş yıl öncesinden bu günleri görmüştüm, yakın çevremde konuşup dillendirdiğim şeylerdi bunlar ancak şimdi yaşıyorum ve görüp duyuyorum çevrede. 1970 ve 1980’li yıllarda hatta daha da genel olarak aslına bakıldığında 1940’lı yıllardan itibaren adım adım ilerleyen tehlikelerdir bütün bunlar.
                Ne yazık ki Osmanlı içinde horlanan Türkler için alışkanlık halini alan küçümsenme ve çaresizlik duygusu bu toplumun genetiğine işlenmiş gibi aymazlığı ve ağır kanlılığı akıl alır gibi bir şey değil. Okuyanıyla, yazanıyla, cahiliyle, profuyla her ne kesim olursa olsun bu aymazlığın içindedir bana göre.
                1940’lı yıllardan beri dış güçlerin kucağına oturmuş ve oyuncağı durumuna düşmüş yöneticiler, sırtlarının yepeçlenmesini önemli bir kabul edilirlik sayarak -kompleksten ötürü- daima kendi durumlarını göremeyerek dışarının yepeçlemelerine göre davranıp kendi toplumundan kopuk bir idare sergilemişlerdir. Bu cahil ve sahip bekleyen toplumu benden, senden diye parçalayıp bir kısmını yanına çekmiş iktidarlarını ayakta tutmanın yolunu seçmişlerdir. Tek amaçları iktidarda kalıp nutuk atmak ve sıkıştıklarında da “dün dündür, bugün bu gündür” ya da “sağcılar suç işledi dedirtemezsiniz” gibi saçma sapan bahanelerin arkasına sığınarak ikna yeteneklerini kullandığını düşünene ve kendini çobanı yerine koyduğu sürüsünü otlak yerine kıra, bayıra süren çobanlar olmuşlardır. Otlattıklarını söylediği sürülerini de her gün aç getirip kapatmışlardır ağıllarına.
                Sürü, zaman içinde kırılsa da açlıktan ve soğuktan, arkasından gelenler sürüyü devam ettirmişlerdir sürekli. Hiçbir zaman da çobanlıktan ileri geçememişlerdir. Hala da çobanlık yaptıklarını düşünmektedirler.

                Neden mi bu kadar mutsuzum, biliyor musunuz?

                Komplo teorisi diyeceksiniz, aklınız havsalanız almayacak dediklerimi belki de ama ben ve benim yaşımda olan insanların birçoğu benzerlerini yaşadı ve daha önceden defalarca seyretti aynı filmleri.
                Bu toplum parçalandı sürekli, sağcı, solcu, alevi Sünni, Kürt Türk, fakir, zengin… aynı taktikler devamlı uygulandı hiçbir değişiklik yapılmadan ve her zaman da tuttu. Yine tutuyor gelecekte de tutacak, böyle cahil kalır ve komplekslerimiz içinde yüzmeye devam edersek. Söylenen sözlere, yazılanlara bakıp okumadan, ne dediklerini anlamaya çalışmadan yalnızca yargılayıp geçersek yani “satır aralarını” okumaya devam edersek olan bu toplumun fakir ve muhtaç kesimlerine olacaktır, filler tepişecek; altta ezilen aciz, zavallı ve güçsüzler olacak. Halbuki altta ezilenler fark edebilse filleri kendilerinin besleyip baktığını işte o zaman çok şeyler değişecektir bu memlekette.
                Şimdi daha da mutsuzluğumun nedenine geleyim: evet yanlış duymadınız ve yanlış da okumadınız, hiçbir maddi varlığa ihtiyacım yo ve ihtiyaç da hissetmiyorum ama daha da mutsuzum. İşte sebebi ve sebepleri:
                Bu memleket liberal sağın beslemesiyle radikal İslami sağın eline geçmiştir yönetim. Kendi istekleri doğrultusunda hiç kimseye aldırmadan etrafındaki ne olduğu ve ne yaptığını bilmez şakşakçılar tarafından sürekli pompalanarak bu toplum eskisinden daha fazla parçalanarak neredeyse insanların kendinden bile şüphe etmeye başladığı bir güvensizlik duvarının içine hapsettirilmiştir.
                Yapılanlar ve söylenenler hiç de tutarlı değildir tamamen açığa çıkan tutarsız davranış ve ifadeler tekrar başka bir tutarsızlıkla kapanmaya çalışılmakta ve üstüne üstlük cahilane tehditler de üstüne koyulmaktadır. Sorumsuzca bir yönetim anlayışı sergilenmektedir. Alevileri evlerinin işaretlenmesi sosyal medyada boy boy afişe edilmesi bile bu şakşakçı insanların oldukça hoşlarına gidiyor olmalı ki hiçbir ses çıkarmadığı gibi onları destekleyen açıklamalarıyla boy göstermektedir. Bir iç işleri bakanının kendine yakıştırdığı tehditkâr ifadeler bile benim tiksinti duymama ve tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Bu insanlar böyle yöneticilerle yönetilmemeli.
                Ne demiş eskiler: “her toplum kendine layık olan yöneticilerini seçer.” Evet aynen durum bu görünürde. Demek ki biz buna layığız. Böyle mi düşünmemiz lazım? Haklıyız, haklıyım mı dememiz lazım böbürlenerek dediklerimiz çıktı diye?
                2019 seçimlerinden sonra eğer böyle gider ve değişim olmazsa ülkeyi kaos bekliyor ve bağıra bağıra, gözlerimizin içine baka baka geliyorum diyor felaketler; iç savaşa doğru sürükleniyoruz hem de uçurumun son kıyısındayız. Hemen geriye çekmezsek attığımız adımımızı uçurumun ucundaki parça kopacak bastığımız anda ve koçun atlamasıyla arkasından atlayan sürü gibi çobanımızla beraber uçurumun dibine yuvarlanacağız.

                Uçurumdan aşağıya yuvarlanıldığında sürünün kaçı sağ kalma ihtimali vardır sizce, uçan koç kurtulur mu peki?

                Memleketin eğitim sistemi ne hale geldi bakın. Diyanetin faksla karı boşanma fetvasını duyan kadınlar ne diyorsunuz? Diyanetin açıklamasına kızanlara bir cevap da var sosyal medyada. Erkeklerin neden rahatsız olduklarını anlamaya çalışıyorlar diyorlar ki: “hadi kadınları anladık da erkeklere ne oluyor yahu? Bir faks boşa al başka birini istediğin kadar değiştir…” ne güzel değil mi erkekler için, gün düşüyor(!)...
                Daha fazla yazmak istemiyorum bu ve buna benzer rezillikleri, rahatsız oluyorum çünkü. Akıl sağlığı yerinde olan ve çağdaş bir zihniyeti olan insanların söyleyip hazmedeceği şeyler değil bunlar. Sapık düşünceli ve dar zihniyetli örümcek ağlı kafaların ürünleri.
                Cahil toplumlar namus ve din kavramları üzerinden tamamen kafeslenerek kıprayamaz duruma getirilip hasta ruhlarını tatmin etmekten başka bir iş değildir yaşananlar ve söylenip, yapılanlar. Bu nedenle daha dün kadar kısa süre önce türban denilen bez parçasını namus ve özgürlük mertebesine çıkarıp kutsallaştırılarak zavallı cahil ve yoksul kesim, yardakçı ve şakşakçılar aracılığıyla tongaya düşürülüp bu günlere gelmenin roketini ateşlemişlerdir.
                Tekrar ediyorum iyi anlaşılması için -satır aralarını okuyanlara bir diyeceğim yok- türbanın meşrulaştırılması bir kıvılcımdı yangını tutuşturmak için ve zayıf noktamızdı toplum olarak namus ve din. En cahil olduğumuz konulardan birisi de dindir bizim. Arapların durumu ortadayken her tarafı Araplarla çevrili bir alanda kıç içi kadar bir toprak üzerinde kurulmuş bir İsrail orada nasıl nefes alabildiğini düşünemiyorum bile. Siz gelin Arapları düşünün bu arada. Bu durum ortadayken biz Osmanlılaşmaya yani Araplaşmaya çalışıyoruz bu çağda ve hala uçkur ve bez parçasının etrafında dönüyoruz. Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti; Üsküdar’ı geçmekle kalmadı uzaya gitti bayanlar baylar!
                İsteyen örtünsün isteyen çıplak gezsin kime ne? Ama birilerini ilgilendiriyor ki; Atatürk ve Cumhuriyeti karalamaya çalışarak Osmanlıyı geri getirebilecek hatta Osmanlıyı tekrar yaşatacaklarını düşünerek imparatorluk, halifelik sanrısıyla adım atmaktadırlar.
                Osmanlı param parça parçalanalı ve her bir parça kendi yolunu çizeli yüzyıl olmuştur. Üstelik Osmanlıyı hiç de sevmedikleri için ayrılmışlar ve isyan etmişlerdir. Osmanlıyı sevmedikleri için onu parçalayan ve kendilerine ayrı yollar çizen bu topluluklar elinden gelse bir kaşık suda boğacakken onların kucağına oturmaya çalışmak ne derece mantıklı ve sağlıklı bir düşüncedir?
                Arapları durumu İsrail’den dolayı ortada ve kendilerine faydası olmayan bu toplumlar tamamen asalak ve gelişmiş ülkelerin oyuncağı, maşası durumundadırlar, kendi sonlarını kendileri getirmekteler zaten oturdukları yerden. “Bir kişinin kendi kendine yaptığını kimse kimseye yapamaz” denilen söz tam yerinde bir sözdür Arap toplumları için.
                Bilmem anlatabildim mi; neden daha fazla mutsuz olduğumu? Siyasi bir düşünce değil bu yazılanlar; elli yılın gözlemi sadece!
                Sağlıklı ve huzurlu yıllar dilerim herkese. Hoşça kalın.
                                                                                                                                              11.12.2017

                                                                                                                                              Halil Gönül


Görsel: Google Görseller

2 yorum:

  1. kudüs olayı bile herhalde bu son elli yılın götürdüklerinden olmalı.. ülkemizdeki siyasi karmaşanın son elli yılının toplum da bıraktıkları izleri dile getirmeye çalışarak duygu ve düşüncelerinizi paylaşmaya çalışmışsınız..elinize sağlık..


    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ertuğrul Yıldırım, evet maalesef.Söylenecek o kadar çok yaşanılan şey var ki; neleri kaybettik? şöyle geriye dönülüp bakıldığında on üç milyonluk türkiye bile bu günün yanında çok sevimli kalıyor.

      Sil

Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.